ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : KAVİMLER GÖÇÜ

Kavimler Göçü

Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU

Bu dünyanın tanık olduğu ilk büyük nufus hareketi değil. Ne yazık ki sonuncusu da olmayacak. Ama mutlaka Suriye, Irak, Libya ve Pakistan’dan insanların kaçışı, ikinci dünya savaşından sonra görülen en ani nufus hareketi. Göç yollarının Güney’den Batı’ya olması bile yeni değil. Birinci dünya savaşı öncesi Levant’tan kaçanlar da, Batı’ya ve Batının da Batı’sına gitmiş, hatta Osmanlı pasaportları ile, bugün bile El Turco olarak bilinen insan gruplarının Latin Amerika’da kök salmasına neden olmuşlardı.

Brezilya’nın Jakaranda Kokularından, Valparaisso’nun Çöplüklerine
Onlar da dalga dalga yaşanan savaşlardan, mezhep çatışmalarından, kişisel güvenlikleri, iş ve aş beklentileri ile kaçmış, yoksulluktan kurtulma mücadelelerini, siyasi iltica kılıfına saklamışlardı. 1970’li yıllarda tanıdığım tarih profesörü Ceasar Farah, bir Türk evi gibi süslediği kütüphanesinde bana, “Osmanlı artık öylesine zayıflamıştı ki, özellikle Levant bölgesi için ciddi bir tehdid olmaktan çıkmıştı. Benim ailem gibi bir çokları, Osmanlı’dan sonra gelebilecek tehlikeleri de hesaba katarak sefaletten kaçtılar. İmparatorluğun ve Padişahın Levanttaki kullarına uyguladığı baskı, bir siyasi iltica söylemiydi. Levant insanı, gerçekte umut vaad eden bir geleceğe yelken açtı. Aslında o, ekonomik bir ilticaydı” demişti.

19 ve 20 inci yüzyılların Levant göçü, akın akın giden insanların ulaştıkları yerlerdeki yaşam serüvenini, dünya edebiyatına sayısız anı ve hikâye konusu olarak armağan etmiştir. O insanların çocukları ilerleyen yıllarda, Brezilya’da, Arjantin’de ülke yönetimini ele aldıklarında, adlarından El Turco diye bahsedilmesi de kimseyi hayrete düşürmemişti. Hatırlayalım Carlos Menem bunlardan biriydi. Bugün hala Şili’nin Valparaisso şehrinde, o Levant göçmenlerinin yaşadığı mahalleler var. Şehrin tepesinden okyanus ufkuna uzanan görüntüyü, Cebel Lübnan’dan, Şuuf dağlarından veya Lazikiye’den Akdenize bakan verandaya benzetip oraya yerleşmiş olmalılar.

Balkan ve Kafkas Göçleri
93 Harbi göçmenlerini, onların çocuklarını veya torunlarını çoğumuz tanımıştır. Romanlara yansımayan neler neler anlattı o insanlar bize. Kaybolan bebeler, yolda ölen veya öldürülen yaşlılar, ırzına geçilen kadınlar, çalınan altınlar ve mücevherler. Yazma özürlü insanlarımızın, acıyı içine sindirip, Anadolu’yu nasıl tavattun ettiğini filmlerde bile görmedik. Onların yönü Batı’dan Doğu’yaydı. Ama acıları, korkuları ve özlemleri bu günküne benzer. Çoğu gemi ile gelen Tatar kafilelerini hatırlayanlarınız var mıdır? Onlar sahipsiz kalan Orta Anadolu topraklarını ekti, biçti ve ocağı tüttürdü. Bir zamanlar vatan bildikleri yerler, vatan olmaktan çıkmış, artık buraları tavattun etmişlerdi. Ben göz yaşı ile ağlayıp “Kazan başkadır be yavrum” diye ah-ü zar eden bir kaç Kazan yaşlısı bile hatırlarım. Sorarsanız isim bile söylerim. Ama bavul ticaretiyle, ama mobilyacılık gibi işlerle tutundular yeni buldukları bu vatana. 1950’li yıllarda Mançurya’dan bile gelenleri hâlâ unutmadım. Hayır biz bunları ne filmlerde, ne de televizyonlarda gördük. Ama muhatap olduklarını düşündükleri tehlikeler, çektikleri acılar ve özlemleri bugünkü göçmenlerle benzerdi.

Öncesi ve Sonrası ile İkinci Dünya Savaşı
İspanya iç savaşı, 1936’da İspanya’yı kasıp kavururken, on binlerce insan öldü, öldürürüldü, dayanamayanlar ise başta Latin Amerika olmak üzere, her yöne savruldu. O sırada İspanya’da Franco, Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussoli’nin borusu, katliam marşları çalıyordu. Magrip, yani Kuzey Afrika gemiler dolusu İberya insanına kucak açtı. Biz bunları biraz romanlardan, daha çok filmlerden ama en önemlisi fotograf karelerinden biliriz.

Ama ikinci Dünya savaşı 20 milyona yakın insanın topraklarından başka başka yönlere savrulmasına neden olmuştur. Zorunlu göç hareketleri bir yana, ölümü göze alarak yurtlarını, ocaklarını, evlerini ve barklarını terkeden insanlar, dünyanın belleğine Hollywood filmleri ile kazındı. O zaman televizyon yoktu. Öte yanda sade 12 milyon Ukraynalı Stalin’in bugün hala Rusya’nın utançla kabul ettiği “Holdomor (açlık ile ölüm)”nedeni ile öldü. Geçen yıl Güney Pasifik’te ölüme terkedilen bir mülteci gemisi dolusu insan için, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya sitem eden dünya, Karadeniz’in ağzında patlatılan mülteci gemisi Struma’yı unutmuş gibiydi. Kimsenin kimseye verecek ahlâk dersi yok bu dünyada.

“Sofi’nin Tercihi”
William Styron’ın 1979 yılında yazdığı ve 1982 yılında Alan J. Pakula tarafından sinemaya uyarlanan “Sofi’nin Tercihi” filmini seyredip de etkilenmeyeniniz var mıydı? Ben Sofi rolünü başarı ile oynayan Meryl Streep’in iki çoçuğundan birini SS’lere nasıl vermeyi tercih etmek zorunda kaldığını, günlerce kafamdan atamamıştım.. Zaten kitabın büyüsü ile gitmiştim o filme. Gecelerce kâbusla uyandım. Kafilelerle sürüklenen insanların çoğu, ya sevdiklerini için kendisini veya yaşamak için sevdiklerini feda etmişti. Filmler inandırıcı. Ama artık daha çok televizyon kanallarında gördüğümüze inanıyoruz. Yine de hepsini dünya için yeni bir şeymiş gibi seyrediyor ve en kötüsü gördüğümüz her şeyi kanıksıyoruz. Oysa kötü şeyler hep oldu.

Aylan Bebek: Nisyan ile Malül Olan Hafıza-yı Beşer mi? Yoksa İnsanlık mı?
Aylan bebek, kırmızı t-shirtü ve lacivert pantalonu ile hepimizi bir çırpıda kedere boğdu. Biz onda Sofi’nin tercihini bir başka şekliyle gördük. Aylan bebek, babasının ve annesinin tercihi sonucu öldü. Üstelik kardeşi ve annesiyle birlikte. Tarihi kayıttan silen hafıza-yı beşeri, insanlığa gerisin geri çekti. Sofi’ye acı bir tercih yaşatan koşuların ağırlığını hâlâ hisseden Almanya, aniden döndü ve mülteci almaya karar verdi. Şimdi sayılarla pazarlıklar yapılıyor. Almanya 20.000, İtalya 10.000, ABD 10.000 mülteci kabul edecek. Daha fazlasını da alabilir. Ama temkinli. Bunların kısm-ı azamı Suriye ve Irak’lı. Schengen sınırları bir açılıyor, bir kapanıyor. Avrupa güvenliği tehlikede. Macaristan tarihin garip bir cilvesi ile yine bir başka kavimler göçünün geçiş kapısı. Yunan adaları mülteci yerleşimi için alım satıma konu olabilir. AB bütçesinden, bir mülteci iaşe-ibade kalemi beklemek lâzım. Belki de bölge fonları ile idare ederler. Ama siyasi ve sosyal çerçeveyi hemen çizmeleri için onlara 3 ay mühlet. Yaparlar- yapamazlar. Ama yaparlarsa iyi olur.

Fırsat mı Külfet mi?
Şu anda bu olay AB için sadece bir insani mükellefiyet. Fırsat olması zamana bağlı. Şimdilik daha çok külfet. Zaten işsizliği yüksek, yabancı düşmanlığı yoğun bir coğrafya. Ama sorumluluklarını idrak ettiler ya! Önemli olan bu. Bakalım Romanya’nın Roma halkına tahammül edemeyenler, Arap, Kürt, Yezidi ve daha niceleri ile ne yapacak acaba!

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: