TARİH /// ERGUN ÖZGEN : DÜNDEN BUGÜNE ANADOLUDA TÜRK KİMLİĞİ

Yakın geçmişte, AB. yaklaşımı içersinde birden bire güncellik kazanan “ Azınlık Hakları ve Kültürel Çalışma Grubu’nun” rapor içeriğine göre,dolaylı şekilde Türk kimliğinin bir alt kimlik olmasının, ülkede, Türkiyelilik kavramının siyasi yapıda esas alınmasının, ULUS DEVLET ve Kemalist anlayışının çağdışı olarak kabulü ile bundan vazgeçilmesi gerektiğinin, Türkiye devleti,ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün ve resmi dili Türkçe’dir ibaresinden vazgeçilmesinin gerektiği, ayrıca da, Gayri-müslümlerin azınlıktan çıkarılmaları, Azınlık kabul edilenlere ise self-determinasyon hakkının verilmesi şeklinde, SEVR modeli önerilerin kamunun önüne birden getirilmiş olduğu hatırlanacaktır!…

Konu ile çelişkili ifadeler de görüntüye gelmekle beraber, komisyon yetkililerinden bir bölümünün rapor içeriğini savundukları da basında izlenmiştir…Türk ulusunun Cumhuriyet değerleri üzerinde inşa ettiği siyasal varlığının, bir takım çevrelerce, güncelleştirilmeye çalışılan SEVR sendromu mantığı ile hedef saptırması içinde topluma sunulması, ibretle izlenen bir oluşum olmuştur!..Cüretin hudutları içinde kendi seviyelerini yansıtan düzeyi tartışmalı sahte bilim analizlerinde ve önerilerinde, gene kendilerine göre meşru nedenler sıralayan komisyon görevlilerinin tarih bilgilerinin de bir şekilde sınanması zorunlu olmuştur…

Tarihin eski çağlarına inmeden önce, son seneler içinde yapılan sosyal analizlere göre, Türk milletini, kendi anavatanında bir alt kimlik yapısında vitrine oturtmak isteyenlere bazı hatırlatmalar da gerekmektedir…Bu şahısların çoğunun milletin verdiği vergilerden maaş alan kimseler olmaları yanında, sahip oldukları statülerini de varlığını borçlu oldukları bu ülke sağlamıştır…Kısaca, AZINLIK IRKÇILIĞINA destek veren bu şahısların geçmişlerini hiç kimse kollarından tutarak zorla bu ülkeye getirmemiştir!….

Bazılarına göre Türklerin kendi ülkelerinde zımnen bir alt kimliğe oturtulması görüşünün temelsizliği gösteren ve merkezi Amerika’da bulunan Ethnologue data from: Languages of World kuruluşunun P.A. Andrews tarafından hazırlanan raporuna göre konu ifade edildiğinde, Türkiye’deki etnik yapı şu şekilde özetlenmektedir!…

· %86,21 = 60.347.000 kişi Türk

· %13,79 = 9.653.000 kişi Diğerlerinin genel toplamı olmaktadır.

BUNLARIN,

· %8,38 …(5.852.000 kişi Kürt)

· %0,53…..( 371.000kişi Zazalar)

· %2,14… (1.350.000 kişi Çerkezler)

· %1,63…. (1.141.000 kişi Araplar)

· %0,02…..( 14.000kişi Lazlar)

· %1………( 700.000kişi Diğerleri) olarak ifade edilmiştir…

Bu değerler, ABD.in kendi kaynaklarına dayalı bir analize dayanmaktadır!…. Konuya bir başka yönden yaklaşarak Türkiye nüfusunun ortalama 1/6 oluşturan İstanbul’da Konda tarafından yapılan bir ankete göre ise, 1995 yılı itibariyle ortaya şu sonuçlar çıkmaktadır…

KENDİNİZİ NE HİSSEDİYORSUNUZ ŞEKLİNDEKİ SORULAN SORUYA GÖRE

· …%69,25…Türk

· …%20,83…Müslüman Türk

· …%4,32…..Müslüman

· …%3,90…..Kürt Zaza

· …%0,46…..Çerkez

· …%0,22… Ermeni

· %0,13… Arap

· …%0,12…. Rum

· …%0,09…..Çingene

· …%0,06….. Boşnak

· …%0,06… Musevi

· …%0,36… Diğerleri

· ….%0,18…. Cevap vermeyenler…

(Kaynak :16.08.1995…Milliyet Konda’nın Kürt Raporu…)

Bir diğer yaklaşıma göre de,konu farklı açılardan değerlendirildiğinde, 28 Mart yerel seçimleri sonuçlarına göre ortaya çıkan tablo içinde, marjinal Kürtçü anlayışta olanların SHP ile birlikte müştereken girdikleri seçim sonuçlarına göre, her iki partinin toplam oylarının da 1,5 milyon civarında olduğunu göstermiştir!…..Bu husus da basit ölçüde bir anket olarak kabul edildiğinde, 43 milyon seçmen içindeki bölücü çevrelerin sosyal tabanlarının genel mahiyeti hakkında bir ittifak yapısında hareket etmelerine rağmen, görülen rakamsal değerler, ortalama düzeyde ayrıca fikir vermektedir…Bir diğer yaklaşım içinde ise, Ulus Devletin kurucu unsuru olan Türk Silahlı kuvvetlerinin güvenirlik anketlerinde % 90 lara yaklaşan öncelikleri hatırlandığında, Türk halkının ulusal değerleri ve milli bütünlüğünün teminatı olarak gördüğü bu kuruma duyulan güvenirliğe göre de, toplumun baskın unsurunun bölücü tavırlara karşı silahlı kuvvetlerin yanında ve ayrılıkçılığa karşı olduğu da ortaya çıkmaktadır…( TSK hakkında 2007 den itibaren sürdürülmeye çalışılan itibarsızlaştırma politikasının hangi merkezlerden güdümlenmekte olduğunun bu süreç içinde irdelenmesi de gerekmektedir….)

Özetle,doksanlı yıllardan bu yana Türkiye’de sistemleştirilmiş bulunan bölücü akımlar hatırlandığında, son olarak da yakın geçmişte gündeme gelen “Azınlık Hakları ve Kültürel Çalışma Grubunun “ raporunda ileri sürülen değerler de tekrar edildiğinde, dikkate çarpan hususlar içinde Lozan Anlaşmasına göre kabul edilmiş bulunan azınlıklardan, Ermeni Rum, Musevi ve Bulgarların azınlık olmaktan çıkartılması bir şekilde ön görülürken, diğer yönden de AB. çizgisinde Kürtler ve Alevilerin azınlık statüsüne geçirilmeleri konusunda başka zeminde aranışlar ileri sürülmeye çalışılmıştır!…Yukarıdaki anket sonuçlarına göre, maksatlı çevreler için ajite edilebilecek bir azınlık potansiyeli mevcut duruma göre görülmemektedir…Muhtemelen de şeytan teorisyenleri bu analizi yapmışlardır…Bu durumda da, Türk unsurunun baskın çoğunluğunu kırmak için, aleni bir şekilde Kürt ve Alevi kesimi üzerinde politikalarını oluşturmaya çalışmakta oldukları gittikçe netleşmektedir…

Yukarıda dökümü yapılan Konda’nın anketine göre, kendini tanımlayan kişilerin ( %69,25 Türk, %20,83 Müslüman Türk, %4,32 Müslüman) şeklindeki ifadelerine göre, İstanbul bölgesinde toplumun toplam olarak %94,40 aidiyet duygusu itibariyle kendilerini Türk ve Müslüman olarak gördükleri anlaşılmaktadır… Bu anket Türkiye ortalamasında da yaklaşık benzer değerleri içermektedir…Genel görüntü, Türk unsuru açısından ezici bir çoğunluğu yansıtmakta olup, Kürtler ile Alevileri azınlık statüsü içine alınmaları konusundaki AB. dostça(!)olan tavırlarının nedeni daha iyi anlaşılmaktadır.Sorun yaratanlar ile,onlara destek olan yerli çevreler,kendilerini Türk toplumu ile özdeşleştirememiş, aidiyet duygularından yoksun olan, gerçekte AZINLIK IRKÇILARIDIR…

Anadolu’daki Türk varlığının ve bu topraklardaki tarihi zilyetliğinin geçmişine gidildiğinde, Asya kökenli toplulukların bu topraklarda ki varlığının OĞUZLAR’DAN önce çok eskilere kadar indiği de görülür…. Arkeolojik bulgular Anadolu topraklarında derinleştikçe , Asya’dan Anadolu’ya geliş tarihinin ise, oldukça eskilere dayanmakta olduğu anlaşılmaktadır… Lisan gruplarına göre yapılan tanımlamalar esas alındığı takdirde, Ural Altay kökenli dil gruplarına mensup topluluklar içinde, MÖ. 3000Asyadan inen kavimlerden öncelikle Sümerlerin varlığını görmek mümkündür…Bundan başka,gene Ural Altay dil grubuna yakın olan Hattiler’in de Anadolu’da MÖ. 2500/1700 tarihleri arasında kurdukları medeniyetin bu coğrafyada kendilerinden sonra gelen topluluklar içinde Hititlere yol gösterici oldukları anlaşılmaktadır…Kuzey Doğu Anadolu bölgesinde MÖ 2000 den sonraki dönemlerde yaşamış olan Hurriler’de, ayrı bir medeniyet alanı oluşturmuşlardır..

Bir Hint Avrupa kültü içinde MÖ. I400/1300 tarihlerinde ortaya çıkan Hititler yukarıda da değinildiği üzere, Hatti devletinin mirası üzerinde varlığını oluşturarak bu topluluklarla karışmış ve kaynaşmıştır…Sumerler’den sonra Kuzey Mezapotamya’ya, Asya’dan MÖ. 2000 asrın başlarında Ural Altay lisan grubuna dahil olan Gutlar’ın, yeni bir göç dalgası ile bölgeye gelmiş oldukları da görülmektedir… Arkeolojinin son bulgularına göre, Doğu Anadolu’da hakimiyet kurmuş olan bir başka kavim de Kimmerler olmaktadır…Prof. Dr.Taner Tahran tarafından ileri sürülen bir teze göre, MÖ.1900/1700 Kimmerler, Anadolu ve Kafkaslarda siyasi varlıklarını sürdürmüş olup, bu topluluklar da bir görüşe göre İrani bir diğer görüşe göre ise Ural Altay kökenli kavimler içinde kabul edilmektedir…( Taner Tahran, Eski Çağda Kimmerler Problemi 8. Türk Tarihi Kongresi Cilt 1,1979, sf.35/59..) Hurriler ile akrabalık bağı olan Urartular ise, tarih sahnesine MÖ. Birinci bin yılın başlarında çıkmışlardır…

Bu toplulukların ise Hint Avrupa dil grubuna dahil olduğu ifade edilmekle beraber, karşıt görüşler de mevcuttur… Bu kapsamda, bazı görüşlere göre, doğu Anadolu bölgesinde, Huriler ve Urartular’ın MÖ. 700 yıllarında ortaya çıkan Ermenilerle bağlantısı iddia edilmiş ise de bu görüş daha sonraları kabul görmemiştir…Gene arkeolojinin bulgularına göre karakteri itibariyle, daha ziyade Asyatik bir dil özelliği taşıyan Hurri dili ile Urartu dili arasında benzerlik görülmektedir…Ayrıca, MÖ.680 yıllarında Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giren İskitler’in de birçok tarihçiye göre, Turani bir kavim oldukları kabul edilmektedir… Bu göç dalgalarının devamı içinde MS.558/575 tarihleri arasında Güney Kafkasya’da kurulan ve daha sonra Hazar İmparatorluğunun temellerinde yer alan Sabar Türk toplulukları da Anadolu topraklarına gelmişlerdir…

Ayrıca, büyük Hun İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Batıya göç eden Hunlar’ın bir kolunun da Anadolu’ya geldikleri MS.451 yılında bunları Akhunlar’ın takip ettikleri görülmektedir…Bizans İmparatorluğu döneminde de, değişik Türk boylarından Avarlar’ın, Bulgarlar’ın, Peçenekler’in Kıpçaklar’ın da değişik dönemlerde Anadolu’ya geldikleri tarihin tesbitleri içinde yer almaktadır… Kısaca, Oğuz Türkleri’nin Anadoluya geliş tarihi olan, 1071 Malazgirt savaşından önce, Doğu Anadolu asırlar süren bir sosyal ve siyasal oluşum ile çoğunluğu Asyatik olan bu kavimler karışarak zaman içinde doğu Anadolu’daki Türk varlığına temel teşkil etmişlerdir … Selçuklular’ın kısa sürede Anadolu’da hakimiyet tesisinde, bu akrabalık yakınlığının önemli etkisini de değerlendirmek gerekmektedir….

Anadolu’daki tarihi zilyetlik konusunda özellikle de Güney Doğu bölgesinde ve bu coğrafya üzerinde bölücü politikalara destek veren çevrelere göre, bu günkü Kürtlerin ataları kabul edilen MEDLER’E de,bu bölge üzerinde hak iddiasıyla, yollama yapılmaktadır!…Bu durumda, MEDLER’İN ve bölgede ayrıca yer almış bulunan ERMENİLER’in Anadolu’da ki tarihi zilyetliği nedir sorusunun da cevaplanması gerekmektedir!…

Kimdir MEDLER?… Arkeolojik bulgular içinde, MÖ.1300 yıllarına doğru Pers ve Med kabilelerinin Kuzey Doğu Asya üzerinden İran topraklarına geldikleri ve bunlar içinde Med kabilelerinin Urmiye Gölü çevresinde yerleşmiş oldukları anlaşılmaktadır…Bu kabileler, mevcut dil tanımlamalarına göre, Hint Avrupa dil grubuna dahil edilmektedirler….Siyaset sahnesinde Medler’in devlet kurmaları ile ilgili girişimleri MÖ.800 yıllara tesadüf etmektedir. Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir bölümüne kadar da gelen Medler, bu bölgedeki siyasal varlıklarını daha fazla devam ettirememişler ve bölgeyi MÖ.647/615 yılları arasında işgal eden İskitlerin akrabası olan Kimmerler tarafından etkinlikleri kırılarak, siyasi hakimiyetlerini kaybetmişlerdir!.. Kısaca Medler’in Güney doğu Anadolu’daki siyasi varlıkları açısından tarihi zilyetlikleri iki asra yakın olup, kısa sürede bu devlet parçalanmış ve MÖ.549 da son bulmuş, yerine de Pers siyasi yapısı oluşmuştur…Varlıkları MÖ.700 dayanan Ermeni kırallıkları ise, bölgeyi peş peşe istila eden çeşitli kavimlerin baskıları karşısında sürekliliklerini daha fazla koruyamamışlar ve zaman içinde Bizans İmparatorluğunun hakimiyetine girmişlerdir!….

Özetle Anadolu’nun ilk çağ dönemlerine inilerek konu irdelendiğinde, ortaya çıkan tabloya göre,Ermeniler ve Medler’den önce bölgede çeşitli tarihlerde kurulmuş bulunan devletlerden, ne Sümerler’in, Gutlar’ın, ne Hattiler’in ve Hititler’in, ne Huriler’in , Subaru, Urartular’ın, ne de Kimmerler ve İskitler’in, Medlerle olduğu kadar Ermenilerle de hiçbir akrabalık ilişkisi yoktur… Bu kavimlerin önemli bir bölümü Asyatik karakterde olup, dil yapıları itibariyle bazıları, Hint Avrupa özelliği taşımakla beraber, çoğunluğunun da, Ural Altay dil grubuna yakın oldukları gibi Turani karakter taşıdıkları , arkeolojik bulgulara göre kabul görmektedir!…

Türkiye’nin Güneydoğusunda ayrılıkçı politikaları yönlendiren çevreler , bir Kürt Devletinin oluşturulmasına destek verirlerken tarihi açıdan bu topluluklara bir başka yönden siyasal derinlik kazandırmak amacıyla bir şekilde konuyu Medler’e dayamaktadırlar!…. Yıkılmasından 2500 sene sonra bir Med gerçeğinin kabul edilmesini isteyen malum çevrelere şu soruyu sormak gerekmektedir…Medler’in varlığı kabul edildiğine göre, bu topluluklarla hiçbir akrabalık ilişkisi olmayan ve Anadolu’da olduğu kadar yukarı Mezapotamya bölgesi de dahil olmak üzere, çok daha önceki tarihlerden itibaren varlıkları bu bölgede kanıtlanmış bulunan Sümerler, Gutlar, Hattiler, Hititler, Huriler, Urartular, Kimmerler, İskitler ve daha sonra Anadoluya gelen bir çok Türk boylarının soyundan gelen topluluklar nereye gitmişlerdir?….Medler 2500 yıl içinde varlıklarını korudularsa, diğer kavimlerin ortadan kaybolmasının bilimsel izahı nasıl yapılabilecektir?…

Kısaca, doğu ve güney doğu Anadolu’ya Medler’den önce gelmiş olan bu kavimlerin hiçbirisi özü itibariyle kaybolmamıştır…Bunlar, en son Anadolu’ya gelen asli unsur olan Oğuz boyları ile kaynaşarak bu günkü Anadolu Türklüğünün önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır. Söz konusu oluşum da bir karışımdan çok , sosyal ve kültürel alaşımdır!…Bu tarihi nedenledir ki bütün bölücü propagandalara rağmen, aidiyet anketlerinde kendilerini Türk ve Müslüman görenlerin yüzdeleri , bazılarının hesaplarını hep yanıltmaktadır… Zira, bu topluluklarda kök birliği ilk çağlara kadar uzanmaktadır…Dikkat edilirse bütün bölücü ve bölgeci yaklaşımlar, kendisini Türk kabul eden %90 lara ulaşan çoğunluğun dışındaki %10 luk azınlık içinde bulunan ve marjinalleşmiş diğer azınlık kesimlerden gelmektedir…

Böyle bir sürece bağlı olarak, bir sosyal mozayıktan da bahsetmek mümkün değildir… Özetle, Anadolu Türklüğü, tarih sürecinde şekillenen ve ÖZ birliğinden yansıyan bir tayf yapısında bu coğrafyadaki kültürel renklerini oluşturmuştur!… Ulusal kimlik tartışmalarını bölücülük istikametinde güncelleştirmeye çalışan çevreler içindeki aydın kisvesini taşıyan bazı kesimlerin ise,ideolojik saplantılarının dışında, hangi dış çevrelerden proje bazında ve ne şekilde maddi destek aldıkları da tartışmalıdır!….Bir Kürt varlığını Med temelinde kabul edenlerin, Anadolu’daki binlerce yıllık Türk gerçeğini de, ifade edilmeye çalışılan değerler içinde ayrıca irdelemeleri gerekmektedir.!…Konunun, sosyo politik ve kültürel perspektifi bu açıdan dikkate alındığında, gündemde tutulmaya çalışılan bazı tereddütlerin kalkması yönünden de anılan hususlar, ayrıca önem ifade etmektedir…Hazar Denizinin kuzeyinden ve güneyinden Anadolu’ya geliş binlerce yıl süren bir serüvendir… Bu, Türklük dünyasının, İmparatorluklar kültürü içindeki farklı coğrafyalarda yansıyan yönlerinden biridir!….

Bazı çevrelerin geçmişte olduğu kadar günümüzde de bu tanımlamalardan rahatsızlık duymaları kaçınılmazdır…Böyle bir gerçeğin kabul görmesi ise, Anadolu’daki Türk varlığının bir diğer şekilde tarihi zilyetliğinin kabulü anlamını taşıyacağından, konu, sürekli olarak başka mecralara kaydırılmakta ve toplumun hafızasından bu tarihi gerçek uzaklaştırılmaktadır!… Kültür emperyalizminin tecrit politikaları çerçevesinde, hedef ülkelerin kendi kültürel değerlerine yabancılaştırılması yanında, o toplumları kültürsüzleştirmeye yönelik politikaları da unutulmamalıdır!…. Bu husus Atatürk’ün ölümünden sonra, Atilla İlhan’ın da sürekli üzerinde durduğu şekilde ülkemizde sistemleştirilmiştir!…Bu güne kadar geçen süre sonunda geldiğimiz noktaya bakıldığında, silahın gücü ile başarılamayan bölücülük,halen, beyinlerinden tutsak edilenlerin gaflet ve dalaletinden yararlanılarak yaptırılmaya çalışılmaktadır…

Türk tarihinden ve kültüründen bahis etmek bu çevreler için ya gericilik ya da ırkçılık olarak nitelenmektedir…Buna mukabil,aynı konuda Türkiye de oluşturulmak istenilen bölgeci ve bölücü hareketlerin içeriğindeki azınlık ırkçılığından ise hiç bahis edilmemekte üstelik destek sağlanmaktadır….

Batı dünyası kendi kültür değerlerini Grek ve Roma kültür formatları üzerinde inşa ederken, bu kültür alanlarının dışında kalan diğer medeniyet ve kültür değerlerini ikinci sınıf kültür bölgeleri olarak nitelemiştir…Emperyalist ve sömürgeci geleneğin bir yansıması olan bu sosyo kültürel yaklaşım, gerçekte, Batı kültürünün etkinliğinin ATIF UNSURU olması ile ilgili bir politik tercihten kaynaklanmaktadır…

Avrupa Devletleri kültür değerleri ile ilgili politikalarında , kendilerini, Grek ve Roma kültürünün mirascıları olarak gösterirlerken, bu medeniyet değerlerinin gerisindeki Anadolu, Mısır, ve Mezapotamya gibi kültür değerlerinin etkileşim yolu ile, önemli ölçüde Grek ve Roma kültür değerlerine olan tesirlerini de mümkün olduğu kadar gözden uzak tutmaya çalışılmışlardır!

Avrupa Medeniyetinin yaslandığı Grek ve Roma kültür değerleri üzerinde,yukarıda ifade edilmiş bulunan diğer medeniyet alanlarının etkileşim yolu ile yapmış olduğu tesir, son derece önemlidir…

Avrupalılar, kendilerini mensubiyet duydukları bu kültür değerlerinin mirasçıları olarak nasıl görüyorlarsa, Anadolu Türklüğü de, tarihi açıdan zilyetliğini asırlar önceden kazandığı bu coğrafyadaki, gelmiş geçmiş bütün medeniyetlerin mirasçısı olmuştur…Son şeklini almış bulunan Anadolu Türklüğü, mevcut siyasi yapısıyla da, iktisap etmiş olduğu tüm değerlerini, savunma ve sahiplenme hakkına sahiptir…

Avrupa topluluklarında görülen ırkçı politikalar ise, Türk topluluklarında siyasi felsefe olarak asla görülmemiştir…Türkler, hakimiyet kurdukları coğrafyada, aidiyet duygusu içinde kendileri ile özdeşleşsen bütün topluluklarla, yönetimlerini paylaşmışlardır…Konunun tarih sürecindeki en somut örneği de Osmanlı İmparatorluğudur!…Irkçılık, Avrupa kültürünün ayıpları içinde bir siyasi felsefe olarak ortaya çıkmıştır..Bunun yakın tarihteki uygulaması ise Nazi Almanya’sında görülmektedir… AB patentiyle,Türkiye de kimlik tartışması açanların konunun bu yönünü de dikkate almaları gerekmektedir!…

Irk temeline dayanan ve genetik formatlar içeren siyasi görüş Alman kültürünün öğretileri içinde etkin olarak görüntüye gelmiştir.. Bunun temellerinde Luther’den itibaren şekillenen Alman milliyetçiliğinin etkisini de görmek mümkündür. Daha ziyade XIX yy. etkinleşen öğreti içinde Alman milliyetçiliğinin felsefi ve fikri zeminde şekillenmesi ve Hitler Almanya’sına kadar ivme kazanarak güçlenmesi yakın tarihin olguları içindedir… Bu süreç,Napolyon dönemindeki işgal yıllarında Fransız hakimiyetine karşı direniş içinde, Alman toplumunda, Töton geleneğinden gelen ve Cermen karakterinde şeklini bulan merkeziyetçi anlayışı harekete geçirmiştir…Başlangıçta tamamen reaksiyoner niteliği olan bu hareket, Luther’in, Kilise hakimiyetine karşılık olan milli tepkisinin değişik bir şekli olmuştur.XIX yy. Bu oluşumda ise gelişmeler daha çok, Fichte’nin felsefi öğretilerinde vucut bulan,Alman ruhunun istilacıya karşı ulusal tepkisi şeklinde ortaya çıkmıştır…

(….Fichte istilacı kuvvetlere karşı, içeriğinde doğal bir nefret ve tepkinin kabardığı bu anlayışı, Alman duygusunu esas alarak ve metafizik temellere oturtarak bir siyasi ve sosyal doktrin haline getirecektir…Kant’ın talebesi olan Fichte, Kant’ın akılla tabiat, ilimle ahlak, akıl ve idrak fenomenleriyle, akıl dışı ve duygular arasındaki zıtlıklara “BEN” ve “BEN OLMAYAN” karşıtlığını ilave ediyordu… Fichte, milletleri birer öz olarak ifade ediyor bunların arasında Alman milletinin en yüksek derecede yaratıcı ruha sahip bulunduğunu ileri sürüyordu. Alman milletinin şuuru ve benliği ile, dejenere olmuş dünyanın şuuru arasındaki tefrik’in hazırlayıcısı olarak gördüğü Lüther’le hemfikir olarak Alman “BEN” i en doğru realite diye tanımlıyordu….

Jacques Pirenne Dünya Tarihi… C. 2…sf.1039) Gene, Jacques Pirenne’in yorumuna göre, Alman Felsefi tekamülü ile birlikte politik inancın da şekillenmesinde Hegel de devlet kavramını, Fichte’nin millet yorumundan ayrı olarak tanımlamaktadır. Hegel, devlet teorisini kurarken bunu, Alman milletinin kendine verilen kutsal görevi yerine getirme sürecinde, örgütlü güç olarak nitelemekte ve devleti milletin ilahi bir birleşimi olarak görmektedir…. Bu yorum şekli içinde ve Hegel’in devlet teorisine göre, Prusya halkı tanrının seçtiği ve şereflendirdiği bir halk olmaktadır!…. Her ne kadar Orta Çağda ve Haçlı seferleri sırasında Yahudilere karşı ırkçı saldırılar Hıristiyan dünyasında farklı boyutlarda ortaya çıkmışsa da, ırkçı bir öğreti olarak felsefi zeminde son şeklini Hitler dönemine kadar sistemleştirilen bir öğreti içinde konu, Almanya’da şekillenmiştir…

Temellerinde Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu geleneğinin etkileri de bulunan bu tarihi oluşumun günümüze yansıyan yönü, bir şekilde AB yapısı içinde ALMANYA ve FRANSA ekseninde modernize edilmiş bir görüntüde farklı bir boyutta ortaya çıkmaya başlamıştır…Bu süreç öncelikli olarak ekonomik platformda biçimsel yapısını oluşturmakla birlikte, gene de Fransa ve Almanya eksenindeki otarşik düzeyde, söz konusu bir siyasal yapıda gelişmeler biçimlendirilerek, ağırlığını AB içinde bir şekilde hissettirmiştir…AB.içinde görüldüğü kadar, karar alma merkezi, bu iki ülkenin otarşisinde ağırlık kazanmada ve diğer ülkelerin karar sistemindeki varlıkları ise gene görüldüğü kadarıyla biçimsel kalmaktadır!…

Avrupa’nın merkezi gücü olan Almanya’nın Cermen kökü hatırlandığında, bu kökten ayrılan pek çok Avrupa ülkesinin temellerinde etnik açıdan ortak bağlarını da görmek mümkündür….Fransa’da Franklar’ın, İspanya’da Vizigotlar’ın, İtalya’nın kuzeyinde Lombardiya bölgesinin, Cermen bağlantılı oldukları bilinmektedir. Keza, MS V.yy. İngiltere’yi istila eden Angıl ve Saksonlar’dan sonra, gene bu adayı MS. Onuncu yüzyıl sonlarından itibaren istila eden Normanlar da Cermen toplulukları olmaktadır….Kısaca, Avrupa’da Siyasal güç, Latin Hıristiyan kültürünün katalizörlüğünde ve bir şekilde de Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu yapısında Avrupa coğrafyasında uzun süre etkinliğini devam ettirmiştir… Özetle, günümüz AB temellerinde bu sosyo politik oluşum ve öğretilerin geçmişten gelen izlerini her yönü ile de görmek mümkündür….

Avrupa, kendi kültür değerleri yapısında, Grek, Roma temellerinden başlayan, ve Latin Hıristiyan kültürü içinde yoğrulan ve ayrıca da Cermenik ağırlığı olan bir sosyo politik,kültürel sürecin sonunda ortaya çıkmıştır….Bu süreç Avrupa tarihindeki diyalektiğin sonucudur…AB siyasal sürecinde ortaya çıkan tablo, gene bu diyalektiğin güncelleştirilmeye çalışılan hali olup, merkezinde de Cermenik olgular IV Reich özlemi içinde net bir şekilde yansımaktadır…

Türkiye’nin bu siyasal oluşumda, AB sürecinde yerini alması, söz konusu tarihi diyalektiğin iyi analiz edilmesini de gerektirmektedir….Yirmi otuz sene sonra, Türkiye nüfusunun AB. toplam nüfusunun 1/3 yakın bir demografik orantıya ulaşacağı bazı analizlerde ortaya konulmaktadır…..Böyle bir gelişmenin ise giderek yaşlanan AB sosyal yapısında merkez güç konumunda olan karar verici ülkelerin politik hedeflerine ters düşeceğini de akla getirmektedir…Gene yakın geçmişte birden Türk kimliği üzerinde belli çevrelerce ortaya konulan malum rapor ve daha sonra da genetik oluşum yorumları hatırlandığında, birilerinin ne gibi hesaplar ile Türkiye de azınlıklar zemininde üniter yapıyı zorlamak istedikleri ve bölücülüğe vasat hazırlamaya çalıştıkları gelişmeler içinde daha iyi anlaşılmaktadır!…

Kısaca, güncelleştirilmeye çalışılan ve Türkiyelilik kimliği ileri sürülerek, Türk kavramından neden bu kadar rahatsızlık duyulmaktadır?…Bunun cevabı, AB-D.in karar merkezlerinin politik hedefleri içinde, Türkiye’ye ve Türk kimliği potansiyeline olan bakış açısında görüldüğü kadar, Türk dünyasının birleşmeye yönelik yaklaşımlarından doğan rahatsızlıkta da yatmaktadır …

Yukarıda da değinildiği üzere ,birden bire Türk kimliği yerine malum çevrelerce kendilerine göre bir zemine oturtulmak istenilen Türkiyelilik kavramının hangi sosyal ve tarihi temele dayandırılmak istenilmektedir?… Anadolu Tarihinin ortaya koyduğu gerçekler dikkate alındığında, ileri sürülen tezlerin temelden yoksun olduğu kadar, birilerinin temennileri istikametinde konunun ele alındığı da daha iyi anlaşılmaktadır…Bu çevrelerin kompleks ve rahatsızlık duydukları Türk sözcüğü neyi ifade etmektedir?… Bu konuda Türk kelimesinin, anlamı ile tarihçilerin ve antropologların tanımlarına bakıldığında, ortaya konulan yorumlara göre,

· Türk kelimesinin, Göktürk, Uygur ve Karahanlı metinlerinde bir sıfat olarak,”Güç,kudret,Olgunluk,Güçlü,Kuvvetli, Yetişmiş, Kemale ermiş, Olgunlaşmış insan anlamında kulanıldığı görülmektedir…(O.Fikri Sertkaya, Göktürk Tarihinin Meseleleri, sf.2,3)

· Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği adlı eserinde ise şu tanımlara yer verilmektedir…(sf.22)

· Orhon Yazıtlarında Türük olarak geçmekte ve Devletine bağlı halk,teba, güçlü kuvvetli ulus anlamında kullanılmaktadır,,

· Kaşgarlı Mahmut( veya Türk efsanesine ) göre,Tanrı’nın koyduğu Türk adı, gençlik, sağlık ve olgunluk anlamını ifade etmektedir.

· Çin kaynaklarında, mihfer anlamına gelen Tu-ku-e/ Törük olarak anlam ifade etmektedir…

· Herodot Tarihinde, İskit ülkesinde yaşayan Tyrkae’nin Türk olduğu sanılmaktadır…

· Hint kaynaklarına göre,Türkler, Turukha olarak tanımlanmaktadır.

· Pers kaynaklarında, Turan asıllı savaşcı kavimler Türkler olarak tanımlandığı görülmektedir….

· Türkçe konuşan Anadolu halkına da Türkiye (Turchia) adının Haçlı Seferleri döneminde Batılılar tarafından verilmiş olduğu ifade edilmekte ve Barbarossa (Haçlı) Seferi’nin 1090 yılına ait Ansbert günlüğünde Turchia ya da Turkhia adı kullanılmıştır…(TÜRKLERONLİNE)

L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bir Yıl sf.201 ifade ettiği şekilde ise, 19. yüzyıla gelindiğin de bile, Çince ismiyle Tü-kiu, Moğolca ismiyle de Türküt ifadesinin kullanıldığı anlaşılmaktadır…

Kısaca, Türk sözcüğünün ifade ettiği anlam bir ırk tanımından çok, bir sıfat olarak insani vasıfları ifade etmektedir….Bu nedenledir ki Türk kelimesinin birleştirici değerleri içinde ırk üstünlüğüne dayanmayan birleştirici bir ATIF UNSURU bulunmaktadır…Anadolu Türklüğü de bu kültür değerlerini ilk çağdan itibaren sosyal yapısında harmanlayarak günümüze kadar taşımak suretiyle, tüm antropolojik oluşumların mirascısı olmuştur…

Türk dünyası üzerinde önemli bir ATIF UNSURU olan Anadolu Türklüğünün, gelecek vaat eden potansiyelinden rahatsızlık duyan çevrelerin, kendi ırkçı yaklaşımları içinde, Anadolu’nun üniter yapısındaki bütünlüğü, zahiri nedenlerle bölmek girişiminde bulunmaları giderek netleşmektedir..Coğrafya üzerindeki çıkar yarışmasının, Balkanlarda yaşanmış olan olaylar da hatırlanarak, Türkiye deki uygulamalar dikkate alındığında, konu ile ilgili farklı sürümlerine zemin oluşturulmaya gayret edildiği imajı da hissedilmektedir!.

Kısaca,İnsanlık adına hareket ettiklerini iddia edenlerin, insanları ne hale getirildikleri, çevresine akıl yolu ile bakabilen herkesin görebileceği kadar nettir !….Anadolu’nun medeniyetlerin üst üste yığıldığı bir coğrafya olduğunu unutmadan, vatan yaptığımız bu topraklarda onurlu bir şekilde dik durabilmek ister istemez maliyetleri büyütmektedir….Türk Dünyası bunu can ve kan bedeli ile asırlardır yapmasını bilmiştir!…..Sonuç olarak,Türk sıfatı ile kast edilen insani değerlerden rahatsız olanların, kendilerini, yukarıda tanımlanan vasıflardan farklı bir şekilde ve istedikleri tarzda ifade etmeleri de gene kendi bilecekleri bir iştir!…..Bu husus ise, Türk Milletini hiçbir şekilde bağlamaz!…Gitmek isteyenler, istedikleri yere gider, kalanlar da bize yeter!…..

ERGUN ÖZGEN

YARARLANILAN ESERLER

· Hüseyin Namık Orkun Türk Yazıtları

· S.N Kramer, Tarih Sümer’de Başlar.

· Muazzez İlmiye Çığ Hititler ve Hattuşa

· L.Rasonyi Tarihte Türklük

· Jacques Pirene Dünya Tarihi

· Jean Paul Roux Türklerin Tarihi

· İstvan Fodor, Are The Sumerians and The Hungarian, or The Peoples Related?

· Taner Tahran, Eski Çağda Kimmerler Problemi

· Ksenofon, Anabasis

· Bazil Nikitin, Kürtler

· Yılmaz Öztuna Türkiye Tarihi

· W. Aegleton, Mehabat Kürt Cumhuriyeti

· Tankut H. Reşit. Prehistuvar’a Doğru Bir Dil İzlemesi ve Güneş Dil Teorisi…

· Bozkurt Güvenç, Türk Kiliği

· Claude Cahen Osmanlıdan Önce Anadolu’da Türkler

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: