TARİH /// “TÜRK DÜNYASININ GÜNCEL KONUSU : ORTAK TÜRKÇE”

Turk_Dunyasi-064

TÜRK DÜNYASININ GÜNCEL KONUSU: ORTAK TÜRKÇE

Bilindiği üzere, 1990’lı yılların başında eski Sovyetler Birliği dahilinde bulunan Türk Cumhuriyetlerinden bazıları arka arkaya bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar. Bağımsızlık, devletler için çok önemli bir kavramdır. Ne var ki bağımsızlık kavramı birbiri içine girmiş daha pek çok alt unsurdan oluşur. Gerçek bağımsızlık için bunlar yanında dil, din, örf ve âdetler, hayat tarzı ve benzerlerinin de bağımsızlık karakterini taşıması gerekir.

Bağımsızlığı oluşturan bu alt kavramlar içinde en önemlisi dildir. Çünkü; dil, insan topluluklarını bir maksat etrafında toplayıp aralarında duygu ve düşünce birliği oluşturarak onların “millet” sıfatını almasını sağlar. Eğer kendi dilinizle konuşamıyorsanız, kendinizce düşünemiyorsunuz demektir. Düşüncenize sınır konulmuşsa bağımsızlıktan söz etmeniz mümkün değildir. Milletlerin dil bağımsızlığını kazanmaları; siyasal, sosyal ve ekonomik hayattaki bağımsızlıklarını kazanmalarında büyük rol oynamaktadır.

Türk Cumhuriyetleri, her ne kadar bağımsızlığını ilân etmiş bulunsalar da henüz tam bir ekonomik bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. Bu durumun pek çok sebebi bulunmakla beraber, en önemli sebep eski Sovyetler Birliğinin bu cumhuriyetleri ekonomik açıdan kendisine bağlamış olmasıdır. Hem ekonomik açıdan hem devlet düzeninin işleyişi hem de insanların günlük yaşantısı ve alışkanlıkları bakımından eski sistem öylesine güçlü olarak yaşamaktadır ki bu durumun değişebilmesi için daha uzun yıllara ihtiyaç vardır. Bilinmesi ve kabul edilmesi gereken en önemli gerçek budur.

Bütün cumhuriyetlere yapılabilecek en büyük yardım ve iyilik, bu cumhuriyetleri bizim duygu ve hayallerimiz penceresinden değil, onların gerçek durumları noktasından görmektir. Çünkü, eski sistem aşağı yukarı devam etmektedir. O sebeple, bu kardeşlerimize içinde yaşadıkları kendi gerçekleri doğrultusunda davranmak, en doğru hareket tarzı olacaktır.

Bugün Türk Cumhuriyetleri eskiyle yeni düzen arasında sıkışmış bir durumdadır. Çoğunluk değişmeyi istese de yeninin ne olacağı konusunda bir fikirleri yoktur. Daha doğrusu eski alışkanlıklar ağır basmaktadır.

Türk devletlerinin kendi dillerini devlet dili olarak kabul etmeleri, bağımsızlıkların kazanılması yolunda atılmış en önemli adımlardır. Bağımsızlık aşaması tamamlanmış kabul edildiğinde, bugün için, Türk dünyasının en önemli meselesi, ortak iletişim dilidir. Bunun gerçekleşmesi şarttır; ancak, zamanı, zemini ve şekli konusunda şimdiden bir şey söylemek zordur.

Türkçe Gerçeği

Türk dünyası söz konusu olduğunda, karşımıza hemen Türkçe gerçeği çıkmaktadır. Balkanlardan Çin’e kadar olan alanda yaşayan Türkler, farklı devletler içinde, farklı konuşma biçimlerini geliştirmiş olsalar bile, hepsi de Türkçe konuşurlar. Bu bakımdan “Balkanlardan Çin’e kadar’ ibaresi dilimiz için hâlen geçerlidir.

Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve çok sayıda kola ayrılmış olan Türk dilini, ne kadar insanın konuştuğu meselesine gelince, bu hususta tam bir sayı vermek zordur. Çünkü, adı geçen bölgelerde yaşayan Türklerin bir kısmı, bağımsız cumhuriyet, bir kısmı özerk cumhuriyet şeklinde yaşarken bazıları da diğer devletlerin ahalisi olarak hayatını sürdürmektedir.

Bundan dolayı kesin ve yeni rakamlar elde etmek bir hayli müşküldür. Ancak, tahminî olarak bugün dünya üzerinde yaşayan Türklerin toplam sayısının 200 milyonun üzerinde olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu hâliyle dilimiz dünyanın en çok konuşulan dilleri sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girmektedir. O hâlde bundan böyle “Türkçe” terimi ile bütün Türklerin kullandığı genel Türk dilini anlamamız gerekir. Biz, pratik olarak Türkiye’de konuşulan dil için Türkçe demekteyiz.

Mevcut Durum

Bugünkü manzaraya bakıldığında, gerek Türkiye, gerekse Türk Cumhuriyetleri açısından ortaya çıkan imkânlar dünyası, iyi bir şekilde kullanılamamıştır. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve kamuoyunun son derece iyi niyetli olduğu âşikârdır. Ne var ki daha önceden bu sahalarla ilgili yeterli belge, bilgi, eleman ve en önemlisi de proje bulunmadığı için verimli bir sonuç alınamamıştır. Bununla bağlantılı olarak Türk Cumhuriyetleriyle ilgili politikalar daha ziyade kişiler seviyesinde gerçekleşmiştir. Yani, bir çok başlılık ve dağınıklık yaşanmıştır. Bütün bu kişisel ikili ilişkileri takdirle karşılıyor, bunların daha verimli hâle getirebilmesi için, iki kuruma ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyoruz. Bunlardan birincisi bütün Türk dünyasını bünyesinde toplayacak bir Türk Dünyası Akademisi’dir. Bu sahayla ilgili her türlü bilimsel ve politik araştırmalar söz konusu akademinin çatısı altında yapılmalıdır. İkinci olarak mutlaka en kısa zamanda Başbakanlık’a bağlı Türk Dünyası Müsteşarlığı kurulmalıdır. Bu noktada özel vakıfların ve gönüllü kuruluşların faaliyetlerinin de son derece önemli olduğunu ve devletçe desteklenmesi gerektiğini de belirtelim.

Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkilerimizde artık hayal seviyesinden gerçek noktalara, somut basamaklara geçmeliyiz. Bu tür ilişkilerde objektif ve gerçekçi olmamız hepimizin faydasına olacaktır.

Türk dünyasının bugün için en önemli konusu, karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları ve kaynaşmalarıdır. Bunun yolunu Türk dünyasının mütefekkirlerinden ileri görüşlü ve aksiyon adamı Gaspıralı İsmail, neredeyse bir asır öncesinden göstermiş ve uygulamıştır. Şimdilerde bu değerli şahsiyeti çok daha iyi anlıyor ve arıyoruz. Artık yapılması gereken onun gösterdiği çizgide önce “dil” alanında ortaklığı yakalayıp birbirimizi anlayıp sevmektir. Sonra “fikir”de birleşeceğiz. Bunlara bağlı olarak “işte” birliğimiz kendiliğinden oluşacaktır.

Türkiye’de dil, fikir gibi konuları küçümseyen kimileri ısrarla bu konuları gündem dışı tutmakta; Türk dünyası konusunu soğutmakta veya bu konuyu yalnızca ticarî mantıkla değerlendirmektedir. Şurası bir gerçektir ki dilimizi, gönlümüzü, fikrimizi bir etmeden işimizi bir eylememiz de son derece zor olacaktır!

Ortak Türkçenin Oluşturulması

Dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisi olan Türkçe, ne yazık ki, bugüne kadar diğer diller arasında hak ettiği gerçek yeri alamamıştır. Hemen her dönemde bir başka yabancı dilin tesiri altında kalmış, kendi gerçek gücünü yeterince gösterememiştir. Bugün ise, yepyeni ve taptaze bir imkânlar dünyasıyla karşı karşıya kalınmıştır. Ancak, nadiren karşımıza çıkabilecek böylesi bir fırsatı çok iyi değerlendirmek mecburiyeti vardır.

Ortaya çıkan yeni şartlar, âdeta Dünya Türklüğünü " dilde, fikirde, işte” ve daha pek çok sahada birlik olmaya zorlamaktadır. Bu birliğin temel şartı ise, birbirinizi her yönüyle anlayabilmektir. O sebeple bütün Türklerin aynı dille anlaşabilmeleri (elbette ki Türkçeyle) şarttır. Bu düşünceden hareketle "Ortak Türkçe”nin bir zaruret sonucunda bu düşünceyi gerçekleştirmeye zorlamaktadır. Aynı kökten çıkmalarına rağmen, yapay olarak birbirinden uzaklaştırılan Türk lehçelerinin her birine "dil” adı verilmiş ve mümkün olduğunca ayrı alfabelerde yazdırılmaya zorlanmıştır.

Tarihî Arka Plân

Türk dilinin birliği ve bütünlüğü yolundaki gelişmeler, tarihî arka plâna sahiptir. Türk dili doğal gelişim seyri içerisinde, 12. yüzyıla kadar tek bir kol hâlinde süregelmiştir. Bu yüzyıldan sonra birisi Türkistan diğeri Anadolu merkezli olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Bu iki büyük kol neredeyse yirminci yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir.

Bu doğal gelişme içerisinde Kâşgarlı Mahmut’un meşhur Divan’ı, Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı dilde birlik yönünde önemli kilometre taşlarıdır. Ahmed Yesevî’nin ve Yunus Emre’nin şiirleri halk dilini edebî dile yaklaştırması bakımından önemlidir. Âşık Paşa’nın Türk dilinin aşağılanmasına karşı duyduğu tepki de unutulmamalıdır.

Türk dili ve edebiyatındaki etkisi göz önüne alındığında, Türkçenin Farsçadan aşağı kalmadığı gibi, kendine has pek çok güzelliği ve inceliği bulunduğunu örneklerle ortaya koyan Ali Şîr Nevâyî de Türkçemizin birliği ve zenginliğini konusundaki önemli kilometre taşlarından birisidir. Ali Şîr Nevâyî, ana dilini (Türkçeyi), yolu dikenler ve taşlarla dolu denizin dibindeki incilere benzetir.[1]

Ali Şîr Nevâyî’nin en önemli yönü, Türk diliyle ilgili düşünceleri ve Muhakemetü’l-lûgateyn adlı eseridir. Ali Şîr Nevâyî, Farsça gibi son derece güçlü bir edebiyat dilinin varlığına rağmen, Türkçe eserler yazmış ve bu dille üstün bir edebiyat oluşturulabileceğini de ispatlamıştır. Bununla da kalmayıp Türkçe ve Farsçanın karşılaştırıldığı bir eser yazmıştır.

“Muhâkemetü’l-lûgateyn”, Nevâyî’nin en önemli eserlerinden biridir. Eser, 1499 yılında, Türkçe ile Farsçayı mukayese etmek üzere nesir tarzında yazılmıştır. Nevâyî, Fars dili ve edebiyatının Türkistan’da yaygınlaşması ve bazı Türk şairlerinin eserlerini Türkçe yerine Farsça kaleme alması üzerine “Muhâkemetü’l-lûgateyn”i yazar. Eserinde, sanat ve ilim adamlarına Türk dilinin Farsçadan daha kudretli ve daha zengin bir dil olduğunu ispat etmek için birçok delil gösterir.

Şâirliğinin yanı sıra, bir dil âlimi de olan Nevâyî’ye göre Türkçe, kelime hazinesi bakımından Farsçadan daha zengin bir dildir. Eserinde Farsçayı Acemlerden bile daha iyi bildiğini söyleyerek Türkçenin mecaz, cinas, kafiye ve fiil yönünden de daha zengin olduğunu örneklerle izah eder. Eserinde yüz kadar fiil sayarak bunların hiçbirinin Farsçada bulunmadığını belirtir.

Nevâyî, Türkçeyi faziletler ve yüceliklerle dolu hazineye, seyrine doyum olmayan bir gül bahçesine benzetir. Fakat bu bahçe, aynı zamanda dikenlerle, tehlikelerle doludur. Türkçenin güneşten daha parlak güllerini dermek ve emsalsiz hazinelerine sahip olmak için çok çalışmak gerektiğini söyler. Dil ile milletin büyüklüğü arasında bir paralellik kurar; Türkçenin devlet ve edebiyat dili olması hâlinde Türklerin de üstün bir millet olacağına inanır.

Borovkov, “Özbek Yazı dilinin Kurucusu Ali Şir Nevaî” adlı yazısında “…Mevzuu dil olan Muhâkemetü’l-lûgateyn’de dikkati çeken nokta, müellifin bilhassa kendi millî edebiyatının mukadderatı üzerinde durmasıdır. Yüzyıllar boyunca gelişmiş ve söz sanatında şöhretli adlar yaratmış bulunan, münakaşa götürmez bir otoriteye sahip ve taklit bakımından erişilmez bir nümune teşkil eden İran edebiyatının hâkim olduğu devirde, büyük şâir ve hakîm üstat Nevaî, kendi millî edebiyatının esaslı bir şekilde kurmağı ömrünün başlıca hizmeti telâkki etmiş; bu muvaffakiyeti çağdaşları tarafından da tasdik edilmiştir.’[2]

Nevâyî, pek çok alanda hizmetleri olan üstün bir sanatkârdır. Bizce onun bütün hizmetleri takdire şayandır. Ama özellikle ana dili hususundaki gayretleri için hepimiz ona minnettar olmalıyız. Bugün dünya üzerinde Türkçe diye bir dil varsa, bunu sağlayanlardan birisi di hiç şüphesiz Nevâyî’dir. Nevâyî üzerine araştırmalarıyla tanıdığımız Nazar Recebov, bir yazısında Nevâyî’yi “ana tili üçün küreşçi’[3] şeklinde nitelendirir ki bizce de bu Nevâyî’nin mümeyyiz vasfıdır.

Ali Şîr Nevâyî, dilin millet hayatındaki rolünü çok iyi kavramış ve bu yönde eserler vermiş, ileri görüşlü bir düşünce adamıdır. Nevâyî, Türk dilini bütün Türkleri bir araya getiren unsur olarak görür.

Lisanü’t-tayr adlı eserinde geçen bir beytinde Türkçe yazmak suretiyle Türk milletini yekvücut hâline getirdiğini şöyle dile getirir:

“Çünki taptım ul kelam içre kemal, Türk elfazı bile sürdüm makal… “Türk nazmıda çü men tartıb alem, Eyledim bu memleketni yekkalem".[4]

Nevâyî, hem Türkçe, hem de Farsça şiirler yazardı. Bu şiirleri her iki dilde de birbirinden aşağı kalmazdı. Dîvân-ı Faniy’de bu durumu şöyle ifade etmiştir: “Türk dilinde rengarenk, tatlı ve anlamlı şiirlerim çoktur. Eğer bakarsan, Farsça şiirlerim de paha biçilmez lâl ve cevherdir. Sanki söz pazarında dükkân açmışım. Bir tarafta tatlıcı dükkânı ve bir tarafta kuyumcu dükkânı.”[5]

Ali Şîr Nevâyî, dilin gücüne inanmış ileri görüşlü bir sanatkârdı. Dilin yalnızca bir konuşma aracı olmayıp aynı zamanda insanları duygu ve düşünce bakımından birleştiren güçlü biri unsur olduğunu, milleti meydana getirdiğine inanmıştır. Bu bakımdan eserlerini hatta çevirilerini bile bu amacına yönelik yapmıştır.

Ali Şîr Nevâyî, temeli en başta Eski Türkçeye kadar inen, Arapça ve Farsça ile desteklenmiş o dönemin konuşma dilini güçlü bir edebî dil hâline getirmiştir. Konuşma dilinin, diğer bir ifadeyle halk dilinin edebî dil hâline getirilmesi en başta halkın bilinçlendirilmesi bakımından son derece önemli bir adımdır. İkincisi, Türkçe temeli sağlam edebî bir dile kavuşmuştur. Böylelikle Türk boyları arasında birlik de tesis edilmiştir. Bir başka yönü ise, Farsça gibi güçlü bir edebiyat dili karşısında Türkün ve Türkçenin gür sesini yükselterek milletimizin geleceğini aydınlatmıştır. Ali Şîr Nevâyî, hem kendisi Türkçe yazarak hem de zamandaşlarını Türkçe yazmaya teşvik ederek Türkçenin bugünkü gelişme seyrine önemli katkılarda bulunmuştur.

Ali Şîr Nevâyî, dil bilinci ve dilimize hizmetleri bakımından benim nazarımda, dört açıdan öne çıkmaktadır. Bunlar;

1. Güçlü moda dillerin varlığına rağmen, Türkçe eserler yazması.

2. Zamandaşlarını da Türkçe yazmaya davet ve teşvik etmesi.

3. “Hamse” yazmak gibi çok büyük bir hizmeti gerçekleştirmesi.

4. Dilimizin gücüne inanarak Farsçayla karşılaştırması.

Türk dil birliği konusunda en şuurlu ve başarılı çalışma, hiç şüphesiz, İsmail Gaspıralı’ya aittir. Gaspıralı, Türk dünyasının “Dilde, işde, fikirde birlik” şiarıyla bütünleşebileceğini savunmuş ve bu yolda özellikle ortak dili ön plânda tutmuştur. Yıllarca, büyük sıkıntılar içerisinde çıkardığı “Tercüman” gazetesiyle bu düşüncesini gerçekleştirmiştir. Gaspıralı İsmail’in bu düşünceleri, Türk dünyasının birleşmesi ve dil birliğinin sağlanması yolunda çok büyük roller üstlenmiştir.

Gaspıralı İsmail’e göre Türk dünyasındaki birliğin en önemli unsuru dil birliğidir. Bu sebepten Gaspıralı, hayatı boyunca Türk boyları arasında bir dil birliği oluşturmayı savunmuştur. Ona göre, başka dillerden kelime almak doğru değildi; kendi dilinden kelime türetilmeliydi.

Gaspıralı Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını sürekli savundu. Onun “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir.

Gaspıralı İsmail Bey’in hayatını adadığı bütün faaliyetlerden amacı ne olabilirdi? Niçin kendini riske atarak bir ömür boyu vatan-millet işleriyle meşgul olmuştu? Öyle sanıyoruz ki yaptığı işler, özellikle günümüzde onun son derece idealist ve ileri görüşlü bir aydın olduğunu göstermektedir.

Gaspıralı İsmail Bey’in uzak hedefi elbette, Türk birliğini sağlamaktı. Ancak, bu iş göründüğü kadar kolay bir iş değildi. Kaldı ki 19. yüzyılın imkânlarıyla böylesine zor bir işi başarmak bir hayli zordu. Üstelik bu düşünce ancak ve ancak eğitim yoluyla gerçekleştirilebilirdi. Eğitim ise, çoğunlukla Türk boylarının kendileri dışında gelişen şartlarla sürdürülmekteydi. Bir yanda eski geleneksel tarzda eğitim yapılırken diğer yandan da Rusların kendi amaçları için uygulamaya koydukları farklı bir eğitim sistemi uygulanmaktaydı.

İşte böylesine sıkıntılı bir durumda Gaspıralı İsmail Bey, Türk birliği idealini gerçekleştirebilmek için, işe öncelikle eğitim alanına yenilikler getirerek başlamak istiyordu. Bunun için de halkın bilinçlendirilmesi gerekmekteydi. Tabiî o günün imkânları bu işe çok fazla elverişli değildi. Bir yandan iki güçlü kitleyle mücadele etme gereği vardı.

Gaspıralı İsmail Bey, Türk dünyasında birliğin kurulabilmesi için gidiş yolunu son derece bilinçli bir tarzda benimsemişti: "Dilde, fikirde, işde birlik” Bu yol, son derece isabetli bir karar ve bir o kadar da uygun bir gidiş yoludur. Çünkü, Türk boyları değişik bölgelerde Türkçenin büyüklü küçüklü kollarını konuşmakla birlikte, her biri kendi derdine düşmüştü. Aynı dilin farklı biçimleri kullanılıyordu. Bir araya geldiklerinde birbirleriyle rahatça anlaşabiliyorlardı ama dil denildiğinde yalnızca konuşma dili de anlaşılmamalıydı. Bu dille üstün bir edebiyat, bilim ve kültür de ortaya konabilmeliydi.

Böyle bir durumda hangi lehçe veya kol esas alınmalıydı. Gaspıralı İsmail Bey, bu durumda ortak bir Türkçe olarak o dönemde Osmanlı Türkçesini uygun görmekteydi. Diğer gelişmiş Türk lehçelerinin yaygın lehçeleri İstanbul Türkçesine uydurularak kullanılacaktı. Bu yaklaşımla Gaspıralı İsmail Bey, diğer Türk lehçelerini de yok saymıyordu. Onun sistemine göre, dört yıllık bir eğitimin ilk üç yılı öğrenciler kendi lehçeleriyle eğitim öğretim görecekler; dördüncü yıl ise, ortak genel Türkçe öğrenilecekti. Gaspıralı İsmail Bey, yabancı dillerden kelime alınmasına da karşı çıkmış; Türkçede bulunan ve anlaşılmayan Arapça-Farsça tabirlerin de tasfiyesini istemiştir. Oluşacak ortak bir dil için şöyle bir ölçü de getirmişti: "Bu dili İstanbul’daki hamal ve kayıkçı ile Şarkî Türkistan’daki deve sürücüsü ve koyun çobanı da anlayabilmelidir.’[6]

Gaspıralı İsmail Bey ve ondan önce kimi Türk aydınları, Türk boylarının anlaşma güçlüğü çektiklerini ve ortak bir dil sayesinde yakınlaşmanın sağlanması gerektiği üzerinde durmuşlardır. Bu düşüncenin somutlaşabilmesi için ortak bir eğitim sistemine geçilmesi, ortak bir üst dil ve alfabenin kullanılması; bütün bunları desteklemek üzere bir yayın organın bulunması gereği üzerinde düşünülmüştür.

Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman gazetesi, "dilde, fikirde, işte birlik" ilkesi doğrultusunda, Rusya’daki Türkler arasında dil birliğini sağlamak ve ortak bir anlaşma dilinin oluşması yönünde epeyce katkıda bulunmuştur. Ne var ki Rusların kendi emellerini gerçekleştirme yolunda bilhassa İlminski ile başlattıkları yerel lehçe ve ağızları birer millî yazı dili hâline getirme gayreti başarılı olmuş ve bu ortak dil girişimini engellemiştir.

Gaspıralı İsmail ve diğer Türk aydınların uzak hedefleri gerçekte kültürel bir birlikti. Gaspıralı siyasî birlik düşüncesinden sürekli kaçınmış, ve bunu tehlikeli bulmuştur. Onun esas arzusu ve amacı, böyle bir birliğin toplumsal ve kültürel alt yapısını oluşturmaktı. Gaspıralı’nın temel yaklaşımı, “Lisan-i Umumî” adını verdiği bir dil birliğidir.

Türklerin ve Müslümanlar üzerindeki Rusya hakimiyetinin, bu insanların içinde bulundukları geri kalmışlık ve ezilmişlik şartları altında, kaldırılması mümkün değildi. Zamansız ve maceracı hareketler ise Gaspıralı’ya göre ancak felâketle sonuçlanabilirdi. O, her zaman tedbirli, karşıdaki insanlarla iyi ilişkiler kuran ve asıl amacını gözeten bir dava adamıydı. Bu uyumlu kişiliği sayesinde Çarlık Rusyası’nda Tercüman Gazetesi’nin 33 yıl aralıksız neşredilmesini sağlayabilmişti.

Kısacası, Gaspıralı İsmail Bey, dil meselesini Türk birliği yönünde en önemli adım olarak görmekteydi. Dilde birlik sağlanamadan fikirde ve işte birlik sağlanamazdı. Hattızatında dil birlik, fikirde birliğe; fikirde birlikte işte birliğe giden en emin ve kestirme yoldu.

Bugün Gaspıralı İsmail Bey’in bu ulvî düşüncelerini çok daha iyi anlamaktayız. Türk dünyasında dilde birlik düşüncesi, diğer konuların hepsiyle ilgili olmakla birlikte anahtar rolü gereği hepsinden önce gelmektedir. Çünkü, dil açısından sağlanabilecek bir ortaklık diğer bütün alanlarla ilgili yolları açacaktır.

Cumhuriyet sonrasında Türkiye’de dil meselelerine dikkatleri çeken diğer önemli bir isim de Sadri Maksudî Arsal’dır. Sadri Maksudî, “Türk Dili İçin” adlı eserini 1930 yılında yayımlar ve dille ilgili görüşlerini ortaya koyar. Aslen Kazanlı olan Sadri Maksudî, hem İdil-Ural Türklüğünü hem Türkistan Türklüğünü hem de Türkiye Türklüğünü yakından tanımaktaydı. Bu sebeple bütün Türk dünyasının aslında tek bir Türk dilini kullandığını ortaya koymuş ve Türk edebî dilinin oluşturulmasını istemiştir. Düşünceleriyle Atatürk üzerinde de etkili olan Sadri Maksudî, Türkiye’de düşünce olarak dil birliğinin temellerini atanlardan birisidir.

Türk dil birliğinin önemli basamaklarından birisi de 1926’te başlayıp 1940’a kadar devam eden Lâtin alfabesi dönemidir. Bu yıllar arasında, özellikle eski Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının büyük bir kısmı Lâtin alfabesini kabul etmesiyle dil ve yazı birliği yönünde çok önemli bir fırsat yakalanmış oldu. Ne yazık ki bu dönem pek fazla sürmemiş ve eski Sovyetler Birliği’ndeki Türkler, farklı farklı Kiril harfleri kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Bu noktada açıklığa kavuşturulması gereken hususların başında “Ortak Türkçe" terimi gelmektedir. Bu terimden neyi anlamak gerekir? Ortak bir anlaşma aracını ifade etmek üzere, bilim adamlarınca “ortak Türkçe, ortak dil, ortak alfabe, ortak yazı, alfabe birliği, dil birliği, yazı dili, edebî dil, konuşma dili, iş dili, iletişim dili" gibi çok sayıda farklı terim kullanılmaktadır. Bizce, düşünülen ve arzu edilen ortak anlaşma dili için en uygun terim iletişim dili terimidir. Bizce, bu terim dar ve geniş anlamlarıyla iki ayrı düşünceyi ifade etmektedir. Dar anlamıyla bilirli şartlar dairesinde, özel çalışmalar sonucunda oluşabilecek ortak iletişim dili; geniş anlamıyla ise, Türk lehçelerinin zaman içinde tamamen kendi doğal gelişimi sonucunda tek bir şekle dönüşmesidir.

Yapılması Gerekenler

Öncelikle karşılıklı olarak lehçeler öğrenilmelidir. Zaman içinde ortak Türkçe kendiliğinden oluşacaktır. Bunun için yapay zorlamalar yerine karşılıklı ilişkilerin güçlendirilmesi, edebî eser değişimin hızlandırılması, sanatsal faaliyetlere ağırlık verilmesi, ortak dille yayın yapan gazete ve dergilerin çıkarılması gibi destekleyici unsurlardan yararlanılabilir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, “Ortak Türkçe” teriminin açıkça ortaya konması gerekmektedir. Bizce bu terim dar ve geniş anlamlarıyla iki ayrı düşünceyi ifade etmektedir. Dar anlamıyla belirli şartlar dairesinde, özel çalışmalar sonucunda oluşabilecek Türkçe -ki biz bu Türkçe için en uygun terim olarak iletişim dili terimini görmekteyiz-; geniş anlamıyla ise, Türk lehçelerinin zaman içinde tamamen kendi doğal gelişimi sonucunda tek bir şekle dönüşmesidir.

Bu Ortak Türkçe nasıl oluşturulacaktır? Yeni bir bina kurar gibi malzemeyi ele alıp yeni bir dil elbette oluşturulamaz. Çünkü böyle bir çalışma ancak yeni bir “esperanto” olabilir. Tabiatıyla bu çalışmaların temelinde öncelikli bir şekilde ilmî araştırmalar yer alacaktır. Lehçeler arasında yapılacak karşılaştırmalı sözlük, gramer ve benzeri çalışmalar “Ortak Türkçe”ye zemin olmalıdır.

İkinci olarak kendimizi belirli kalıplar içinde sokmamızı gerekir. Böyle bir ortaklığın şöyle veya böyle oluşacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Ne var ki bunun “nerede, ne zaman ve nasıl” gerçekleşeceğini bildirmek ve ya bu konuda kendimizi şartlandırmak doğru değildir.

Ortak Türkçenin oluşturulabilmesi için lehçe fanatikliğine de düşmemek gerekir. Bütün lehçelerin aynı kökten çıktığı gerçeğinden hareketle tekrar birliğe gitme yönünde gayret gösterilmelidir. Lehçeler arasındaki yersiz tartışmalara meydan verilmemelidir.

Ortak Türkçe elbette ki bugünkü lehçelerden yalnızca birisi olamaz. Dolayısıyla birtakım ortaklıkları yakalayabilmek için biraz daha eski dönemlere gidilebilir. Mevcut lehçelerdeki ortaklıklar, gün ışığına çıkarılacak, farklılıklar ise düzene sokulacaktır. Ortak bir iletişim dili için, günümüzde, yazı ve konuşma dili olarak en gelişmiş durumda olan Türkiye Türkçesi temel alınmak kaydıyla diğer lehçelerden kelime, kalıp ve diğer ögeler alınabilir. Bugün için en pratik çözüm olarak bu seçenek görülmektedir.

Bilgisayar yoluyla veya bir başka şekilde yapılan çalışmalarda birden çok seçenek geliştirilmelidir. Bu seçenekler zamanla bir veya ikiye inebilir. Diğer yandan bu tür çalışmalarda kişisel görüş ve düşüncelerden çok, fonetik, morfolojik ve semantik ölçüler esas alınmalıdır. Nitekim ortak bir iletişim dili olarak Türkçenin kullanılması yönünde Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan’da çalışmalar da sürdürülmektedir. Bu çalışma lar TDK, TİKA vb. kurumlarca projelendirilerek desteklenmelidir.

Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi /Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler Ansiklopedisi, Cilt: 19 Sayfa: .62-68

Dipnotlar :

[1] Barutçu, Sema, Muhakemetü’l-Lugateyn, TDK Yay. Ankara, 1996.

[2] Borovkov, A. K. “Özbek Yazı Dilinin Kurucusu Ali şir Nevaî”, TDAY Belleten, 1954, 59s.

[3] Recebov, Nazar, “Nevaiy-Ana Tili Üçün Küreşçi” Özbek Tili ve Edebiyatı Dergisi, 19911/1, 32. s.

[4] Levend, Agah Sırrı, Ali Şir Nevaî, IV. cilt, TDK Yay. Ank. 1968. S. 182; Bafayev, Behram, “Taptım Ul Kelam İçre Kemal” Şark Yulduzı, 1991/8 143. s.

[5] Mallayev, N. Alişer Nevaiy Lirika 3. Baskı, “Okıtuvçı” Neş. Taşkent, 1992. 5. s.

[6] Saray, Mehmet, Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey, TKAE, Ankara, 1987, 72. s.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: