ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Hayal HEPAKTAN : Ermeni Zulümü

ERMENİ ZULÜMÜ

“1920’ler… Adana ve yöresi…

Posta tatarlığı yapan Mustafa Çavuş’un hanında bir sessizlik hakim. Yanlarında çalıştırdıkları ekmeklerini yiyen Annik’in kocası Ermeni Andon, faytonu çalıştırıyor.

Evin beyi Mustafa Çavuş: “Arabayı ne hana getiriyor, ne hesap veriyor. Hükümete şikayet etsek, bizi suçlu çıkarırlar. Fransızlar, Çukurova’yı aldıktan sonra çok sayıda Ermeni Adana’ya gelip, gönüllü birlikler oluşturdular. Köy basıp, Türkler’i koyun boğazlar gibi kesip, hamile kadınların karınlarını yarıp, canavarca öldürüyor, mallarını yağma ediyorlarmış. Gönüllü jandarma olmuşlar ve hatta polisi bile ellerine almışlar. Zenginlerin yağlarını sızdırıyorlarmış!

Hanım, bildiğin gibi değil, içimizde beslediğimiz bu yılanlar kudurmuşçasına Türkler’e saldırıyorlar. …Aileler korkudan kaçıp dostlarının yanına sığınıyorlar. Hasta olsalar bile gece doktora gidemiyorlar… Her Ermeni’nin kapısında, penceresinde gözetlemek için delikler varmış. Senelerce iş ortağı komşularını bu deliklerden arkalarından vuruyorlar… Birinci Cihan Harbinde de Türkler’i sırtlarından vuran yine Ermeniler olmuştu. Kimi boğularak, kimi bıçakla, kimi de tabancayla arkadan vurulanlar çokluğu teşkil ediyormuş. Sanki gizli bir kuvvet bu cinayetleri işliyormuş da bulunamıyormuş gibi. Daha kötüsü komşularını vuran bu dinsizler, akşam ve yatsı okunurken, ezan sesini duyurmamak için silah sıkıyorlar. Bir kısım Ermeni eşkıyalar köy ağalarını haraca kesmişler. Bazı zenginlerin köprü başında çarmıha gerildiğini, bazı Türkler’in kırbaçlandığını görüp de benim gibi gereğini düşünmez de ne yapar. Artık bıçak kemiğe dayandı. Hükümet ilgilenmiyor. Gidek hanım buralardan gidek… Adana’da durulacak gibi deel, artık kimse malından, canından, namusundan emin olamıyor. Türk kadınlarının namuslarını kiliselerde kirletmişler. Karar verdim hatun, buralardan gideceğik.”

Bu alıntılar gerçekten yaşanmış anılardan, kıyıda köşede kalmış bir kitaptan alınmıştır ve özetleyerek devam ediyorum:

“Ertesi gün önceleri uzaklardan gelen silah sesleri yaklaşmış ve kurşun yağmuru altında halk paniğe kapılıp aç, susuz kaçmaya başlamış Ermenilerin kapı deliklerinden, acımasızca sıkılan kurşunlarla pisi pisine ölmemek için… Gözünü daldan budaktan sakınmayan yiğit Adanalı ovalara kaçıyordu. Açlık, sefalet içinde kaçtılar…ve bir köye sığındılar. Fakat bir gün sığındıkları köyün üzerinden bir tayyarenin uçtuğu görüldü ve o tayyare köyü bombaladı.

Bombalar kesilince silah sesleri sardı köyü. Teslim bayrağı çekildi. Fransızların paralı Ermeni askerleriyle doldu köy. Dipçiklerle yaşlı, kadın, çocuk köy meydanına topladılar. Silahlara süngü takılıp, halka yürü emri verildi. Çaresizlik içinde halk ite kaka yürümeye başladı.

Güneş tepemizde bir temmuz günü başımızda süngülü askerler durup dinlenmeden yürüyorduk… Yürümeyenler, zorluk çıkaranlara kadın, yaşlı, çocuk demeden kırbaçlar, süngülerle vuruluyordu. Nineler beddua ediyor, kadınlar ağlıyordu. Bana da vurdular, yerde debelenmemi gülerek seyrettiler. Ara sıra “alçak dacikler” deyip gülüyorlardı. Dacik, Ermenice Türk demekmiş.

Tuvalet molası esnasında babam, annem ve ben kaçtık, nehrin dikleştiği yere çalılıklara saklandık… Onların gittiklerinden emin olana kadar da saklandığımız yerden çıkmadık. Ters yöne kaçtık ve bir köye sığındık. …

Orada babam ve köyün diğer erkekleri çeteye katıldı, dağa çıktı. Anneme sordum çete ne demek diye. Ben artık öğrenmiştim çetelik, düşmanları yurdumuzdan yok etmekmiş! Aylar geçti… Nihayet büyük ay yıldızlı bayrağımız şerefli yerini alırken Allah Allah, maşallah sesleri ve alkışlar etrafı inletiyordu. Adana’dan iki senelik ayrılık bizlere yirmi sene kadar uzun gelmişti. Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Kuvvayi Milliye ruhu Adanalılar’ı hak ettiği hürriyete kavuşturdu.

5 Ocak

Fransızlar saldırdı, gürledi Ermeniler,

Ermeni’den gelirdi, o kalleşçe mermiler.

Bu vatan benim diye Türk Ulusu şahlandı

Düşman kaçtı geriye, tarih yine sallandı.

Ben sizlerden biriyim, o günleri yaşadım

Silah tutmazdı elim, hiç olmazsa taşladım…

(A.Kadir Bilginer’in şiirinin bir kısmı)

“Çukurovalı mutluydu, sevinçliydi. Yurdumuzun işgal altında olan diğer yurt köşeleri de kurtulmalıydı! Bunun için Çukurovalı, Mustafa Kemal Atatürk’ün emrindeydi. Adana’ya döner dönmez babam Kuvay-i Milliye’ye katıldı ve Mustafa Kemal’in askeri olarak batıya savaşa gitti. Kurtuluş Savaşı bittiğinde geri dönen babam tanınmayacak haldeydi. Afyon’dan İzmir’e kadar Yunan’ı kovalayan Türk Ordusunun nasıl dövüştüğünü neler yaptığını anlatırken heyecanı son haddine ulaşıyordu. Harp bitmiş, çekilen acılar az da olsa dinmişti. Köhne Osmanlı idaresi çökmüş, taze genç Türkiye Cumhuriyeti doğmuş, her tarafta hızlı bir çalışma başlamıştı. Yakılan,yıkılan yerler yapılıyordu,ben de okuyacaktım yaşım ilerlemiş, mektebe yeni gidecektim. Abidin Paşa caddesindeki Namık Kemal İlkokuluna devama başladım. Okul binamız hayli yüksekti. Tepesinde çan ve haç duruyordu. Okul hadememiz Ahmet Ağa sökerek avluya attı. Derslere başlamıştık, mektebimizin poyrazında Kırmızı Kilise vardı. Sonradan (Elhamra Sineması) olan buranın tabanı temizlenirken, etraftaki binalar kokudan rahatsız olmuşlar. Kilisenin bodrumu insan cesetleriyle doluymuş! Halk oraya toplanmış, biz de gittik, dersleri bile unutturmuştu gördüklerimiz. Yürekler dayanır gibi değildi. Kesik insan başları, kol ve ayaklar, çarşafı içinde kokmuş kadın cesedi ve hele bir simitçi tablası içinde başı gövdesinden ayrılmış kol ve ayakları olmayan bir cesedin çıkması, beni daha çok üzdü. Bütün bu vahşetleri gördükten sonra bunları yapanları her aklıma geldikçe lanetle anıyorum. Allah’ın evi olan kilisede işledikleri bunca cinayetlerin cezasıda ona göre olmalıydı. Ve Türkiye’mizden gitmiş olmaları da verilen cezanın büyüklüğünü gösterir.”

92 yıl öncesinde yaşanan, kısaltarak yazdığım bu anılar, gerçek olup Kuvayi Milliye’ye katılan kişi anneannemin babasıdır ve o yıllarda küçük bir çocuk olup, Kaçkaç’ı yaşayan da anneannemin büyük ağabeyi rahmetli Abdülkadir Bilginer’dir. (gazeteci, yazar Recep Bilginer’in ağabeyi) Abdülkadir Bilginer bu anılarını, 1983 yılında , Bursa- Öner Matbaasına bastırdığı KAÇKAÇ’TA BİR ÇUKUROVA ÇOCUĞU adında kitapta yazmıştır .

1926 doğumlu rahmetli anneannemin babasının yaşadıkları ve henüz 8 yaşlarında olan büyük oğlu anneannemin ağabeyi rahmetli A.Kadir Bilginer’in, küçücük bir çocukken bizzat şahit olduğu savaş yılları anılarını ve şahit olduğu tarihi gerçekleri ve anılarını kaleme aldığı bu kitapta, Ermeni zulmü, babasının nasıl Kuvayi Milliye’ye katıldığını ve o dönemi anlatır kitabında. A.Kadir Bilginer neredeyse bir asır yaşamış ve ülkemiz tarihine canlı tanıklık etmiş kişilerdendir. Asırlık bir çınarın anlatışıyla yaşanmış bir hayattan bir kesit olduğu için çok değerlidir.

Üstelik büyük dayım yazdığı önsözünde “Bu kitap ne para kazanmak, ne de ebedi bir eser yaratmak gayesiyle yazılmamıştır… Bu kitapta okuyacağınız anılar aynı zamanda Kaçkaç’ta benim gibi acı çeken insanların içlerinin yansımasıdır… Kaçkaç’ta anılarımın benimle beraber ölmemesi için bu beyaz kağıtlara sıralamanın sevincini duyuyorum içimde” der. Ayrıca o dönemi şöyle anlatır kitabın önsözünde: “Uzun harplerden çıkmış, yorgun bir milletin çocukları olarak bizler ne otobüs ne asfalt ne bisiklet görmüştük. O günlerde sinema, radyo ve Televizyonun ismi bile duyulmamıştı. Taksi ve tayyareyi ilk kez görenler de (tövbe tövbe deccal çıkmış) diyenlerin yanında elektrik şöyle dursun, evlerin çoğunda gaz lambası bile yoktu. Pamuk yağına solucan gibi uzatılmış fitiller aydınlatırdı evlerimizi. Çok zaman sokaklarda gaz lambasının aydınlattığı direkler altında ders çalışırdık. Yağmurda, doluda baş açık, çorapsız ayağımıza nalın giyerek giderdik mektebimize. Mektep çantalarımız gelişigüzel bezlerden dikilirdi. Evlerde dolap yerine sepet kullanan bizlerin çocukluğumuzu bir düşünün! Sizlere neden imrendiğimi anlamanız bana yeter. Tüm aydınlık yarınlar sizlerin olsun.

Mekanı cennet olsun. Anılarını yazdığı ve bize miras bıraktığı için kendisini, Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı ve ülkemizi kurtardığı için Mustafa Kemal Atatürk’ü ve ülkemizin her karışının kurtuluşunda savaşmış anneannemin babası dahil tüm gazi ve şehitlerimizi şükranla anıyorum.

Adana’yı ve daha sonra ülkemizi kurtaranlardan biri de büyük dedem olduğu için gurur duyuyorum. Ülkemizi düşmandan kurtaran atalarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu vesileyle damarlarımda dolaşan asil kanımda Kuvayi Milliye ruhu dolaştığını hissetmeme sebep olan ailemin köklerinin yaşadığı bu unutulmuş anıları size aktarmayı ve Ermeniler’in Türkler’e yaptığı soykırımları hatırlatmayı kendime görev bildim.

Tarihe kronolojik olarak kısaca bir göz atacak olursak; O dönemde, 1.Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesiyle Adana, Kahramanmaraş ve Urfa yöresi Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Savaş sırasında oluşan kargaşayı fırsat bilip isyanlar çıkartan ve 27 Mayıs 1915 Tehcir Kanunu ile Suriye’ye zorunlu göç ettirilen Ermeniler’in 150bine yakını 1918’de Fransız birliklerine gönüllü yazılarak Fransız’lar tarafından Adana ve çevresine yerleştirilmişlerdir.

(Ki bu Tehcir Kanunun içinde Ermeni kelimesi geçmemektedir. “Savaş süresince hükümetin uygulamalarına karşı gelenler için, askeri makamlarca uygulanacak kanundur” Çıkarılan Tedbir Yetkisi ile Ermenilerin savaş alanından uzaklaştırılması planlanmıştır.*)

1918-1919 yıllarında Ermeniler ve Fransızlar, Adana halkına soykırım uygulamışlar; toplu cinayetler ve kıyımlar yapmışlardır. 31 Ekim 1918’de komutayı devralmak için Adana’ya gelen Mustafa Kemal; “Yenildik, bizim için her şey bitti” diyen Liman von Sanders’a “Müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, istikbalimizin savaşı ancak şimdi başlıyor.” cevabını vermiştir.

11 gün Adana’da kalan Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın ilk emrini de Adana’da vermiştir: “İskenderun’a çıkartma yapacak İngiliz ve Fransızlar’a ateşle karşılık verilecektir.”

Adanalılar, İstanbul hükümeti’nin 23 Kasım 1918’de aldığı Adana’yı boşaltma kararına şiddetle karşı çıkmış. Çok büyük mücadeleler ve kayıplar sonucunda, Fransız ve Ermenileri Çukurova’dan kovmuş ve 5 Ocak 1922 tarihinde Adana, düşman işgalinden kurtulmuştur. 5 Ocak’ı hiç unutmayalım. Adana’nın kurtuluşunu… ve tarihimizi hiç unutmayalım.

15 Mart 1923’te Adana’ya tekrar gelen Mustafa Kemal “Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.” diyerek bağımsızlık ateşinin yüreklere ilk Adana’dan atıldığını belirtmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk emrinin Adana’da verildiği kabul edilir.

Tarihi açıdan bakacak olursanız Kurtuluş Savaşı sadece ülkemizi işgal eden İngilizlere, Fransızlara karşı yapılmamış aynı zamanda yıllarca ekmeğimizi yiyen, bizi sırtımızdan vuran Ermeniler’e karşı da yapılmıştır!

Neden bilmem okullarımızda okutulan ders kitaplarında düşman eksik tutulmuş, Anadolu halkına yapılan zulüm ve Türklere uygulanan soykırım neden yeterli anlatılmamış, saklanmıştır?

Ermeni zulümü sadece Adana’da değil, Ruslar’ın desteğiyle Doğu Anadolu’da da yoğun olarak yaşanmış, Anadolu’da sadece birkaç yıl süren olaylar değildir. Ermenilerin yaptığı sistemli soykırımlarda toplam 500binden fazla Türk katledilmişdir. 19 yy. başlarında Ermeni patrikliğine bağlı misyonerler Anadolu’ya dağılmış ve okullar açmışlardır. Bu misyoner okullar Amerikalı, İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan, Alman ve Yunan olup, Osmanlı topraklarında günümüzde varlıklarını hala sürdüren yabancı okullar ve kiliseler aracılığıyla misyonerliğe devam etmişler ve Yeni Osmanlılar’la işbirliği yapmışlardır. Bu okulların öğretmenlerinden bazı Ermeniler daha sonra olayların elebaşları olarak yakalanmışlardır.

Ne yazık ki misyonları Ermeni toplumlarını Türkler’e karşı kışkırtmak olmuştur.

Bu konuda okuduğum kitaplardan birinde Ermeni kilisesi ve Ermeni komitelerinin Anadolu’da masum Türk Halkına yaptığı zulümde oynadıkları rolü şu satırlarla açıklamaktadır: “Dini cemaatler, uzun zamandan beri, Ermeni İhtilal Partilerinin ihtilal ocakları olmuş ve en şeytani programlar buralarda hazırlanmıştır. Dini merkezler, silah depoları ve komplo ocakları olmuştur. Dini liderler, söz ve yazı ile kendilerine güvenmiş halkı isyana teşvik ediyorlardı. Artık vaazlarda yüce sözler anlatılmıyor. Sadakat ve doğruluk yerine, kin ve intikam; ahlak yerine alçaklık ve rezillik vaaz ediliyordu…” **

Kafkasyalı Ermenilerce, 1890’da Tiflis’te kurulan; İstanbul, Trabzon ve Van’da örgütlenen Taşnak Komitesinin yayınladığı ilk emir; “Türk’ü, Kürdü her yerde, her şartlarda vur…İntikam al” **

(*Sözde Ermeni Soykırımının Gerçek Yüzü- (1071-2005 Yıllarına Ait Yabancı Belgelerle)- Ahmet Gürel- ADD Ödemiş Şubesi Yayınları- 2.Baskı)

*sayfa65

**sayfa:22

***sayfa 28

Daha çok örnek verilebilecek olup, bu bakımdan bir soykırım yapıldıysa bu Türkler’e karşı yapılmış; bir anıt dikilecekse bu anıt, Ermenilerin Türklere uyguladığı soykırımı temsil edecek şekilde bilakis Türkiye’de dikilmeli ve dünyaya karşı taviz vermeden dik durmalı ve sesimizi yükseltmeliyiz. Çünkü 500bin (518.105) Türk, Anadolu’da Ermeniler tarafından öldürülmüş ve aslında soykırım Ermeniler tarafından Türkler’e uygulanmıştır.

Doğu Anadolu’da yaptıkları katliamlara destek olan Ruslar, güneyde Adana yöresindeki katliamlara destek olan Fransızlardır.

Bugün PKK’ya silah veren, dün Asala Ermeni terör örgütüyle aydınlarımızı sinsice öldürenler farklı değildir.

Onları açıktan ya da gizliden destekleyen devletler 1. Dünya Savaşında hangi devletlerse bugün de aynı devletlerdir.

Niyetleri de aynıdır.

Buna bugün gözünüzü kaparsanız yarın başınıza gelecek benzer olaylardır.

Üstelik bu vatan her gün şehit vermeye devam etmektedir.

Tarih tekerrürden ibaret diye boşuna dememişler. Amaçları Türk’ü Anadolu’da yaşatmamaktır. Özetle; Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Bu unutulmasın!

Günümüze geldiğimizde ne yakın tarihten ne uzak tarihten ders almadığımız ve hatta çocuklarımıza iyi tarih eğitimi veremediğimiz açıktır.

Geçmişte ortalığı karıştırıp Suriye’ye sürülen Ermeniler, gene her taşın altından çıkmaya devam ediyorlar. Varın büyük planın gerisini de siz tamamlayın.

Hala utanmadan sıkılmadan “Hepimiz Ermeniyiz” diyenlere İstiklal Marşı’mızdan bir mısra ile sesleniyorum: “Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı…”

Ortada yaşanmış olaylar varken, düşmanlık besleyen, Avrupa’da ve Amerika’da diasporalarla yalan söyleyenler ve tarihi çarpıtmaya çalışanlar varken, onlara alet olup atalarımızın kemiklerini sızlatmayalım..

Bütün bu olup bitenin temelinde bu konu vardır.

Bunun içindir ki tarihe bir küçük not düşebildimse ne mutlu bana.

Kuvay-i Milliye’ye katılıp güneyden batıya savaşan büyük dedemin, o yıllarda henüz çocukken olaylara şahit olan anneannemin ağabeyinin ve o yöredeki Türkler’in neler yaşadıklarını bir nebze hissettirebildimse ne mutlu bana… Vatana bir nebze de olsa hizmet etmiş sayılırsam ne mutlu bana…

Bu kadarcığını başarabilmişsem, Ata’ma, Gazi ve Şehitlere layık olabilmişsem; hem atalarımdan hem vatana hizmetten ötürü onur duyarım.

Hayal Hepaktan

İLK KURŞUN

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: