İNGİLTERE DOSYASI /// ERGUN ÖZGEN : ETNİK FARKLILIKLARIN İNGİLTEREDEKİ YANSIMASI

Bretonya’nın MS. 5yy. dan itibaren ,Cermen kökenli Angıl ve Saksonlar’ın hakimiyetine girmesini müteakip yaklaşık beş asırlık bir süreçten sonra, bu adanın, onuncu yüzyılı takip eden dönemde de, bir diğer Cermen kökenli kavim olan Normanlar’ın istilası ile yeni bir dönemi başlamıştır.

İlk Çağdan itibaren, adanın etnik yapısının karakterinde, ilk sakinler olan Bretonlar’ın,ve bir dönem Romalılar’ın,adanın diğer bölgelerinde ise Pikt ve Kaledonlar’ın , giderek, Angıl ve Saksonlar ile Normanlar’ın, ülkenin sosyal yapısında zaman içersinde yer almış oldukları izlenmektedir. Her ne kadar tarihi veriler içinde Keltler ve kuzeydeki akrabaları olan İskoçlar adanın ilk sakinleri olarak, İngiltere’nin siyasi tarihinde mümkün olduğu kadar gözden uzak tutulmaya çalışılsa da, bu adanın ilk sakinlerinin gerçekte Kelt topluluklarının olduğunu kabul etmek gerekir. Bir diğer yönü ile,İlk Çağlarda Keltler’in Doğu Türkistan üzerinden Anadolu’ya ve oradan da Avrupa’ya geçtikleri, daha sonra da İngiltere’ye göç eden bu kavimin adanın ilk sakinleri oldukları ,ayrıca ileri sürülen iddialar içinde yer aldığı da görülmektedir…. Bu kültürün ayrıntıları ile ilgili bulgular tam anlamı ile netleşmemişse de, Asya üzerinden Anadolu’ya gelen ve orada da Galatya Krallığı’nı kurup, Helenlerle uzun mücadeleler geçiren ve Türklük dünyası ile akrabalık bağı olan bir kavim olduğu görüşü de yaygındır…

Batı dünyası kendi kültür değerlerini Grek ve Roma mirası üzerine inşa etmiş olduğundan Helenler’in düşmanı olan ve sürekli olarak onlarla savaş halinde bulunan bu kavim ile bilgileri de, kendi resmi tarihlerine göre yansıtmışlardır. Özetle, İngiltere adasının ilk sakinleri olan ve Türk dünyası ile uzaktan akarabalık bağı olan Keltler’in ayrıca ele alınarak incelenmesi de gerekmektedir.

Konu açısından bu ada devletinin, zamanla sömürge İmparatorluğuna yönelen evrimi özetlendiğinde,siyasi coğrafyaya yayılan bu süreçin , İmparatorluk yapısında 20 yy. ilk yarısına kadar devam etmiş olduğu , ikinci yarısından itibaren de İngiltere’nin bir Krallık olarak adasına çekilmek zorunda kaldığı izlenmektedir.

İngiltere,İmparatorluğun ihtişamlı günlerinde coğrafyanın dört bir yanında sömürgeci politikalar ile üzerlerinde hakimiyet kurduğu ülkelerde, etnik ve kültür farklılıkları kullanarak ayrımcılığa destek vermek suretiyle de sömürgeleştirdiği bu ülkeleri denetimine almıştır.Bu dönemde kendilerine çıkarlarıyla bağlı kıldığı o ülkelerdeki aydınları (!) da yanına alarak, yıllarca hakimiyet alanlarını genişletmek suretiyle, denetimini sürdürmüştür.

Bu uygulama metodu günümüzde de aynen geçerliğini korumakta olup, bu defa da uluslar arası finans kapitalin Ulus Devlet kavramını törpülemeye yönelik yaklaşımlarında ayrı bir boyutta konu güncelleştirilerek, uygulama alanına küresel düzeyde konulmaktadır.

Bir toplumu en iyi şekilde içinden kontrol etmenin yöntemini o ülkedeki sömürge aydınları aracılığı ile gerçekleştirmenin sistemleştirilmiş hali, İngiliz yayılmacı modelleri içinde tarihte izlenmektedir. Bu konuda sömürge aydınını Hilmi Yavuz bir yazısında şöyle tanımlamaktadır….” Kendilerini Avrupa kültürüyle tarif eden ve sömürgeci ülkeyi anavatanı sayan aydınlar(!)….Sömürge entelektüeli için medenileşmek kendi ülkesini yaşanmaz,kendi halkını ise tahammül edilemez bulmak demektir…”

Bu anlatıma göre, batılılaşma sürecindeki biçim ve öz ilişkisindeki farkı ayıramayan ve genellikle misyoner kültürü etkisinde kalmış olan devşirilmiş aydınların hemen hepsinde benzer davranış tarzının örneklerine rastlanılmıştır. Öğretileri itibariyle kültürel yabancılaştırılma sonucu ortaya çıkanların emsallerine, son dönemde ülkemizde de görmek mümkündür. Türkiye’nin Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülke olduğunu ifade edenlerin kafa yapıları, algılama referansları itibariyle, ancak bu kategori içinde tanımlanabilmektedir!…Bunlar da kendilerine göre bir aydın(!) türü olmaktadır… Yaşamları itibariyle, halktan kopuk ve toplumun değerlerine yabancılaşmış, basit çıkar ilişkisi içinde kendi ülkesinden ziyade, bağlı oldukları sömürgeci ülkenin çıkarlarına göre tavırlarını entel kisvesi ile sergilemeyi tercih edenleri, pek çok ülkenin sosyal yapılarında olduğu gibi bizde de görmek mümkündür…

İngiliz İmparatorluğunun genişleme sürecindeki politikalarında, sömürülen ülkelerin yozlaşmış entelektüelleri görevlerini çok iyi yapmışlardır. Hindistan’da uzun yıllar, 5 bin İngiliz ile,300 milyon Hintliyi yönetebilmenin temellerinde bu mantık yatmaktadır. Sömürgeleştirme döneminde, ayrımcılık, bölgesel farklılıklar ve etnik çatışmalarda, bunları yöneten o ülkelerdeki kolonlanmış sömürge aydınlarının ve işbirlikçiliğinin payı oldukça önemli olmuştur.

İngiltere’nin hakimiyet kurduğu alanlardan çekilmesinde ise, sömürge ülkelerinde zamanla uyanışa geçen ulusal bilinç içindeki milliyetçi hareketler etkin olmuştur. Bu oluşum sonuçta, sömürge aydınları ile, işbirlikçilerin sonunu getirmiştir….Geçmişte ortaya çıkan bu siyasal sürecin millet ömründe, farklı coğrafyalarda ve ülkelerde tekerrürü ise, tarihi diyalektik içinde her zaman söz konusudur.

Konu güncelleştirilerek ele alındığında, 21yy. başından itibaren ortaya çıkmaya başlayan çıkar çatışması içinde, DOLAR ve EURO etkinlik alanlarının ekonomik hakimiyet bölgeleri içindeki durumu tekrar edildiğinde, bu süreçte İngiltere’nin , Sterlin alanlarını şimdilik korumaya devam ederek ve bu mücadelede periferdeki konumunu koruyarak, DOLAR, EURO çatışmasının dışında kalmaya çalıştığı da izlenmiştir…

Konunun içeriği itibariyle, gelişmekte olan sosyal oluşumlar kapsamında, etnik ayrımcılığın mikro milliyetçilikle beslendiği siyasal yapılardaki izlenen genleşme,farklı bir boyutta, İngiltere’nin kendi adasında da tarih boyunca zaman zaman ivme kazanmıştır. Anglo Sakson Püriten geleneği paralelinde, Anglikan Kilisesinin kuruluşuna karşı olan Katolik Kilisesi,uygun bulduğu vasatta, mücadelesini her fırsatta gizli gizli yürütmüştür…

(…İrlanda milliyetçiliğinin gelişmesi bakımından Katolik Kilisesi de çok önem taşır. Bu Kiliseye bağlı piskoposlar arasında kuvvetli milliyetçi duygularla ortaya çıkanlar görülmüştür. Bunlar İrlandalı toprak kiracısı çiftçilerin genellikle İrlandalı olan toprak sahipleri tarafından sömürülmelerine karşı açılan mücadeleyi destekliyorlardı.İrlanda’daki bu toprak kavgasının Vatikan tarafından 1880 de kazanılması bile, kilise adamlarını bu mücadeleden vazgeçirmemişti. Kiliseden böylece destek gören İrlandalı devrimciler de hiçbir zaman kiliseye karşı çıkmamışlar, çoğu Katolikliğe candan bağlı kalmışlardır…(20 Yüzyıl Tarihi.. Devrimler Yüzyılında Devrimler Tarihi…C.1…sf.39)

İrlanda adasındaki etnik farklılıklardan kaynaklanan sosyal içerikli tavırlar, günümüzde de varlığını ada üzerindeki değişik görüntüler içinde aynen sürdürmektedir.

(…İngiliz hakimiyetinden sonra bile Galler hala İngilizleşmeyi reddetmektedir. Tıpkı ABD gibi, bu eski dünya İmparatorluğu son yıllarda renkli ırklardan gelen göçmenler nedeniyle kültürel bir bunalımla karşı karşıyadır. Etnik politikalar ve çok ırklı göçler nedeniyle ulusal kimlik gittikçe daha karmaşık bir fikir haline gelmektedir…(Richard J. Barnet ve John Cavanagh Küresel Düşler İmparator Şirketler…sf.245)

Tarih boyunca,İrlanda’nın,İskoçya’nın ve Gallerin ortaya çıkardığı sosyal gerçekler, İngiliz adasında giderek artan farklı etnik gruplar ile birlikte AB içinde bulunan bu ülkede geleceğe yönelik pek çok soruyu da beraberinde taşıyacak gibi görülmektedir. Sosyal içerikli dengesizliklerin, sosyal yapıları etkileyen unsurların başında geldiği hatırlandığında, İngiltere gibi İmparatorluk geleneğinden gelen bir ülkede zamanla ortaya çıkabilecek ekonomik ve sosyal sıkıntıların böyle bir zeminde bazı olaylara vasat oluşturması da ihtimaller içinde yer almaktadır. Konu örneklerle ifade edilirse,

(…İskoçya için mücadele eden İngiliz göçmenlerin sayısı gittikçe artıyor…Geçen hafta” 11.9.1997” perşembe günü, İskoçlar’ın Londra’nın elindeki yetkilerden bir kısmını devralması için kendi parlamentolarının kurulması yönünde oy vermesi üzerine İskoçya’da en sonunda İngiltere’den bir parça bağımsızlık yakalamış oldu… İskoçya, 1707 yılında bağımsızlığını kaybedip, Britanya’nın bir parçası olana kadar söz konusu iki ülke yüzyıl boyunca savaştı ve birbirlerinin arkasından sürekli dolap çevirdiler…(15. 9. 1996..The Wall Street Journal Milliyet)

Özetle, 60 milyona yakın nüfusu ile Britanya, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık olarak siyasal yapısını muhafaza etmeye çalışması yanında, yöresel karakterini koruyan ayrılıkçı hareketler özellikle İrlanda cephesinde şiddet ve terör olayları ile beraber sürmeye devam etmiştir….İRA’n 20 yy. son çeyreği içinde ortaya koyduğu şiddet eylemleri basına yansıyan yönü ile sıralandığında şu görüntü ortaya çıkmaktadır…(Her olayda islami terörü öne çıkaran batılı çevrelere bir cevap olarak aşağıdaki örnekler bazı hatırlatmalar yapmalıdır….)

(…İRA’n eylem kronolojisi:

· 8 Kasım 1974 Woolwıch kışlası yakınlarındaki bir Pup da patlama 2 ölü,16 yaralı

· 10 Ekim 1981 Chelsa Kışlasına saldırı 2 kişi ölü.

· 20 Temmuz 1982 Hyde Park’ta bombalı saldırı, 4 Kraliyet süvarisi öldü. Regent Park’taki saldırıda 7 asker öldü.

· 1 Ağustos 1988 Milli Hill Kışlasına saldırı 1 asker öldü, 9 asker yaralandı.

· 16 Mayıs 1990 Wemley’de bir askeri araç patladı, 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı..

· 7 Şubat 1991 Başbakanlık konutuna silahlı saldırı 4 kişi yaralandı.

· 18 Şubat 1991 Londra’nın Paddington ve Viktoria Garlarında patlama 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı.

· 28 Şubat 1992 London Bridge Garında patlama, 30 kişi yaralandı.

· 10 Nisan 1992 Londra’da bomba yüklü bir aracın patlaması sonucunda 3 kişi öldü, 90 kişi yaralandı.

· 27 Şubat 1993 Londra’nın camdan High Street ticari bölgesindeki patlamada 18 kişi yaralandı.

· 24 Nisan 1993 Londra’da patlama 1 kişi öldü, 45 kişi yaralandı.

· 2 Ekim 1993 Hamstead’de 3 patlamada 5 kişi yaralandı.

· 9 ve 10 Mart 1994 Heathrow Havaalanındaki saldırıda ölen ve yaralanan olmadı.

· 9 Şubat 1996 Dcklands da bombalı saldırı 2 kişi öldü, 100 den fazla kişi yaralandı.

· 15 Şubat 1996 Londra’nın merkezinde bir bomba etkisiz hale getirildi….(20 Şubat 1996 Milliyet)

Yukarıda basında görüntüye gelen şekli ile, son yıllarda, İngiltere’de ayrılıkçı hareketler içindeki etnik çatışmalara ait şiddet olaylarının bir kısmı bu şekilde belirtilmiştir…Kraliyet ailesine mensup olan Lord Louis Mounbatten’in bombalı saldırı sonucu teknesinde öldürülmüş olması yanında, Başbakanlığı döneminde, bombalı saldırıdan kurtulan M. Teacher’in durumu da bu süreçte hatırlanacaktır.

Özetle, İngiltere’nin güncel olduğu kadar, tarihi geçmişinden gelen sosyal yapısındaki gerilimler sonucunda ortaya çıkan terör olayları, zaman zaman bir sükunet döneminden geçse de, uygun vasatlarda tekrar güncellik kazanmaktadır. Bir diğer anlatımla, bu ülkenin tarihten gelen sosyo politik temellerine bakıldığında, İngiltere’de ayrımcı hareketlerin periyodlarını görmek değişik açılar içinde her zaman mümkündür.

(…300 yıllık bir etnik ve dinsel anlaşmazlık ve 30 yıl süren , 3000 kişinin hayatına mal olan kanlı bir iç savaş, bir yandan 1,6 milyon Kuzey İrlandalı’nın çoğunluğu oluşturan %53 Protestan birlikçilerin mutlaka Birleşik Krallığın (veya Britanya’nın) bir parçası olarak kalmak ve tarihi üstünlüklerini korumak konusundaki ısrarı…Öte yandan halkın %47 sini oluşturan ve yüzyıllar boyunca Protestan ( ve İngiliz) hakimiyeti altında hakir görülen Katolik milliyetçilerin, Birleşik Krallık’tan ayrılmak ve muhtemelen İrlanda Cumhuriyeti ile bütünleşmek için giriştikleri direniş….(14 Nisan 1998 Milliyet Sami Kohen)…şeklindeki yorum içinde de konu, ayrıca özetlenmiştir.

İfade edilen örnekler paralelinde, Türkiye’deki ayrımcı ve terörist hareketlere karşı AB nin gösterdiği yanlı tavırlar hatırlandığında, İngiltere’de olduğu kadar, diğer AB ülkelerindeki etnik temele dayalı benzer ayrımcı hareketlere karşı farklı yaklaşımlar, siyasi platformda samimiyetten uzak bir şekilde varlığını sürdürmektedir!…Bu bağlamda;

(…Kuzey İrlanda’da, Britanya Hükümetine bağlı güvenlik kuvvetlerinin “ Protestan terör örgütleriyle” işbirliği yaptığı ve faili meçhul cinayetler için polislerin de yer aldığı bir çete kurulduğu iddialarını içeren bir kitap Britanya’da yasaklandı…(28.6.1999 “Zafer Arapkirli” Araştırmacı gazeteci Sean Mc. Philemy The Comitte Political Assasination In Northern Ireland)

Kısaca, Birleşik Krallığın sosyal yapısında giderek artan etnik farklılık,İngiliz toplumunda ırkçı tavırları da arttırmaya başlamıştır. Güncel olaylar içinde, ayrımcılığa neden olan olumsuz sosyal dinamikler, zaman içinde bazı sorunları da oluşturmaya başlamıştır.

(…Britanya’da zenci bir gencin öldürülmesiyle ilgili soruşturmada polisin “ırkçılık” yaptığına ilişkin bir raporda gündeme gelen ırkçılık tartışmaları üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, ülkede her on kişiden 8’i ırkçılık problemi olduğunu söylüyor…Gallup’un Dail Telegramph için yaptığı ve toplumun çeşitli kesimlerinden yaklaşık bin kişiyle görüşen araştırmacıya göre, Britanya’da halkın %32 si yüksek oranda ırkçılık olduğunu, %51’i aşırı olmamakla birlikte ırkçılık bulunduğunu, %11’i az da olsa ırkçılık yapıldığını düşünüyor. Britanya’da hiç ırkçılık bulunmadığını savunanların sadece %4 olduğu ankette,%3’ü ise, konuyla ilgili soruları yanıtlamayı reddettiği ifade ediliyor…Katılanların %59’u da, polisin kurumsal ırkçılık içinde bulunduğunu savunuyor….

(7 Mart 1999 Milliyet)

Bununla beraber, Birleşik Krallık, ülke içinde bütünlüğünü korumaya yönelik süreklilik taşıyan mücadelesi yanında, deniz aşırı topraklarda da, sömürgelerinden çekilmiş olmasına rağmen, stratejik geçit noktalarını kontrol eden önemli kara parçalarını terk etmemek için ısrarlı bir şekilde kararlılığını göstermiştir.

1982 Yılında Arjantin ile İngiltere arasında çıkan Falklad savaşında, Birleşik Krallığın Atlantik ile Büyük Okyanusu birbirine bağlayan güney deniz geçidini kontrol eden adalar için savaşmayı göze aldığını ortaya koymuştur…Donanmasından 6 savaş gemisini kaybetmiş olması ve üçte birinin hasar görmesine rağmen bu adaların kontrolunu ulusal çıkarları gereği tekrar ele geçirmiştir.

Aynı konuda,Atlantik ile Akdenizi birbirine bağlayan Cebel i Tarık Boğazı için 1999 başlarında ortaya çıkan sorun nedeniyle, İspanya ve İngiltere arasında savaş rüzgarları esmiştir.İngiltere ve İspanya’nın AB üyesi ülkeleri olmaları Cebel i Tarık’ın da bu siyasal yapıya göre, AB toprağı olması gerçeğine rağmen, siyasal süreç hiç de öyle tecelli etmemiş, ayrıca, bu toprakların geçmişte İspanya’dan koparılmış olmalarına ve ayrıca güncel durumu itibariyle AB görüşüne rağmen,bu arazilerin her şeyden önce Kraliçenin mülkü olduğu gerçeğini ortaya koymuştur…

Hafızaları tazeleyerek geriye dönüp bakıldığında, bir tarihte Bayan Fogg’un Kıbrıs Adasında, Türkler’in kolonileştirilmiş oldukları iddiası karşısında, toplumu kışkırtmaya ve ayaklandırmaya yönelik basına yansıyan tavırları da hatırlandığında, İngiltere’nin, Kıbrıs Adasında bulunan askeri üslerinin konumunu, hiçbir şekilde dikkate almadığı da gözden kaçmamıştır. Kıbrıs’ın AB’ne girmesi durumunda bütün bu toprakların da AB toprağı olacağına ilişkin görüşler de hatırlandığında, İngiliz üslerinin bu bağlamda AB’ne ait üsler kapsamına ele alınıp alınmayacağını, Cebel i Tarık örneği emsaline göre kıyaslandığında, söylenenler ile düşünülenlerin aynı olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır…

Ulusal çıkarları söz konusu olduğu koşullarda, İngiltere, liberal değerlerine rağmen Krallığın geleceğine etkisi olabilecek konumlar öncelik kazandığı hallerde, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun , kararlılığını her ortamda sonuna kadar sürdürmüştür.

Buna karşılık, örneklerini günlük yaşamımızda gördüğümüz üzere, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren durumlar ortaya çıktığında ise, belli çevrelerce konu sürekli olarak başka mecralara kaydırılarak dikkatler dağılmaya çalışılmakta ve hedefler saptırılmaktadır.

Yakın örnekleri içinde Kıbrıs ile ilgili olarak, uluslar arası anlaşmalardan kaynaklanan hukuki statüler bile hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın emperyalizmin geleneklerinden gelen bir umursamazlıkla ve dış güçlerin politik hedefleri istikametinde olaylar yorumlanarak, kendi amaçlarına uygun bir yapıda gelişmelere veçhe verilmeye çalışılmış ve yeni kılıflar uydurulmuştur.

Kısaca, gelişmeler ülke içindeki sömürge aydını tipler ile de gerek siyasal zeminde ve gerekse bazı medya çevrelerinde yeni sömürgeciliğin amaçları istikametinde, dış güçlerin isteklerine göre yorumlanmaya çalışılmaktadır…İngiltere’nin kendi iç dengeleri paralelinde, ulusal çıkarları söz konusu olduğu durumlardaki kararlılığı, Türkiye’nin benzer koşullardaki tutumu ile kıyaslandığında, devlet yönetimindeki ciddiyet farkında konuyu mukayese etmek mümkündür.

ERGUN ÖZGEN

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: