KÜRT SORUNU DOSYASI /// FATMA SİBEL YÜKSEK : Kürtçü Türkle, Türkçü Kürt’ü Eşitlemek

Adli tedbir uygulamasında üst sınırın kalkmasıyla birlikte, bu gelişmeyi kendileri için bir "tahliye umudu" olarak gören Ergenekon, Balyoz, Odatv vs. davalarının tutuklu sanıkları, paket yasalaşır yasalaşmaz, adli tedbir uygulamasından yararlanmak için ilgili mahkemelere müracat ettiler.

Kuşkusuz, yıllardır yok yere yatan insanların ne vesileyle olursa olsun ortaya çıkmış bir tahliye umudundan yararlanmamaları beklenemezdi.

Nitekim, tutuklu subayların aileleri tarafından oluşturulan Vardiya Bizde grubu, dağıtıma koyduğu e-postalarda,

"Bildiğiniz gibi yeni yasa ile birlikte babalarımızın/eşlerimizin özgürlüklerine kavuşmaları için bir umut doğdu"

dedikten sonra, "gündem yaratma konusunda artık çok önemli yere sahip bir araç" olarak tanımladıkları Twitter üzerinden destek talep ettiler.

Ancak umutlar gerçekleşmedi ve Balyoz, Odatv, Poyrazköy sanıklarının tahliye talebi reddedilirken, 12 Eylül öncesi cinayetlerden hüküm giymiş olanlarla, KCK tutuklularının bir bölümü salıverildi.

Şimdi burada AKP’nin "çifte standart uygulamaktan dolayı kamuoyu vicdanında mahkûm olacağını" düşünenler yanılır; çünkü AKP aslında şunu yapmış oldu:

İktidarın yargı üzerinde uyguladığı baskılar nedeniyle tahliye olamadıkları düşünülen subay, gazeteci, yazar, çizer ve muhalifin aslında "iktidarın baskısından dolayı" değil, hakimlerin siyasi etki kabul etmeyen "ilkeli" tutumlarından dolayı zindanlarda çürüdüğü "ortaya çıkmış" oldu…

Öyle ya, denilmiyor muydu ki

"AKP, hakimler üzerindeki baskıyı bir kaldırsa, hür iradeleri ile hareket edecek olan hakimler, yıllardır süren bu rezalete bir saatte son verir.."

Bu baskı kaldırıldı işte…

Meclis Başkanı Cemil Çiçek,

"Biz kendimize düşeni yaptık, yargıçlar da gerekli mesajı alsın artık"

bile dedi…

Yargıçlar, yürütmeden gelen bu "mesajı" almadıklarına göre, demek ki neymiş?

Demek ki, yargı üzerinde baskı filan yokmuş!

Tutukluluklar, hakimlerin objektif değerlendirmelerina bağlı olarak devam ediyormuş.

Şimdi AKP şunu dese, ne yapılabilir?

"Tutukluluklar konusunda yıllardır hükümetimizi suçladınız. Oysa biz, hakimin elini kolunu bağladığı öne sürülen yasa maddelerini düzelttik, yargıçın manevra alanını genişlettik; üste neredeysa açıkça ‘ hepsini tahliye edin’ demediğimiz kaldı. Yapmadılar. Neden? Hakimlerimiz bağımsız da ondan!"

"KCK’lılar nasıl tahliye edildi" diye soracak olursanız:

"Yukarıda tarif etmiş olduğumuz bağımsız yargıç profilinin kendi takdiridir"

derler…

Bir taşla iki kuş birden vurulmuş oldu;

şöyle ki:

Bir yandan "yargının bağımsızlığı" sözüm ona kanıtlanırken; diğer yandan cemaat ile yaşanan kontrollü kriz ustaca soğutuldu.
Ne hükümet cemaat istemiyor diye ÖYM’lere el atmaktan geri durdu; ne de cemaatin korktuğu başına gelip de "darbeciler" salınmadı…

"Hepsi bunun için miydi" demeden önce biraz daha beklemek gerekir…
Kuşkusuz, hepsi bunun için değildi…
Yasa değişikliği çerçevesinde tahliye talebinde bulunanların tümüne henüz cevap verilmiş değil…

Örneğin, mahkeme İlker Başbuğ’un talebini henüz karara bağlamadı…

Açık İstihbarat olarak "Ergenekon sürecinin", PKK’nın siyasallaşması ve narko terörist Öcalan’ın serbest bırakılması süreci ile eşitlenerek yol alacağını, nihai hedefin toplu bir genel af olduğunu ilk tutuklamaların yapıldığı 2007 yılından beri yazıp çizdik.

Pek çok tutuklu sanık da duruşmalarda bu plana dikkat çektiler ama "bir kedim bile yok" imgesi üzerinden suni kahramanlar yaratmayı iyi bilen medya, bu önemli iddiaya sütunlarında tek satır yer vermedi.

O gün bu gündür, KCK ile "Ergenekon" senkronize edilerek, çok simgesel adımlar atıldı ve "yeni anayasaya" doğru emin adımlarla yol alınmaya başlandı.

Cehenneme giden bu yola taş döşeyenlerin ise haddi hesabı yoktu. "Gazetecilik abidesi" Odatv, daha ilk günden "Öcalan solun doğal lideridir" zehirini yumurtlayarak "Bu sürece katkıda bulunabilirim" mesajını verdi.

Sonra, Özgür Gündem gazetesinden yapılan alıntıların, Büşra Ersanlı’ya düzülen övgülerin ardı arkası gelmedi.

"Gazetecilere özgürlük" adı altında kendimizi bir anda PKK’nın yayın organlarına çalışanlarla birlikte eylem yaparken bulduk.

Yüz kişinin takip ettiği internet sitelerine, forum sayfalarına bile kan kusturulurken, tirajı merkez medya organlaryla yarışır duruma gelen Sözcü gazetesinin semtinden geçilmedi…

Suriye’ye savaş çığlıkları atanlar arasında Sözcü’nün de yer aldığını görünce anladık nasıl bir "muhalif gazete" ile karşı karşıya olduğumuzu…

Bu olaydan önce, büfe basıp bozuk sucuk yakalayan ve kadınların göbeğine dua yazarken görüntülediği imamı intihar ettiren Uğur Dündar, bir "muhalefet abidesi", bir "toplum sözcüsü" olarak bu gazetenin tepesine paraşütle indirilince hafif işkillenir gibi olmuştuk aslında…

Şehitlerimizin katili Öcalan’ın "eve çıkarılma" tartışmasının başlamasıyla, "Bursa’da lüks bir otelde kaldığı" bombasının patlatılması; adli tedbirle salıverilme şartlarını yeniden düzenleyen paket ile aynı zamanlama içerinde servis edilince de biraz pirelenme yaşadık…

"Öcalan lüks otelde keyif çatıyor" haberinden bir kaç gün sonra paket yasalaştı ve İlker Başbuğ’un avukatı tahliye talebinde bulundu.

Burada dikkatlerden kaçan önemli bir ayrıntı var:

Başbuğ’un avukatı, "bîhakkın", yani "yasal kısıtlama olmaksızın" serbest bırakılmayı talep etmiyor. Aksine, yeni yargı paketine istinaden "adli kontrol uygulanarak" tahliye talep ediyor.

Bu şu demektir:

İlker Başbuğ ev hapsinde tutulabilir..

Eh, zaten terörist Öcalan’ın da ev hapsinde tutulması isteniyor…

Takdir edersiniz ki Öcalan için ev hapsi noktasına gelmek büyük bir kazanımdır, ancak bir Genelkurmay Başkanı’nın "terör suçundan" ev hapsine alınması, bu ülkeye ve bu orduya yapılabilecek en büyük hakarettir…

Önümüzdeki hafta Başbuğ’un tahliye talebine olumlu yanıt verilip, adli kontrol eşliğinde serbest bırakılması kararlaştırılabilir…

Öcalan’ın ev hapsi için düğmeye basıldı bile..

Nasıl?

Güzel bir eşitleme değil mi?

Sorunsuz, engelsiz, tereyağından kıl çeker gibi..

Bitmedi… Gecenin başka sürprizleri de var…

Nihai hedef olan anayasa değişikliğinin bütün bu süreçten bağımsız olduğunu düşünmeyelim. Merkez sağ ve sol muhalefet, yani CHP ile MHP yörüngeye sorunsuz yerleşti.

Geriye "solu" ve "ulusalcı" kesimleri işin içine çekmek kalıyor. Burada, CIA ajanı Graham Fuller’in ortaya attığı "yeni sol" kavramı imdada yetişir…

Solcu islamcıları;

"Kürtçü Türk" kadın akademisyenleri;

"Türkçü Kürt" simgesi üzerinden bir Medya Yıldız’ı gibi parlayanları…

aynı zemin üzerinde birleştirecek "Barışa" ve "yeni bir anayasaya" doğru yürümek…

Hazır Büşra’nım da serbest bırakılmışken…

Fatma Sibel YÜKSEK,

Açık İstihbarat

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: