SURİYE DOSYASI : Suriye’de Sonun Başlangıcı…

Hediye Levent, Gazeteci- Suriye, ORSAM Danışma Kurulu Üyesi

Suriye’de 15 Mart 2011 tarihinde başlayan süreç için 18 Temmuz 2012 tarihi önemli bir dönüm noktası olacak gibi görünüyor. Henüz sıcaklığını koruyan olaya ilişkin ilk bilgiler basında anahatları ile yeraldı.

Bu bilgilere göre, Suriye kabinesinin önemli isimleri yada tamamı, güvenlik birimlerinin üst düzey yetkilileri ile toplantı halindeydiler. Bir patlama oldu ve Savunma Bakanı Davut Racea, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Eski Savunma Bakanı Hasan Türkmani, ayaklanma sürecinde adını çok sık duyduğumuz Asaf Şevket hayatını kaybetti.

Bazı bakanların yaralı olduğu, olayda en az 15 kişinin hayatını kaybettiği gibi bilgiler de hem Suriye basınında hem de dünya medyasında yer aldı. Suriye basını hangi bakanların yaralı olduğuna veya durumu kritik olan yaralılar arasında önemli isimler olup olmadığına ilişkin bilgi vermedi.

40 yıldır devlet kontrolünde "çalışır gibi" yapmaya alışmış medyadan olay takibi, fikri takip gibi gazeteciliğin gerekliliklerini beklemek biraz lüks bir beklenti…

Mesela, Suriye’nin kurt Dışişleri Bakanı Velid Muallim patlama sırasında orda mıydı, eğer ordaysa durumu nedir?

Bu soruların cevaplarının verilmesi bir yana, Suriye yönetiminden olayın nasıl meydana geldiğine ilişkin derli-toplu bir açıklama bile yapılmadı.

Suriye basını ısrarla olaya "terörist saldırı" diyor ancak "terörist kim?" ve "terörist saldırının hangi çeşidi?"

İşte bu noktada iddialar ve komplo teorileri havada uçuşuyor. Kritik sorular, Orta Doğu usulü fantastik tahminlerle birbirine karışıyor.

KOMPLO TEORİLERİ VE SORULAR

Komplo teorilerine Suriye içindekilerle başlayalım.

İDDİA 1: Salı günleri yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı, Başbakanlık binasının bulunduğu Kefersuse semti yakınlarında çatışmalar olması nedeniyle Ravda semtindeki Ulusal Güvenlik binasında yapıldı. Binada x-ray gibi cihazlar yoktu. Bakanlardan birinin koruması, üzerindeki bombayı toplantının yapıldığı salonda patlattı. Kabinedeki sıralarına göre yanyana oturan Racea, Türkmani ve Şevket patlamayla birlikte hayatlarını kaybetti. Muhalifler tarafından düzenlenen saldırıda amaç, yönetime zaiyat verdirerek zayıflamasını ve ordu başta olmak üzere kurumlar içi çözülmeyi sağlamaktı.

SORU: Çok sayıda üst düzey yetkilinin bulunduğu bir binaya üstünde sarılı bomba ile giren kişinin ordu içinden biri olma ihtimali çok yüksek ki, bakanlardan birinin koruması tarafından yapıldığı söylentileri hızla yayılıyor Şam’da. Bugüne kadar kaydadeğer bir kopmanın olmadığı orduda, bir görevlinin böyle bir olayı gerçekleştirmesi ordu içinde yönetim aleyhtarı kliklerin olduğuna işaret midir? En azından intihar bombacısının ordu veya devletin önemli birimlerinden birinde görev yapıyor olması, olay sonrası kurumlar ve şahıslar arası suçlamaları, karşılıklı şüpheleri doğurur mu? Mesela intihar bombacısının ordu mensubu olması, bağlı olduğu birimden kendisi gibi asker olan arkadaşlarına kadar geniş bir çevreyi baskı altına alabilir mi? Bu süreç, iyice gerilmiş sinirlerle birlikte ordu içinde bir bölünmeye kadar gidebilir mi? Bu kısım "bir mıh bir savaş kurtarır" sözü gibi oldu ancak Suriye’deki her an kaşınmaya hazır etnik ve mezhepsel yapıya ek olarak 16 aydır devam eden ayaklanma sürecinin ordu mensuplarına yansımaları düşünüldüğünde biraz daha farklı bir hal alıyor.

İDDİA 2 : Toplantının Ulusal Güvenlik binasında yapılacağı birkaç gün öncesinden biliniyordu. Yaklaşık 40 kiloluk bir bomba yerleştirildi ve toplantı sırasında dışarıdan komutla patlatıldı. Bu iddiaya göre, saldırıda bazı ülkelerin parmağı var.

SORU : İddia edilen bombanın binaya yerleştirilmesi yine yüksek güvenlikli olması beklenen binaya girebilecek Suriyelilerin yardımı olmadan nasıl gerçekleştirilebilir?

İDDİA 3: Savunma Bakanı Davut Racea saldırının hedefiydi. Racea’ya yönetimden ayrılıp muhalifler cephesine geçmesi için birçok kez teklifler yapılmıştı ancak Racea reddetmişti. Bu iddiaya göre, eylemi gerçekleştirenler bir taşla birkaç kuş vurmuş olacaklardı. Israrla yönetim safında durmaya devam eden ve ordudan kopuşları olumsuz etkileyen Racea’dan kurtulacaklardı. Bakanı muhalifler tarafından öldürülen ordunun morali bozulacak ve muhaliflerin güçlü olduğuna kanaat getirecekti. Racea’nın hayatını kaybettiği dakikalarda biri yada birileri darbe yaptığını açıklayacaktı.

SORU : Bu iddianın en dikkat çekici kısmı "darbe." Yönetim içinde uyuyan hücreler mi var? Savunma Bakanının ölmesi darbe yapmak için gerekli ortamı tek başına sağlar mı? Darbe yapmaya hazırlanan kişi veya kişilerin birlikte hareket ettiği ordu içindeki grubun büyüklüğü, gücü nedir? Eğer böyle bir gizli yapılanma varsa neden muhaliflerle birleşmek ve arkasına uluslararası destek alarak yönetimi devirme yolunu seçmez de tek tabanca hareket eder?

İDDİASIZ BİR SORU: Patlamanın olduğu binanın neden görüntüsü yada fotoğrafı yayınlanmadı? Suriye’de meydana gelen bu tip olaylarda olay yerine en azından Suriye Devlet televizyonu gider, görüntü çeker ve yayınlar. Genellikle de Enformasyon Bakanlığı gazetecileri toplayıp olay mahalline götürür. Ayrıca patlamanın ardından binanın olduğu semtin neredeyse tamamının asker kordonu altına alınmış olmasını nasıl yorumlamak gerekiyor? Daha önceki patlamalarda hasarlı bölge kordona alınmıştı. Ancak Ulusal Güvenlik binasına açılan yollarda binanın en az yüz metre uzaklığından itibaren askeri kontrol noktaları oluşturulması, bölgede oturanların kimlik kontrolü ile bölgeye girebilmeleri, bölgede oturmayanların kesinlikle sokulmadığı yüksek güvenlikli bir kordon… O binada ne var?

MUHALİFLERİN KOMPLO TEORİLERİ

İDDİA 1 : Olay meydana geldikten hemen sonra El Arabiya ve El Cezire’ye telefonla bağlanan yada bilgi veren muhalifler, "Esad yönetimi yaptı" şeklinde beyanlarda bulundular. Buna göre Esad yönetimi, muhaliflere karşı daha ağır operasyonlar yapmak için gerekçe yaratmış olacaktı.

SORU : Olayın sıcaklığı ile yapılan açıklamalar, "uzatılan her mikrofona bilgi sahibi olmadan açıklama yapmayı görev edinmiş" bazı muhaliflerin dil alışkanlığı olsa gerek. Kendi Savunma Bakanı dahil üst düzey yöneticilerini öldüren bir yönetim artık stratejik anlamda iflas etmiş sayılmaz mı? Kaldı ki Esad yönetimi yaklaşık 3 hafta önce çıkarılan terörle mücadele yasası çerçevesinde silahlı muhalefeti silahlı terör örgütü kapsamına alıp ardından birçok ağır askeri operasyon yapmışken neden Savunma Bakanını öldürme gereği duysun? Davut Racea muhaliflerin safına geçmeyen ancak askeri operasyonlara karşı çıkan bir savunma bakanı mıydı?

İDDİA 2: İntihar saldırısı yada patlama olmadı. Racea, Türkmani ve Şevket yaklaşık 2 ay önce muhalifler tarafından zehirlenmişlerdi. (http://www.cnnturk.com/2012/dunya/05/20/suriyeli.muhaliflerden.bomba.iddia/661735.0/index.html) Ancak bu iddianın hemen ardından İçişleri Bakanı Şaar ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasan Türkmani televizyona çıkıp "biz ölmedik" demişlerdi. Neyse iddiamıza geri dönüyoruz. Yönetim kendini zayıf göstermemek için zehirlenme olayını gizli tuttu ve patlama hikayesini uydurdu. 2 ay hastane morgunda tutulan cesetler patlama hikayesi çerçevesinde Ulusal Güvenlik binasına taşındı.(http://www.hurriyet.com.tr/planet/21011408.asp)

SORU : Muhalifler 5 kişiyi zehirlediklerini duyurmuşlardı, diğer iki kişinin cesedi nerede? Muhaliflerin "zehirledik" iddialarının ardından Racea, Türkmani ve İçişleri Bakanı Muhammed Şaar’ın birçok kez çeşitli programlarda çekilmiş görüntüleri yayınlandı. Ya muhalifler artık akıl sınırlarımızı zorlayan iddiaları bile "ne de olsa herşeye inanıyorlar" mantığıyla sıralamakta sakınca görmüyor yada Suriye yönetimi 2 ay önce ölmüş kişileri konuşturup, yürütme ve işi bitince de morga geri gönderme teknolojisi geliştirdi, dünyadan saklıyor. Muhalifler birgün "Hafız Esad geri dönmüş" derlerse şaşırmamak lazım…

İDDİA 3: İntihar saldırısı muhalifler tarafından gerçekleştirildi.

SORU : Saldırıyı tabiri caizse üstlenen üstlenene… Muhalifler eylemi birlikte yaptıysa neden ayrı ayrı üstleniyor, bir örgüt yaptıysa diğerleri top çalmaya mı çalışıyor?

EL KAİDE VE ÖSO

Olayın sıcaklığı ile gözlerden kaçan bir nokta vardı. Suriye’de olaylar başladığından bu yana yönetim, "El Kaide ile savaştığını" iddia ediyordu her fırsatta. Kaddafi’nin daha sonra müzikli klip yapılan meşhur konuşmasında da aynı iddialar vardı. Bu nedenle, Suriye’de halkın bir kısmı ve özellikle gözü kapalı yönetime biat edenler "doğru, El Kaide var" diyordu. Bir kısmı ise, bu iddiaya temkinli yaklaşıyordu.

Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yönetimin bu iddiasını yalanlıyor, "Suriye’deki baskı yönetimini devirmek isteyen her din, mezhep ve görüşten Suriyelilerden müteşekkil bir yapılanma olduklarını" öne sürüyorlardı.

Yine SUK nam-ı diğer İstanbul Meclisi her fırsatta, "Suriye’deki bütün etnik ve dini grupları kapsadıklarını" açıklıyordu.

SUK ve ÖSO’nun birlikte hareket ettiğini hatırlatmaya gerek yok.

Aslında biraz daha geriye gidip Şam’daki kanlı eylemleri hatırlayalım. (http://haber.gazetevatan.com/ikiz-canli-bomba-sami-kana-buladi/449588/1/Haber)

Şam ve Halep’teki bazı saldırıları "El Kaide’ye bağlı Cephe El Nusra" örgütü üstlenmişti. (http://haber.gazetevatan.com/esad-bazi-turk-yoneticiler-kendini-cok-akilli-saniyor/451150/30/Haber)

Ne yazık ki saldırıları Cephe El Nusra’nın üstlendiğine dair haber bulmak pek mümkün değil. Bu tip gelişmeler, genelde tek başına haber olacak değerde değildirler ve başka haberlere dolgu malzemesi olarak kullanılır.

Titiz gazetecilik filitreleri sayesinde, dünya basınında "ÖSO’nun şebbihaları taşıyan bir otobüse yönelik başarılı operasyonunu" okumuştuk. Ancak olayın aslında "işçi taşıyan bir otobüsteki işçilerin, yine Cephe El Nusra tarafından fabrikada grev yapmadıkları gerekçesi ile kurşuna dizildiklerini" kendi sitelerindeki açıklamalarından öğreniyoruz. Bu açıklama sadece Suriye ve Lübnan basınında değeri olan haber muamelesi görüyor. Ancak elbetteki şüpheli Suriye yönetiminin kontrolündeki şaibeli Suriye basınını ciddiye almamamız gerekiyor…

Herneyse…

Bir ara muhalifler Cephe El Nusra örgütünün Suriye yönetimi tarafından uydurulmuş olduğunu öne sürdüler ancak bu görüşlerinden niyeyse kısa bir süre içinde vazgeçtiler. Ardarda bombalı saldırıların yapıldığı dönemlerde ÖSO bir kaç "yanlış anlaşılan" girişimin dışında saldırıların hiçbirini üstlenmedi.

Ancak Şam’da 18 Temmuz’da gerçekleşen saldırıyı El Kaide’nin Suriye içindeki hücre yapılanmalarından biri olan Liva El İslam üstlendi. Ardından ÖSO da saldırıyı üstlendiğini duyurdu. İlginç olan ÖSO’dan henüz "saldırıyı biz yaptık, Liva El İSlam değil" şeklinde bir açıklamanın gelmiş olmaması. (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=HaberYazdir&ArticleID=1094587)

Sonuç itibariyle ortaya çıkan tablo şu: ÖSO ve El Kaide uzantılı silahlı hücreler Suriye’deki bazı eylemlerde birlikte hareket ediyorlar…

ÖSO KİMİN TEMSİLCİSİ?

ÖSO, El Kaide ile birlikte eylem düzenleyecek kadar "ideal ve yöntem" birliği konusunda uzlaşmışsa ortaya birçok soru çıkıyor.

Örneğin, El Kaide’nin çizgisi belli. Kendisi gibi düşünmeyenlere yani diğer dinlere, mezheplere, ılımlılara, laiklere yer yok.

ÖSO, Suriye halkının temsilcisi olduğunu her fırsatta söylüyor ancak Suriye’deki farklı din ve mezhepler bir tarafa ılımlı Sünnilere bile töleransı olmayan El Kaide ile birlikte hareket etmesi "ÖSO kimi temsil ediyor?" sorusunu doğuruyor.

Rejim yanlısı ılımlı Sünnilere yönelik kaçırma, tehdit, tecavüz gibi eylemlere hiç değinmeyelim çünkü bu konu Şam’ın günlük önemli gündem maddelerinden biri olsa da dünya basınında referans haber vs bulmak imkansız…

Her ne kadar dünya basınında farklı yorumlansa da Esad yönetiminin hala yerinde olmasını sağlayan şeyin Şam ve Halep Sünnileri olduğu biliniyor. ÖSO’ya rağmen Şam ve Halep Sünnileri Esad’ı mı destekliyor? Yada soruyu tersinden soralım; ÖSO sırtını halkın çoğunluğuna dayadığını söylüyor ki halkın yüzde 60’ından fazlası Sünni… Bu durumda ÖSO, halkın çoğunluğunun duruşunu gözardı ederek, onların temsilcisi olduğunu mu iddia ediyor?

Yoksa ÖSO-El Kaide işbirliği zorunlu bir işbirliği mi? Youtube’da bulunan videolarda ÖSO mensupları olduğunu iddia eden kişilerin dini ve özellikle mezhep temelli mesajlar vermeleri dikkate alınmayacak bir durum mu? Yada bazı Arap kanallarında yayınlanan "barışçıl gösterilerde" "Aleviler tabuta Hristiyanlar Beyrut’a", "Şeriat istiyoruz", "NATO sen müdahale et, masrafı için evimi satarım" sloganları muhaliflerin "toplumu kucaklayan" amaçlarına birazcık gölge mi düşürüyor sanki?

Yada çocukların bile boğazları kesilerek katledildiği Hula gibi kimin yaptığı şaibeli katliamlar ÖSO’nun kontrol dışı birimleri tarafından mı gerçekleştirildi? (http://www.hurriyet.com.tr/planet/20994675.asp) Ki, Hule olayına ilişkin BM Gözlemci Heyeti’nin açıklamalarında "fail belirtmemiş olmalarına" hiç değinmiyoruz ve bu konuyu da geçiyoruz.

ÖSO’nun para ve silah konusunda en büyük destekçisinin Katar ve Suudi Arabistan olduğu gizli bilgi değil. Bu destek karşılığında ÖSO saflarında El Kaide takipçilerine yer mi açıldı?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un "muhaliflere destek konusunda El Kaide şüphesini" dillendirmesini nasıl okumak gerekir? (http://www.turkishny.com/headline-news/2-headline-news/81844-clinton-suriyeli-muhalifleri-silahlandirmak-cok-riskli)

Yine gözden kaçırılmaması gereken noktalardan biri; ÖSO mensuplarının Youtube’a yüklediği videolardan Arapça bilmeyenlerin pek haberi olmayabilir ancak Suriyelilerin haberi var. ÖSO’nun ve SUK’un kan donduran, korku filmi gibi görüntülerden haberi olmayabilir mi?

MUHALEFETE HALK DESTEĞİ

Suriye iç muhalefeti uluslararası kamuoyunda dikkate alınmadı. Yine dış muhalefetten Heysem Menna da iç muhalefetle aynı kaderi paylaştı. İç muhalefet ve Menna’nın kamuoyunun bildiği muhaliflerden ayrıldığı tek nokta ise "dış müdahaleye karşı olmaları."

Suriye’deki yapı düşünüldüğünde, dış muhalefet eğer dış müdahale istemeseydi, iç muhalefetin tamamı hapiste olacaktı. Yine iç muhalefetin içinde yıllarını hapiste geçiren, işkence görmüş, sakat kalmış çok sayıda isim var.

Peki 1 yıldan fazladır milyonlarca Suriyeli ayakta, ordudan ayrılanların sayısının 70 bine ulaştığını iddia edenler var ama Esad yönetimi bir türlü devrilmiyor? Nedir bunun hikmeti?

El Cezire Suriye’deki ayaklanmanın bilgi kaynağı niteliğindedir Suriyeliler için çünkü Suriye medyası belediye bülteni formatını aşamayan bir yapıya sahip. El Cezire her gün, Suriye’nin çeşitli kentlerindeki muhalif gösterileri canlı olarak yayınlar ve gündemin en sıcak olduğu zamanlarda bile gösterici sayısı birkaç bini geçmez.

"Ordu sivillere ateş açtığı için halk korkuyor." Bu gerekçe halkın iradesini küçümsemektir ki, 1 yıldır yavaş yavaş sırayla ölen halkın buna "dur" demesi beklenir. En azından bu süreçte, "güvenlik birimlerinin açtığı ateş sonucu" hayatını kaybedenlerin yakınlarının isyan etmesi gerekir.

Kaldı ki El Cezire’nin canlı yayınladığı gösterilerde, kurulmuş ses sistemleri, muhaliflerin benimsediği Suriye bayrağı ile donatılmış sokaklar olduğu göze çarpar ve muhalifler "Şaab yurid iskatül nizam" diye bağırır. Yani, "Halk yönetimin düşmesini istiyor…"

Yine dış muhalefetin ülke içinde bilinmemesi mesela Burhan Galyun ve SUK’un yeni başkanı Seyda’nın Suriye halkı nezdinde ne kadar tanınır olduğu gibi soru işaretleri "Suriye’deki devrim sürecinin gözardı edilen noktaları" gibi görünüyor.

Mesela SUK’un yeni başkanı Seyda’nın Kürt olduğunu okuduk basından. Peki Suriye Kürtlerini birleştirme sorumluluğunu niye Barzani üstlendi? En azından Barzani ile birlikte hareket etmesi beklenirdi.

Seyda’nın Suriye’deki Kürtlerle ilişkileri mi iyi değil yoksa Kürtlerin yönetime karşı birleştirilmesi gibi bir işe girişemeyecek kadar yoğun mu?

Yine yönetimin belkemiği Şam sokaklarında epeycedir konuşulan ancak bir türlü dünya basınında yer bulmayan "ÖSO’nun El Kaide ile işbirliği" iddiaları "Suriye devrimini yapan halkı" nasıl etkiler?

ÇANLAR ESAD İÇİN ÇALIYOR

Şam sokaklarından yansıyan tablo bambaşka. Esad’ı ve yönetimini bütün uluslararası tehditlere ve medya propagandasına karşın koltuğunda tutan faktör neyse, yönetimi alaşağı edecek faktör de aynı… Halk…

Şam sokaklarda son aylarda yüksek sesle dile getirilen, "Biz bütün bunları ülkede heryere sızmış olan yolsuzluk yüzünden yaşıyoruz" ifadesi ardında çok şey saklıyor. Mesela, devletle kapanmamış davası, sorulacak hesabı bulunmasına rağmen sokağa inmeyen halkın dişini öfkeyle sıkarak gösterdiği sabrı…

Bu görüşte olanlara göre, Suriye’de yaşananlar kendi devrimleri değil, neredeyse her 5 yılda bir uluslararası bir krizin göbeğinde kalan Suriye’de halkı "uluslararası medya veya ABD desteği ile devrime ikna etmek" çok kolay değil.

Suriye’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Irak ve Filistinli mültecinin hikayelerinin yönetime gösterilen sabra katkısı büyük. ABD’nin dahil olduğu bir sürece şüpheyle bakanların sayısı epeyce fazla…

Suudi Arabistan Kralı’nın "Suriye yönetimine reform çağrısında" bulunduğu bir devrim sürecine halk biraz temkinli yaklaşıyor.( http://yenisafak.com.tr/Dunya/Default.aspx?t=25.02.2012&i=369415 ve http://haber.gazetevatan.com/suriyeli-isyancilara-maas/440623/1/Haber)

Herşeye rağmen yönetime son bir şans verenlerin görüşünü şöyle özetlemek mümkün; "Suriye’de bugün yaşananlardan yolsuzluk, rüşvet, kangrenleşmiş yapı kadar dış güçler de sorumlu. Tamam Beşşar Esad gitti, yerine kim gelecek? Bu yönetim yıkıldı diyelim, ABD, Katar ve Suudi Arabistan destekli bir dış muhalefet mevcut yönetimden daha mı iyi olacak? ABD’nin Irak için istediği ve uyguladığı demokrasinin iyi niyeti ortada. Katar ve Suudi Arabistan’ın demokrasi karnesi de yine gözönünde. Bu nedenlerle yönetime son bir şans daha tanıyorum. Silahlı mücadele biter bitmez kurumlar içinde temizlik yapılmazsa önce ben ineceğim sokağa."

Eğer Esad yönetimi, Esad’ın kendi akrabaları dahil ordu, istihbarat ve bürokrasi içini sarmış olan yolsuzluğun sorumlularını temizlemezse görünen o ki, gerçek halk ayaklanması o zaman başlayacak.

Son günlerdeki "yönetimden ayrılıp muhaliflerin saflarına geçme" haberlerini bu temizlik beklentisi çerçevesinde okumak gerekiyor belki de.

Yolsuzlukla 18 Temmuz saldırısının ne alakası var?

Alakası şu; Ordu ve istihbarat birimleri ülkedeki yolsuzluk çarkının önemli dişlileri. Elbetteki "diktatoryal" dönemin nimetlerinden vazgeçmek istemeyenler olacaktır. Her ne kadar ayaklanma sürecinde yönetimin yanında durdularsa da saldırının ardından ordu ve istihbarat içinde karşılıklı suçlamalar toplumdaki temizlik beklentisinin gölgesinde gelişecek gibi görünüyor.

Özetleyecek olursak;

Halk içinde ordu ve istihbarat başta olmak üzere "temiz eller" operasyonu beklentisi çok yüksek. Ancak halk dahil herkesi kıskacına almış ve kurumsallaşmış yolsuzluk düzeni ortadayken, temizlik operasyonunda piyangonun kimlere çıkacağı çok da belli değil?

Önümüzdeki günlerde "16 ay sonra muhalif olmaya karar vermiş" çok sayıda asker, bürokrat vs haberleri yayınlanırsa şaşırmamak lazım.

Ama diğer taraftan da yönetimi bu kadar dış baskıya vs karşı koruyan şey "temizlik operasyonlarının" yapılması beklenen ordu ve istihbarat…

Esad temizliği yapsa karşısında bu çevreyi bulacak, yapmasa halkı…

Yazımızın başlığı "Suriye’de sonun başlangıcı" idi. Görünen tabloya göre Suriye’de 16 aydır devam eden süreçte son merhaleye girildi, tabi dünya bu; hesap hesaba bağlı, yeni sürpriz bir gelişme olur olmaz; bunu zaman gösterecek.

Ancak görünen o ki son parkur, "ya Esad yönetiminin sonunu getiren sürecin başlangıcı olacak yada 16 aydır devam eden "devrim" sürecinin…."

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: