ARAP DOSYASI : Türkiye Cumhuriyeti’nin Hukukunu “Arap Baharı”nın Hukukuna Dönüştürme Kurnazl ığı

“Kanunlarda öngörülen cezaların amacı yalnızca suç işleyenlerin yakalanıp cezalandırılmaları değildir; aynı zamanda suç işleme eğiliminde olanları da suç işlemekten alıkoymak, engellemektir. Eğer toplumun bireylerinin önemli bir bölümü bazı suçları işleyenleri suçlu gibi değil de kahraman gibi görmeye başlarsa, doğaldır ki kimileri içi artık caydırıcılık ortadan kalkmış olur.

Bunun yanı sıra hukukta temel kurallardan biri de “cebrin istisnaî olması”dır. Başka bir deyişle, temel olan, hukuk kurallarına bireylerin kendiliklerinden uygun davranmalarıdır. Aykırı davranışlar istisna oluşturur ve ancak bu durumda bir hukuk kuralının gereği devlet gücü kullanılarak yerine getirilir. Örneğin, bir toplumda ancak bireylerin çok azı adam öldürme suçunu işlerler, o zaman da cezalandırılırlar; ama eğer hemen herkes birbirini öldürmeye başlarsa, hukuk sistemi iflas eder, ortada devlet diye de bir şey kalmaz.

Bu gerçek bize şunu kanıtlar: Bir ülkede şu ya da bu suçları işlemekle suçlananların sayısı “istisnaî” olmak sınırını aşmaya başladıkça, o ülkenin toplumsal düzeni ve hukuk sistemi sarsıntıya uğramaya başlamış demektir. Sınır fazlasıyla aşılırsa, o toplum ciddî bir yıkımla yüzyüze gelecek demektir – Prof. Dr. Çetin YETKİN Yeniçağ 09 Mayıs 2010)

Yukarıdaki özlü ifade hukuk penceresinden görünen ve göz önüne alınmak zorunda olan bir bakıştır. Batının temel anlayışını ifade etmektedir. Toplum düzenini hedefleyen hareketlerin cezalandırılmaları konusunda hukuktan ayrıca ikinci bir yol daha bulunmaktadır. Bu da zararın verenden tazmin edilmesidir. Kısaca hukukun piyasa karakterli uygulamasıdır bu.

Bu iki karakteristik uygulama ülkemize has bazı özellikleri nedeniyle pratikte dünyanın kalanından farklı sonuçlar doğurmaktadır. O, kişisel arızasını terör örgütünün şiddetiyle birleştirip saldıranların sıkıştıkça sığındıkları batı ülkelerindeki durum bizdekiyle aynı mıdır acaba? Elinde taşla polis aracına vuranların yakasını Prof. Dr. Çetin YETKİN’in ifadesiyle “istisnaî” kapsamında hukuk yakasını bıraksa bile piyasa bırakır mı?

Bir an gözlerimizi kapayıp geçen hafta sonundan beri yaşanan bölücü şiddet olaylarını ve önde gelenlerini bu değerlendirmenin ışığı altında düşünelim…

Diyelim ki, çok özendikleri batının Berlin veya Paris gibi bir şehrinde bir grup gösteri yapsa… Bu gösteride polis araçlarına molotoflarla saldırılsa, mağazaların camı, çerçevesi indirilse hukuk o anda suçun failinin yakasını tutar ve bırakmaz. Ama yakayı bırakmayacak bir kurum daha vardır ki bu da sigorta şirketleridir. Saldırgan bu defa devlete değil, her biri avukat ordusuna sahip sigorta şirketlerine hesap vermek zorunda kalır. Eğer bir de gösteri belirli bir grubun öncülüğünde gerçekleşmişse, o grup bütün bir gösterici kitlesinin neden olduğu zararı son kurşuna kadar ödemek zorunda kalır. Bedelin bu kadar ağır olması nedeniyle de önüne düştüğü kalabalığın en ufak bir taşkınlık yapmasına dahi izin verme cesaretini gösteremez.

Sonuç ortada: Ben şahsen Sinn Fein’in Kuzey İrlanda’nın Katoliklerinin önüne düşerek Belfast’da polisle çatıştığını hiç duymadım. BATASUNA’nın liderlerinin Bayonne’da ya da Bilbao’da, Baskları polisle çatıştırdıklarını da duymadım.

Dünyanın en demokratik ülkesi hangisi sorusuna, herkesin hiç düşünmeden ABD cevabını vereceği bu ülkede bile kimse kendi doğruları için düzeni bozamıyor. Newyork’ta Zucotti Park’ı işgal eden Occupy Wall Street eylemcileri, günlerce polisin muhasarası altında kaldı. Ancak polis izin verdiğinde girip-çıkabildiler. Belediyenin parkı temizleme gerekçesi karşısında direnemeyip, başları önlerinde işgal eylemine son verdiler.

Doğrunun ne olduğunu samimiyetle merak edenler; Fransız savcısının bir terör zanlısının gözaltı süresini istediği kadar uzatabildiğine, Amerikan polisinin ne türlü yetkilerle donatıldığına ilişkin bilgileri kolayca öğrenebilirler. Oralarda terör örgütlerinin uzantıları Arap ülkelerinde veya bizde olduğu gibi gözlerine kestirdiklerine saldıramazlar, yakıp yıkamazlar, bu eylemler cesur ve gerçekten inanmış örgütçülerin işidir.

Şimdi bir de bizdeki olayları düşünün!

Dünyanın, üstelik yandaş hukukçulardan oluşan gözlemcilerin, önünde suçluluğuna karar verilmiş ve bedelini ödemeye mahkûm edilmiş bir teröristin affını isteyenler, şiddeti araç olarak kullanıyorlar. Bu türlü hareket tarzında vicdandan, Allah korkusundan zaten söz edilemez. Dahası ne toplumdan tecrit edilerek ne de maddi tazmin olarak cezalandırılmayacaklarına olan güvenleri nedeniyle en ufak bir korku taşıyorlar.

Esasında yasal bir çatının altında olmaları nedeniyle taşıdıkları sorumlulukları çiğnemekten endişe ettikleri de söylenemez. Dozunu arttırdıkları kargaşayla, terörle mücadelenin, KCK davalarının yasal dayanaktan yoksun olduğu iddialarının uluslararası çevrelerde biraz daha destek bulacağına inanmaktadırlar.

Aslına mevcut gelişmeler bu yolda başarıyla ilerlediklerini kanıtlıyor. Geçen hafta İstanbul’da yapılan KCK duruşmasına bir ordu gibi avukat sayısı ve 17 civarında ülkeden gönderilen gözlemcilerle Türkiye’ye hukuksuzluğa mahkûm edilmeye çalışıldı. Diğer bir açıdan, bu 17 yabancı ülkenin heyetlerinin yol, yeme-içme, barınma harcamalarını kimin veya hangi örgütün karşıladığı sorusu ayrıca üzerinde durulmaya değerdir.

Başının – başkanı değil- PKK’nın iki numaralı adamı olan bir örgütle bağın belirlenmesinin bile tek başına yeterli kanıt olacağı bu dava tam aksi yöne sürüklenmeye çalışılıyor. İddianamelerde yer alan KCK faaliyetleri hukuk dışı sayılıyor. KCK’nın hukuk dışı bir yargılama olduğu kanaatinin yeterince oluşması neticesinde kendilerinin de aynı uygulamanın hedefi olduklarını ileri sürmeleri kolaylaşıyor. Bu durumda yasal olarak siyasi zeminde faaliyetimize imkân yok bize başka çıkar yol bırakılmıyor iddialarına dayanak oluşturulabilecektir.

Silahlı ve siyasi Kürtçülerin hareket tarzları artık sırıtıyor. Önce silahlı teröristler saldırıyor. Ardından halk zorla ve baskıyla sokağa çıkarılıyor. Daha sonra Kürtçü siyasiler sahnede yerlerini alıyorlar ve en son olarak da Batı’dan destek geliyor. Bu birbiriyle eşgüdümlü faaliyet neticesinde devletin aldığı karşı önlemlerin hukuki dayanağının boşa çıkarılması amaçlanıyor. Terör ve toplumsal olayların arttırılmasıyla devletle bir halkın arasındaki çatışma varmış izlenimi yaratılmaya çalışılıyor.

Bir zamanlar dünyanın meşru kabul ederek saraylarının bahçelerine çadır kurmasına izin verdiği, onsuz barışın da, savaşın da olmayacağını ileri sürdüğü Arap liderlerini alaşağı eden toplumsal hareketleri örnek alıyorlar. Ancak hukuksuzluğunu iddia ettikleri bu memleketin düzeninin –kusurlarına rağmen- “Arap Baharı”nı yaratan demokrasilerden olmadığını, cumhuriyet devletinin demokrasisine sahip olduğunu unutuyorlar.

http://www.turksam.org/tr/a2709.html

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: