İLLUMİNATİ DOSYASI : İllüminati 16 – Kabilecilik, Karışıklık, Bölünme ve İlerl eme (İslamiyet’in Yükselişi)

Ve O da bana dedi ki; “Gördüğün bu yer günahkarların ruhlarının atılacağı yerdir. Kafirler, kötülüğün hizmetçileri ve Yaratıcı’nın Peygamberlerinin sözlerini saptıranlar oraya atılacaklardır. Bu olayların bazıları göklerde yazılıdır ve melekler bunları okuyarak kafirlerin başlarına gelecekleri bilirler”

Enok’un Kitabı – 105/23

Arkadaşlar ne olur bu yazıyı sonuna kadar okuyun!…

Efendim, bu yazımızın konusu Peygamberimizin vefatından sonra yaşanan kaos, Arapların kabileci geleneği yüzünden ilk fikri bölünmelerin yaşanması, Ümeyye oğullarının bir Arap devleti oluşturma çabaları, Mısır ve İran’dan dinimize gelen yabancı maddeler(bidat ve hurafeler, sapık mezhep ve tarikatlar) ve Kaos’a rağmen İslam dininin hızla yayılışı olacaktır. Tabi ki sizde tahmin edersiniz ki bu yazı size anlatılan yada okuduğunuz klasik İslam tarihinden uzak olacaktır. Bu yazıda tüm bildiklerimi yazmayacağım, çünkü yazarsam öylesine büyük bir tartışma kopar ki Devran’ın bloğunun dengesi bozulabilir.

Bazı arkadaşlar, ısrarla diğer blog yazarları gibi güncel komplo teorileri yazmamı istiyorlar. “Biz buraya Rihanna’nın pembe donundaki sembolü merak ettiğimiz için geldik sen bize tarih, din dersi veriyorsun” gibi feryatları duyar gibiyim. Arkadaşlar yazı dizimizin adı “İlluminati” yani “Aydınlanma” anlamı taşımaktadır. Eğer sabırlı olup tüm yazılarımı okursanız inanın dünyaya bakış açınız değişecek ve yıllardır ışık görmeyen gözlerinize biraz ışık gelmiş olacak. Bir de konuyu içselleştirebilmeniz için yazıları sırasıyla okumalı ve önceki yazılarla, sonrakiler arasında bağ kurabilmelisiniz. Ayrıca her zaman dediğim gibi sadece bu yazıları okumakla yetinmeyin, araştırın, güvenilir kaynaklara bakın, yanlı olmayın, her şeyi dinlemeye ve öğrenmeye açık (open minded) olun. Gelelim konumuza;

Efendim İslamiyet’ten evvel Arapların iki tane temel övünç kaynağı vardır, birincisi mal-mülk ikincisi ise oğulları yani sülaleleridir. Mal mülk veya zenginlik insanlar için her zaman övünme sebebi olmuştur. Oğullar yani sülale ise cahiliye Araplarının en büyük övünme sebepleriydi. Kuran ayetlerinde sıklıkla “Mallarınız ve evlatlarınızla övünmeyin” ifadesinin geçmesinin sebebi budur. Araplar ırkçılığı o kadar ileri götürmüşlerdir ki bırakın tüm arap ırkını, aynı boyu, hatta kabileyi, ailelere kadar kendi aralarında kavmiyetçilik yani ırkçılık yapmışlardır. Birbirlerine karşı erkek evlatları ile övünürler, sülalenin büyüklüğü ile övünürlermiş. Sülale fazla büyüyünce yine kendi aralarında rekabet başlarmış. Bu aşırı kavmiyetçilik yüzünden çöle mahkum olmuş, devlet kuramamış, millet olamamış, toplumsal yaşama geçememiş dolayısı ile topluma ait etik kuralları olmayan pis, iğrenç bir topluluk olmuşlardır. Diğer milletlerde bunlara her zaman hayvan gözüyle bakmışlardır. Persler, Bizanslılar, Mısırlılar, arap yarımadasına hapsolmuş bu insanlara her zaman küçümser gözle bakmışlardır ve onları adeta birer fare olarak görmüşlerdir.

(Araplar ırkçılığı o kadar ileri götürmüşlerdir ki bırakın tüm arap ırkını, aynı boyu, hatta kabileyi, ailelere kadar kendi aralarında kavmiyetçilik yani ırkçılık yapmışlardır. Birbirlerine karşı erkek evlatları ile övünürler, sülalenin büyüklüğü ile övünürlermiş. Sülale fazla büyüyünce yine kendi aralarında rekabet başlarmış. Bu aşırı kavmiyetçilik yüzünden çöle mahkum olmuş, devlet kuramamış, millet olamamış, toplumsal yaşama geçememiş dolayısı ile topluma ait etik kuralları olmayan pis, iğrenç bir topluluk olmuşlardır.)

Peygamber efendimizin dedesi Abdulmuttalib’in, babasının ismi Haşim’dir. Haşim kendi kardeşi Abdüşemsin oğlu Ümeyye ile çekişme halindedir. Ümeyye amcası Haşime inat, Kabe’nin yönetimine katılmak istemektedir. Olaylar şöyle zuhur etmiştir;

Abdüşşemsin ölümünden sonra Mekke de zengin olması hesabıyla Ümeyye yerine geçer. Amcası olan Haşimi kendine rakip gören Ümeyye Haşim gibi Mekke de halka ikramlar yapmaya başlar. Buna bir zaman sonra güc yetiremeyince halk tarafından kınanmaya başlar. Kınanmadan rahatsız olan Ümeyye Haşime dil uzatmaya başlar ve aralarında münafere yapılmasını ister. Bu durumda soy şeref bakımından kim daha üstün olduğunu hakem tarafından belirlenmiş olacaktı. Bu teklife ilkin Haşim Ümeyyenin kendisinden daha küçük yaşta olmasından dolayı teklife sıcak bakmaz ama Mekke’nin ileri gelenlerinin ısrarı üzerine kabul eder. Haşim’in kaybeden kazanana 50 deve vermesi ve 10 yıllığına Mekke den sürgün edilmesi şartı ile münafereye razı oldu.
Taraflar Kahi’nul Hüzai’nin huzuruna çıkarlar daha maksatlarını açıklamadan Kâhin şu beyiti söyler. “Güzel eserlerle güzel işte. Evvel ahir bu yarışta Haşim Ümeyyeyi geçmiştir.” Diyerek Haşim’in Ümeyyeden daha üstün olduğunu beyan etti. Anlaşma gereği Ümeyye 10 yıllığına Şama sürgün edildi ve Haşim’in Ümeyyeden aldığı 50 deve kesilip fakir halka dağıtıldı. (Tabakatı İbn-i Sa’d Alusi Buluğul Ereb İbn-i Esir El Kamil, Taberi Tarihi)

Ümeyye ve Haşim arasındaki mücadelelere neden olan bir başka olay ise vuku bulur. Hz Peygamber (saa)’nin dedesi Hz Abdülmüttalibin Üzeyne adında ticaretle uğraşan Yahudi bir komşusu vardı. Kendisinden fazla mal kazanmasından dolayı Harb bin Ümeyyenin kıskançlıklarından dolayı Kureyş gençlerini kışkırtması sonucu Kureyş gençleri Üzeyneyi öldürüp mallarını gasp ederler. Abdülmüttalib bunu duyunca Harb bin Ümeyyenin diyet ödemesini ister. Harb bin Ümeyye buna yanaşmadığı gibi katil Kureyş gençlerini himaye eder. Ümeyye ve Abdülmüttalibin bu konuda çekişmelerinden dolayı hakeme başvurmalarına sebep olur. İlkin Habeş kralı Necaşi’ye başvururlar ama Necaşi hakemliği kabul etmez. Bunun üzerine Nüfeyl bin Abdüluzza’ya başvururlar hakemliği kabul eder. Nüfeyl bin Abdüluzza Abdülmüttalibi öven sözler sarf eder ve Ümeyyeyi haksız bulup Abdülmüttalibi haklı bulur. Ümeyye den 100 dişi deve alınıp Üzeyne’nin amcasına verilir Abdülmüttalib bununla yetinmeyip Ümeyyenin himaye ettiği katillerin gasp ettikleri mallarıda geri alarak Üzeyne’nin amcasına geri verir. Bu ikinci yenilgi Ümeyye ile Haşim arasındaki düşmanlığı daha da derinleştirir. (Tabakat-ı İbn-i Sa’d, Belazuri Ensabu’l Eşraf, Taberi Tarihi, İbn-i Esir El Kamil)

Efendim şimdi bunları neden anlattık sizlere? Bu olaylar bu kadar önemli mi? Evet çok önemli kardeşlerim. Şam’a sürgün edilen Ümeyye oğulları zamanla Mekke ile Şam arasında ticaret yaparak zengin olmuşlardır. İslam’ın en büyük düşmanlarından Ebu Sufyan, Ümeyye oğullarındandır. Peki Mekke’nin Fethinden sonra zoraki Müslüman olan Ebu Süfyan’ın oğlu kimdir biliyor musunuz? MUAVİYE, evet yanlış duymadınız Muaviye’dir, o da Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmuştur. Suriye’nin fethinden sonra Muaviye’nin Şam’a vali tayin edilmeside tesadüf değildir. Peki gençler Türkiye’de tarih anlatılırken bir EMEVİ döneminden bahsedilir. Türkiye dışında tüm dünya, bizim Emevi olarak bildiğimiz dönemi Ümeyyeler dönemi olarak bilmektedir. Alın size bir örnek ( http://en.wikipedia.org/wiki/Umayyad_Caliphate );

(Tüm dünya Emevileri, Ümeyye Oğulları olarak bilirken, bizim tarih kitaplarımızda neden Ümeyye ve Haşimoğullarının mücadelesi saklanmaya çalışılmaktadır?)

Peygamber efendimiz kendisine indirilen dini anlatmaya başladığında Mekke’de büyük bir gürültü koptu. Bunun sebebi İslamiyet’in mevcut düzeni hedef almasıydı. İslamiyet sömürü düzenine karşı güçsüzü korumaya çalışıyordu. Ebu Cehil ve kankaları ki bunlar Mekke’nin zenginleri ve yöneticileri idi. Yeni din bunlar için çokta önemli değildi, çünkü dünya nimetlerinden sonuna kadar yararlanıyorlardı, haremlerinde onlarca kadınlar, mal mülk, zenginlik, yöneticilik bunlardaydı. İslamiyet’e saldırmalarının temel sebebi bu konumlarını kaybetme korkusudur. Siyer kitaplarında sıklıkla, Ebu Cehil ve kankalarının Peygamber efendimize sisteme dokunmamak şartıyla yöneticilik teklif etmelerinden bahsedilir. Ebu Cehil tayfası tamam dininizi yaşayın ama bizim sistemimize dokunmayın mesajı vermekteler. Günümüzde yaşadığımız sistemle ne kadar benziyor değil mi? Muhafazakar olun, dininizi yaşayın ama bizim sömürü düzenimize, bankalarımıza, ticaretimize, ezilenlere karışmayın, sabahtan akşama kadar namaz kılın deniyor. Zaten şu an ki sömürü düzenine bankalara, büyük şirketlere bir baş kaldırın bakalım, dininizi yaşatırlar mı size? Valla camilerinizi yıkarlar, minareleri de…. Minareleri de yıkarlar. Yani toplumdaki din sistemin çarklarına zarar vermiyorsa sorun yoktur, din ne zaman çarklara zarar veriyor işte o zaman hapı yuttunuz. Modern batı sisteme zarar vermeyen muhafazakarlığın desteklenmesi gerektiğini maalesef geç öğrenmiştir, 20 yüzyıldan itibaren yeni dünya düzenine yani kapitalist sisteme zarar vermeyecek kadar muhafazakarlığı desteklemiştir.

Efendim Mekke’deki elitlerin İslama karşı çıkmalarının temel sebebi rejimin, sistemin bozulması endişesiydi. Bir diğer sebep de maalesef kavmiyetçiliktir. Haşim oğullarının yönetici olmak için yeni bir din ortaya attığını iddia ediyorlardı. Bu iddianın sahipleri ve körükleyicileri ise Ebu Sufyan liderliğindeki Ümeyye oğullarıydı. Ebu Sufyan, Muhammed’in Haşim oğullarından olmasından mütevellit daha bir hınç duyuyor, daha fazla nefret ediyordu. Nitekim Mekke’nin fethine kadar elinden geleni ardına koymamıştır. Öte yandan Ümeyye oğullarından peygamber efendimize tabi olanlarda mevcuttu, bunlardan en önemlisi Hz.OSMAN’dır. Hz.Osman Ümeyye oğullarından olduğu için ticaretle uğraşıyordu ve oldukça zengindi. Hz.Osman’ın Ümeyye oğullarından olması daha sonra büyük problemlere yol açacaktı. Bunu birazdan irdeleyeceğiz.

Peygamber efendimiz 40 yaşından 63 yaşına kadar peygamberlik yapmıştır. Adım adım yeni dini ve onun gerektirdiği toplum yapısını cahil Araplara anlatmıştır. 23 yıllık bu süreç tabiî ki ilkel bir toplumun evrilmesi için yeterli bir süre değildir. Arap toplumu çok kısa bir sürede yeni dine tabi olmuşlardır fakat bazı kötü alışkanlıklarını bırakamamışlardır. Bu alışkanlıklardan bir tanesi de onların kavmiyetçiliğidir.

Konunun özünü anlayabilmek için şu yazıyı bir okuyalım;

Hz.Peygamber vefat ettiği zaman, Cahiliyye dönemi zihniyeti, varlık mücadelesini hâlâ sürdürmekteydi. Kabilecilik bütün kurum ve kuruluşları ile yaşama savaşı veriyordu. Buna karşılık, İslâm’ın kökleşme ve oturma mücadelesi de bütün hızıyla devam etmekteydi. Hz.Ebû Bekir’in halife seçilmesi böylesine gerginliklerin yaşandığı bir zaman dilimine tesadüf etmiştir. Hz.Ebû Bekir’i o makama getiren faktörlerin başında liyakati ve kabileler arası denge politikası gelmektedir. O dönemin özellikleri, Hz.Ebû Bekir gibi, bütün Müslümanların üzerinde ittifak edebilecekleri bir şahsı o makama yükseltmiştir.

Hadiseyi daha iyi anlayabilmek için, Hz.Ebû Bekir’in nasıl halife olduğunu kısaca özetlemekte fayda vardır: Hz. Peygamber’in vefat ettiği haberinin yayılması üzerine Medine’nin ileri gelenleri Sakif Oğullarının Gölgeliği’nde toplanırlar. Kendi içlerinden bir kimseyi halife seçmek üzere tartışmalara başlarlar. Bu sırada durumdan haberdar olan Ebû Bekir ve Ömer olay yerine gelir. Medineliler, İslâm’a hizmetlerini öne sürerek, halifeliğin kendi hakları olduğunu düşünmektedirler. Ebû Bekir ve Ömer’in müdahelesinden sonra, hilafet işini paylaşmayı teklif ederek, “bir emir sizden, bir emir bizden olsun” derler. Tartışmanın uzaması üzerine Ömer ileri atılarak, gerekçelerini izah eder, neticede Ebû Bekir üzerinde anlaşma sağlanır.

Hz. Ebû Bekir’in tercih edilme sebeplerinden birisi, Medine’nin iki büyük kabilesi Evs ve Hazrec’in,bu işi kendi aralarından paylaşamamalarıdır. Diğer önemli bir sebep ise, daha önce dikkat çekildiği gibi, Ebu Bekir’in bütün Müslümanların üzerinde birleşebileceği bir isim olması ve bu işe layık olmasıdır. Halife seçimi esnasında Haşimoğulları, Hz.Peygamber’in techiz ve tekfin işleri ile ilgilenmektedirler. Ümeyye Oğulları ise, yeni Müslüman oldukları için, bu konuda söz sahibi olmadıklarını düşünmektedirler. Nitekim, diğer Müslümanlar, uzunca bir süre, Ümeyye Oğullarına “kılıç zoruyla Müslüman olanlar” gözüyle bakmışlardır.

Hz.Ebû Bekir’in hilafet makamına gelişi ile ilgili tartışmalardan çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan birisi, bu meselenin, daha çok Arap geleneği doğrultusunda ve kabileler arası denge politikası gözetilerek çözümlenmiş olduğudur. Diğer önemli sonuç, ilk Müslümanlar, hilafet işinin kendilerine -”insan”a- bırakılmış bir iş olduğunun bilincinde olduklarıdır. Bu hadise, bize, Hz.Peygamber’in hiç bir kimseyi halife tayin etmediğini de göstermektedir. İşin aslına bakılırsa, Hz.Peygamber’in halife tayin etme yetkisinin olduğunu düşünmek bile biraz zordur. Çünkü,Kur’an, hiç bir kimseye ve hiç bir kabileye üstünlük hakkı tanımamıştır.

Halife seçimi esnasında, Hz.Peygamber’in techiz ve tekfin işleri ile ilgilenen Haşimoğullarının devre dışı bırakıldığı gibi bir izlenim doğmaktadır. Bu durum da, o zamanki kabileler arası denge politikası ile ilgili olmalıdır. İslâm öncesi dönemde, Mekke’nin iki büyük kabilesi olan Haşimoğulları ile Ümeyye Oğulları arasında sürekli bir rekabet gözlenmektedir. Hz.Peygamber’in Haşimoğullarından olması,bu yarışta Haşimoğullarının biraz daha nüfuz kazanmalarına yol açmıştır. Ancak,diğer küçük kabilelerin Haşimoğullarına ve ÜmeyyeOğullarına pek sıcak baktıkları da söylenemez.İbn Abbas ile Hz.Ömer arasında geçtiği söylenen bir tartışmada,İbn Abbas’ın “Eğer Kureyş Allah’ın peygamberini seçtiği yerden kendi halifesini seçmiş olsaydı,en doğru olanı yapmış olurdu” şeklinde ifadesini bulan düşüncenin Haşimoğullarının bu konudaki umumî tavırlarını aksettirdiği kabul edilebilir. Hz. Ömer’in cevabı da,diğer müsülümanların bakış açılarını aksettirmektedir:”Kureyş,nübüvvet ile hilafetin sizde birleşmesini istemiyordu”.

Hz.Ebû Bekir’in halife olmasıyla çözülmüş gibi gözüken mesele,daha sonraları da tartışma konusu olmaya devam etmiştir. Şia, Ebu Bekir’in, Ömer’in etkisiyle, bir oldu bitti sonucu halife olduğunu ileri sürmüş, hilafetin Ali’nin hakkı olduğunu iddia etmiştir. Şia’ya göre, Hz. Muhammed, Allah’ın emriyle Ali’yi imam/halife tayin etmiştir; Ali’nin imameti nass ve tayinle belirlenmiştir. Ali’nin ve Oniki İmam’ın imametine inanmak, bu imamların masum olduklarını kabul etmek, Şiî imamet nazariyesinin özünü oluşturmaktadır.

Ehl-i Sünnet, dört halife döneminde ortaya çıkan uygulamaları, siyasî anlayışın eksenine yerleştirmiştir. Hilafet meselesini inanç esası olarak görmemiştir. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin sırasıyla halife olduklarını kabul etmiştir.

Hariciler, Ebu Bekir ve Ömer dönemlerini en ideal dönemler olarak görmüş, ilk altı yıldan sonra Osman’ın, Tahkim hadisesinden sonra da Ali’nin küfre gittiğini iddia etmişlerdir.(Kaynak; )

Efendim olayı kısaca özetlersek, Peygamber efendimiz vefat ettiğinde Araplar arasında kavmiyetçilik tam anlamı ile son bulmamıştı. Peygamberimizin hemen ardından öncelikle Medineli Evs ve Hazrec kabileleri hilafet(devlet başkanlığı) için atılırlar. Durumu gören Hz. Ömer tartışmaların büyümemesi için, Medineli olmayan, Haşim oğullarından yada Ümeyye oğullarından olmayan, Hz. Ebu Bekir’i önerir. Fakat o esnada cenaze ile meşgul olan Haşim oğulları hilafetin adet üzere Peygamber efendimizin sülalesinden, yani Haşim oğullarından Hz. Ali’ye verilmesini savunurlar. Zamanla Ali’nin hilafeti gecikince Haşim oğulları ve diğer bazı arap kavimleri Ali taraftarı olarak kendilerini savunmuşlardır. Şia kelimesi parti demektir, Ali taraftarları kendilerini zamanla Şia olarak tanıtmışlardır ve İslamdaki ilk büyük fikri bölünmenin temelini atmışlardır.

Peygamber efendimizden sonra Hz. Ebu Bekir 2 yıl kadar halifelik yapmıştır. Bu süre içinde dinden dönen arap kavimleri, zekat vermeyi reddeden kavimler ve sahte peygamberlerle uğraşmıştır. Hemen ardından Hz. Ömer seçilmiştir, bazı Şia ve aleviler bu olaydan sonra Hz. Fatıma’nın, hilafet için mücadele etmeyen Ali ile 6 ay konuşmadığını ve Hz. Ömer ile ölünceye kadar küs kaldığını gibi bir iddiayı da savunurlar. Bunun gerçek olup olmadığı kesin değildir. Hz. Ali, Ebu Bekir’e ve Ömer’e biat etmiştir. Hz. Ömer zamanında İslam coğrafyası, Mısır’a, Suriye’ye, Irak’a genişlemiştir. İran’ı da bin bir zorlukla feth etmiştir. İslam aleminde bu iki halife döneminde fazla karışıklık olmamıştır ve müminlerin çoğu onların hilafetini kabul etmişlerdir. Fakat Şia’nın bazı kolları onların hilafetini kabul etmemişlerdir, bazı Şiiler ise Ebu Bekir’i kabul eder, Ömer’i kabul etmezler. Şia alemi yüzyıllarca Ebu Bekir’e ve Ömer’e beddua etmişlerdir ve küfür etmişlerdir. Selçuklu ve Osmanlı devleti bunu yasaklamaya çalışmışlar hatta Osmanlı devleti İranla yaptığı anlaşmalarda özellikle bu iki sahabeye küfredilmemesini dikte etmiştir ve bu mesele sebebiyle çok İranlı kanı dökmüştür. Peki Osmanlı neden Hz. Osman Hakkında görüş bildirmemiştir? Bir düşünün bakalım? Araştırın?

Hz. Ömer Mısır ve Suriye’nin fethinin ardından, bu bölgede daha önce ticaret yapmış olan ve Ümeyye oğullarından olan Amr bin As ile Muaviye’yi vali olarak atamıştır. Haşim oğulları bu duruma kızmışlar ve Ömer’e cephe almışlardır. Amr Mısırda, Muaviye ise Şamda güçlenmeye başlamışlar ve bazı uygulamaları halk tarafından Ömer’e bildirilmiştir. Hz. Ömer onların görevden almaya niyetlendiyse de İslam aleminin karışmaması ve iç savaş tehlikesi sebebiyle onları görevden alamamıştır.

(Hz. Ömer zamanında, Suriye, Irak, İran, Mısır ve Güneydoğu Anadolu feth edilmiştir.)

Hz. Ömerden sonra Ümeyye oğullarından Hz. Osmanın halife olmasından sonra Haşim oğulları ve Ali taraftarları iyice sinirlenmişlerdir. Fakat Hz. Ali ortalığın karışmaması için hilafette ısrar etmemiş ve Hz. Osman’ın ilk altı yılında onun yanında olmuştur. Hz. Osman zamanında Ümeyye oğulları Mısır ve Suriye’de iyice güçlenmişlerdir. Adeta devlet içinde devlet olmuşlardır, Muaviye kendine saraylar yaptırmış ve ordu kurmuştur. Hz. Osman, Hz. Ali engel olmaya çalışmasına rağmen Ali taraftarlarınca öldürülmüştür.

Osman’ın öldürülmesinden sonra Muaviye yani Ümeyye oğulları kan davası başlatmışlar ve Haşim oğullarından kan istemişlerdir. Veda hutbesinde yasaklanan Kan davası peygamberimizin vefatından sadece 22 yıl sonra tekrar hortlatılmıştır.

Hz. Ali Medine’de hilafetini ilan ederken, Şamda ve Mısırda bu hilafet kabul edilmez. Ali ilk iş olarak Muaviye’yi Suriye valiliğinden Amr’ı ise Mısır valiliğinden alır. Fakat bu emri yerine getirelemez ve Muaviye savaş için hazırlıklara başlar.

Hatta Medine’de Peygamber efendimizin eşi Aişe’de damadı Ali’ye isyan bayraklarını çekmiştir. Sahabe’nin önde gelenlerinden Talha ve Zübeyir’i de yanına alarak 30 bin kişilik ordusuyla Ali muhaliflerinin olduğu Basra’ya hareket etmiştir. Ali 20 bin kişilik orduduyla onlara müdahale etmiştir. Savaş Hz. Aişe’nin devesinin etrafında olduğu için bu olaya Cemel Vakası denir. İslam’ın ilk iç savaşıdır ve çok kanlı olmuştur. Hz. Ali tarafından 5 bin, Aişe tarafından 13 bin müslüman’ın kanı yere dökülmüştür, 18 bin Müslüman birbirlerini öldürmüşlerdir. (Daha fazla bilgi için vikipedia’dan Cemel Vakası olarak aratabilirsiniz…) Bu savaşta sahabeden önemli isimlerin Talha ve Zübeyir’in bir tarafta diğer sahabelerin tarafında olması önemli bir sonuçtur. Günümüz Ehli sünneti olduğunu iddia eden bazı Tarikatlar sahabeye(peygamber efendimizi görenler, onun yanında olanlar) toz kondurmazlar, hatta Nurcular hepsinin cennetlik olduğunu iddia bile etmişlerdir. Arkadaşlar bu tutumunuz yanlış, sahabe de olsa insan hata yapabilir. Lütfen sahabeleri kutsallaştırmayın, insanları kutsallaştırmayın. Kutsal olan sadece Allah’tır unutmayın.

Biliyorsunuz bir hadis vardır bu hadise göre 10 sahabe cennetle müjdelenmiştir onlara Aşere-i Mübeşşere denir. Şimdi sorarım size Muaviye ile Ali’nin savaşında cennetle müjdelendiği iddia edilen sahabelerden bazıları karşı karşıya savaşmışlardır. Bir kısmı Ali’nin yanında bir kısmı Muaviye’nin yanında olmuştur. Burada bir terslik yok mu sizce? Var tabiî ki çünkü Aşere-i Mübeşşere hadisi tamamen uydurma bir hadistir. Abbasiler zamanında halkın birbirine girmemesi için sakinleştirici bir etkisi olsun diye uydurulmuştur. Amaç Ali’nin de Muaviyeninde haklı olduğunu göstermektir ve sorunların üstünü örtmektir. Çünkü ilk 4 halife cennetliktir. Diğerlerinden bazıları Ali’yi desteklemiş, bazıları da Muaviyeyi desteklemişlerdir. Cennetlik adamlar hata yapar mı? Gibi bir mantığı halka empoze ederek iç barışı ve birlikteliği sağlamaya çalışmışlardır. Gençler kimse yaşarken cennetle müjdelenemez bu İslam’ın temel mantığına aykırıdır.

Efendim, peki Hz. Aişe neden Ali’ye karşı geldi? Bu İslam alimlerinin ve tarihçilerin uzun yıllardır üzerinde yoğunlaştıkları bir konudur. Bunlardan birincisi Muaviye’nin Talha ve Zübeyir’e isyan etmeleri için mektup yazdığı ve onların Hz. Aişe’yi ikna etmeleri olarak gösterilir ki bu savunma asılsızdır bana göre. İkincisi ise Hz. Aişe’nin “İfk hadisesi” sebebiyle Hz.Ali’yi sevmemesi olarak gösterilir. İfk hadisesini şimdi anlatmaya kalkarsam ortalık karışır. Fakat İfk olayı ile ilgili kısa bir bilgiyi yazının sonunda sizlere açıklayacağım.

Cemel vakasında yenilen Ümeyye oğulları orduyu toplayıp Hz. Ali’ye saldırıyorlar. Hz. Ali bunları savaşta yenerken, Muaviye ordusu mızraklara Kuran sayfalarını asıyorlar. Bu savaşa Sııfin savaşı denmektedir. Hz. Ali daha fazla Müslüman kanı akmaması için savaşı bitiriyor ve halifenin atanması için Hakem atanmasını kabul ediyor. Hakemin bir tanesinin zorla Muaviye’yi halife ilan etmesi ortalığı tekrar karıştırıyor. Hz. Ali Güneyde, Muaviye ise Kuzeyde halifeliğini devam ettiriyor. Ali taraftarları muaviyeyi kabul etmiyorlar. Hz. Ali’den sonra Ümeyyeler(Emeviler) Ali’nin oğlunu bu gün Kerbela denilen yerde katledince İslam devletinin tek hakimi Ümeyyeler oluyor. Kerbela olayından sonra Ali taraftarlarının ismi Şia olarak adlandırılıyor. Ümeyyelerin (Emevilerin) zorla iktidara sahip olduğunu iddia ediyorlar ve onlara biat etmiyorlar çeşitli zulümlerle karşılaşıyorlar. Şia halife yerine dini lider olarak kabul ettikleri “İmam” müessesini getiriyorlar. Hz. Ali’den gelen 12 imamın kutsallığına inanıyorlar. Son İmam’ın Allah tarafından göğe çekildiğine ve kıyamet vakti Mehdi olarak geri geleceğine inanıyorlar.

Şia Emevilerin yaklaşık 90 yıllık iktidarları sırasında türlü baskılara maruz kalıyorlar. Emevilerin arap olmayan Müslümanlara yaptıkları zulümler ve aşağılamalar , özellikle Persler(İranlılar) ve Mısırlılar ve Berberilerin Ali taraftarı olmasına yol açıyor. Bu gün Şia’nın İran’da yaygın olmasının temel sebebi de budur. Şia’da Mehdi inancının yaygınlaşmasında Emevilerin aman vermeyen zulümleri olduğunu söyleyebiliriz. Şia, Emevilere karşı çeşitli zamanlarda ayaklansada başarılı olamamıştır. Şia, taraftarlarını teselli etmek için kıyamet zamanında Mehdi’nin Şia’dan geleceğini ve kıyametin çok yakın olduğunu belirtmiştir ve bu görüşü güçlendirmiştir. Peki bu görüşü güçlendirmenin yolu nedir? Hadisler, uydurma hadisler. Şia tarafından kıyamete yakın Mehdi ve Mesih’in, tek gözlü Deccal’e karşı savaşacağı yönünde bir çok hadis uydurulmuştur. Tabi ki bu hadislerin kaynağı İslam’ı tam özümseyemeyen, Zerdüşt kökenli İranlılar ki Zerdüştlük Yahudilikten oldukça fazla data almıştır. Diğeri ise Yeni Platoncu akıma mensup Mısırlıların inancıdır. Kuran’da Deccal’e, yada son savaşa dair tek bir ayet yoktur. Mesih veya mehdi hakkında tek bir bilgi yoktur. Şia’nın taraftarlarını avutma yöntemi bu şekilde olmuştur. Bu gün kendilerinin Sunni olduklarını iddia eden bazı tarikat ve cemaatler, Şia’nın uydurduğu bu hadislerin ısrarla sahih olduğunu iddia ederler. Hatta Mehdi’nin kendilerinden geleceğini, yakın zamanda geleceğini iddia ederler. Kendini Mehdi ilan eden o kadar çok Tarikat şeyhi vardır ki saymakla bitmez. Cemaatin gazına gelip kendi egolarına yenik düşen kibirli şeyhler. Şu an Şia’nın inancı ile Türkiye’deki bazı tarikat ve cemaatlerin inanışları birbirine girmiştir. Ne yazık ki cahil insanlar bu cahil şeyhlerini hiç sorgulamazlar. Hz. İsa’nın kıyamete yakın tekrar gelmesi bir Hıristiyan inancıdır. İslam’a nasıl bu hadislerin sokulduğu meçhuldur. Peygamber efendimiz son peygamber olduğuna göre İsa’nın kıyamete yakın dönmesi İslam’ın temel inanışına ters düşer. Mesih hadisleri tamamen uydurmadır. Tahminen zoraki Hıristiyanlıktan İslam’a geçenler tarafından hadislere monte edilmiştir.

Efendim Ümeyye oğullarının(Emevilerin) temel amacı bir Arap devleti kurmaktır. Kendilerine isyan eden Ali taraftarlarını sindirmektir. Zaman zaman Hz. Aliye camilerde beddua ettirmişler hatta camilerde Ali’ye küfrettirmişlerdir. Şia’nın ve bazı Aleviler’in camiye gitmemesinin başlangıç sebepleri de bu üzücü olaylar olmuşlardır. Emeviler kendi iktidarlarını koruyabilmek için her yolu mübah saymışlar, muhalifleri İslam dinine yakışmayacak şekilde cezalandırmışlardır. Aniden zenginleşen Araplar da zamanla bozulmalar meydana gelmiştir. Arap ırkını üstün görmeye başlamışlardır. Diğer milletlere “Mevali” yani köle demişlerdir. Arapları aşağılık bir kavim olarak gören İranlılar bu tutumlara gıcık olarak, Şia’nın tarafını tutmuşlardır. İranlılar da tahminen “şu pis Araplarla aynı olamayız” mantığını gütmüşlerdir. Emeviler, Arapçayı zorunlu kılarak, Kuzey Afrika’nın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Irak’ın, Mısır’ın Araplaşmasına yol açmışlardır. Amaçları büyük bir arap imparatorluğu kurmaktı. Arap olmayanları kesinlikle yönetime almamışlardır. Hatta annesi veya babasından herhangi biri Arap olmayanı bile dışlamışlardır. Bu gün Arapça’nın kutsal sanılmasındaki büyük etkende yine Arap milliyetçisi Emevilerin eseridir, bu gün anneniz, teyzeniz “Türkçe olarak” yada kendi dilinde dua edince kabul olunmayacağını zannediyorsa bu yine bilinçaltına yerleşen bir olgudur. İlla Arapça dua edileceğini zanneden o kadar çok insan var ki, off off….. “Allah’ım bana şu işimde yardımcı ol” demek yerine bunun Arapçasını, çevsenini, kebirini arayan zevat, ben sizi ne yapıyım? Allah bildiği gibi yapsın sizi…

Emeviler saraylarında her türlü fantezi ile yaşamaktaydılar. Ama halk için Ortodoks(katı) bir din anlayışını empoze ediyorlardı. Öte yandan Şia ise onlara nispeten daha hafif bir İslami anlayışı savunuyordu. Emevilerin saray hayatını anlatırsam olay olur. Onlar dine sıkı sıkıya bağlı, bir halk istiyorlardı. Savaş zamanı savaşlara katılan, vergisini veren iyi vatandaşlar istiyorlardı. Fakat ne zaman Emevi yönetimine baş kaldıran, itiraz eden biri olursa, başını kesiyorlardı. Emeviler’in istediği yönetime karışmayan ama dinini yaşayan bir halktı. Günümüzde ülkemizdeki ve diğer Müslüman devletlerde aynı rejim yaşanmaktadır. Gidin namazınızı kılın, dua edin, hacca gidin, insanlara yardım edim amaaaaa yönetime sakın karışmayın. Şimdi ülkemizde son yıllarda bazı güçler bilinçli olarak çarpık bir din anlayışını ve muhafazakarlığı empoze ederek, halkı uyuşturmaya çalışıyorlar. Müslüman uyanık olmalı, bilgili olmalı ki bu oyunlara kanmamalı. Modern muhafazakarlık adı altında zinayla, faizle, şirkle karışık, Şia’dan mı? Sunni mi? Ehli sünnetten mi? Vatikandan mı? İllüminatiden mi? Tam olarak kestirilemeyen cemaat ve tarikatlarla insanlar uyutuluyor. Hadi sıkıysa gerçek Müslümanlar yönetime ortak olmaya çalışsın, sistem onlara karşı büyük bir kıyım yapacaktır buna inanabilirsiniz. İşin en ilginç tarafı bize çemkirenler bu uyutulan tarikat ve mezheplerin cahil ve kibirli insanlarıdır.

Emeviler bir Arap toplumu yaratmaya çalışmışlar, yanı Yahudiler gibi İslam’ında sadece Araplara geldiğini savunacak kadar ileri gitmişlerdir. Emeviler Bizanslılara karşı varlık gösterememişler, bugün sadece güney doğu Anadolu dediğimiz bölgeye kadar gelebilmişlerdir. Zaman zaman küçük ırklar olan Gürcüler ve Ermeniler tarafından bozguna uğratılmışlardır. Bunun yanı sıra Emeviler İranın tamamını ele geçirip Orta Asyada’ki Turan halklarına karşı başarısız olmuşlardır. Kuzey afrikadaki siyasi zayıflıktan dolayı bu bölgede hakimiyet sağlayıp, Bu gün kü İspanya’nın otorite boşluğundan faydalanıp orayı işgal etmişler ve Endülüs Ümeyyeleri devletini kurmuşlardır.

Bizim bazı ehli sünnet vel cemaat tarikatları ve cemaatları, bazen Emevileri öve öve öküz etmeye kalkarlar ve Emevilerin zamanında çok ülkenin feth edildiğini savunurlar. Emeviler sadece başı boş bölgelerde başarı gösterebilmişlerdir. Bizans, Orta Asya ve İber yarımadasının(İspanya) kuzeyinde hiçbir başarıları olmamıştır. Hz. Ömer’den sonra çokta fazla toprak katamamışlardır.

(Emeviler Siyasi boşluğun olduğu Kuzey Afrika ve Güney İspanyayı feth etmişlerdir. İran’ın doğusunda ise Turan halklarına karşı belli bir başarıları olmamıştır.)

Hilafetin ilk yıllarında yaşanan kaos ortamını Bizans çok güzel kullanmıştır ve kendi Hıristiyan halkına yönelik güzel bir propaganda malzemesi olarak kullanmışlardır; “Bakın peygamberleri ölür ölmez kendi kabileleri arasında ihtilafa düştüler, bu hak din olamaz” diyerek güçlü bir propaganda sayesinde Anadolu’nun Hıristiyan olarak kalmasını sağlamışlardır. Gerçektende o zamanın şartlarına göre empati yapacak olursak, o zamanlarda yaşayan insan demez mi? “Bu nasıl bir din peygamberlerinden hemen sonra iktidar mücadelesi ve kendilerini hunharca öldürüyorlar? Nasıl bir din?” Demekte haklılar çünkü İnsanlar hemen Kurandan uzaklaştılar, kendi kabilelerine ve çıkarlarına göre Kuran’ı yorumladılar ve hatta Hadis adı altında metinler uydurdular. Tarikatlaşma ve mezhepleşmenin sonucu budur arkadaşım, Kaos…. Çünkü insan kötü yaratılmıştır. Kuranda bir çok ayette deklare edilir. Sen ne kadar iyi niyetle bir oluşum yapmaya kalkarsan kalk, içindeki bazı şeytani fikirli insanlar bunu kullanmaya kalkacaklardır. Şüphesiz insanoğlu ziyan içindedir.

Efendim İslamiyet’in ilk yıllarında yaşanan bu iktidar savaşları maalesef çeşitli fikri ayrılıklara ve kamplaşmalara sebep olmuştur. İlk ayrılma her ne kadar Haşim oğulları ile Ümeyye oğulları arasında gerçekleşmiş olsa da ilerleyene yıllarda İslam’a yeni katılan ırkları da içine alacak hatta yeni milletlerin bidat ve hurafeleri de bu fikir akımları sayesinde İslamiyet’te yer bulacaktır. İlk fikri ayrılık Hz. Osman zamanında filizlenen “Mürcie” akımıdır. Bunlar iktidarın sadece Haşim oğulları ve Ümeyye oğullarının hakkı olmadığını ehil kişilerin ve hatta arap olmayanların bile Halife olabileceklerini savunmuşlardır. Bir çok sahabe bu görüşe destek vermişlerdir; Sa’d bin Ebi Vakkas, Ebu Bekre, İmran bin Hüseyin ve Abdullah bin Ömer gibi… Ali ile Muaviyenin savaşlarında görüş bildirmemişler ve iktidar için savaş yapmanın ve haksız yere kan dökmenin büyük günah olduğunu saymışlardır. Daha sonra bu görüş saptırılarak büyük günah işleyenlerin kafir olacakları gibi spekülasyonlara yol açmıştır. İranlılar ve diğer ırklar Haşim oğullarını desteklerlerken daha geç Müslüman olan Türkler daha çok Mürcie gibi hak edenin halife olmasına inanmışlardır. İranlıların devlet geleneği gereği yönetimin babadan oğla yada akrabalar arasında olması gerektiğine inanması, onların Haşim oğullarına tam destek vermesine sebep olmuştur diyebiliriz.

Genelde cahil halk ve cahil İslam tarihçileri tarafından, Murcie ile karıştırılan bir diğer akım yada mezhep ise Haricilerdir. Hariciler hakkında bildiklerimi yazarak ortalığın fazla karışmaması adına onlar hakkında şu özet bilgileri vermek yerinde olacaktır ;

Haricilerin ortaya çıkışı Şia‘nın ortaya çıkışıyla aynı zamana rastlar. Dördüncü halife Ali döneminde ortaya çıkan kargaşa sırasında Hariciler ve Şia aynı tarafta, yani Ali‘nin tarafında, yer almışlardır. Yine de Şia mezhebinin düşünsel temeli Haricilerden eskiye dayanmaktadır.

Hariciler Ali ile Muaviye arasında geçen Sıffin Savaşında ortaya çıkmışlardır. Muaviye savaşı kaybedeceğini anlayıp hakeme gitmeyi önermiştir. Ali savaşmaya devam etmekten yana olsa da ordusundan bir grup hakeme gitmeyi uygun gördü. Bunun üzerine Ali de hakeme gitmeye karar verdi. Hakem olayı, Ali’nin azli ve Muaviye’nin yerinde kalması ile sonuçlandıktan sonra, Ali’nin ordusundan onu hakeme gitmeye zorlayan grup Ali’ye hakeme gittiği için büyük bir günah ve suç işlediğini öne sürdüler. Bu nedenle de Ali’nin tövbe etmesini talep ettiler, zira Ali’nin hakeme giderek küfür işlediğini yani dinden çıktığını iddia ediyorlardı. Kendilerinin de hakeme gitme istekleri nedeniyle küfre girdiklerini fakat tövbe ederek tekrar dine girdiklerini, mümin olduklarını öne sürüyorlardı.

Hareket bazı BedeviArapların da katılımı ile güçlendi. Ali ile hakem konusu yüzünden araları iyice açıldı ve sonunda olay Nehrevan Savaşı‘na vardı. Savaşı kaybeden Hariciler, Ali’yi öldürmeye karar verdiler. Neticede Ali, Kufe‘de Hariciler tarafından öldürüldü. Daha sonraki Emevi idaresi döneminde de katılımlarla güçlendiler ve Emevi otoritesine karşı ciddi bir oluşum oldular. Siyasi ve tarihi önemlerinin yanı sıra, itikadî konularda dönemin diğer görüş ve ekollerinden ayrılıp, yeni fikirler ortaya atarak farklı bir itikadî kaideler ve görüşler toplamı da oluşturmuşlardır.(kaynak: vikipedia)

Efendim daha sonraları Hariciler kendi içlerinde bir çok kola ayrılmışlar ve İslamiyet’in ilk ayrılıkçı ve suikastçı mezhebidir.Hz. Ali’yi öldürerek ilk süikastı gerçekleştirmişlerdir. Kendilerinden başka tüm fırka, mezhep ve tarikatları kafir olarak kabul etmişlerdir.

Önümüzdeki yazılarda Şia mezheplerine, Bunlardan İsmaililere değineceğiz. Türkler’in Müslüman oluşu ve Orta doğuyu domine edişleri ile Şia, İsmaililerle ve Hasan Sabbah ile olan mücadelelerini yazacağız.

Efendim, yazımı burada sonlandırıyorum. Bu yazımı çok sansürledim amacım çeşitli spekülasyonları önlemekti. Keşke yüz yüze olsak da yaşanan olayları daha ayrıntılı bir şekilde anlatsam. Bazı arap tarihçiler yaşanan kaosun arkasında bazı Yahudilerin olduğunu iddia etseler de asıl mesele Arapların bir devlet geleneğinin olmamasıdır.

EK BİLGİLER

İfk olayı nedir?

Efendim, İfk olayını ben anlatırsam bazı mümin ve mümine kardeşlerimizle yorum savaşlarına girebilirim bu sebepten mütevellit olayı şöyle aktarıyorum;

İfk Olayı veya Gerdanlık Olayı, Aişe’nin 15 yaşında iken bir sefer dönüşü esnasında kocası İslam peygamberi Muhammed’i genç bir Müslüman asker olan Safvan bin Muattal ile aldattığı iddiası ve sonrasındaki gelişmeler. Olaylar Hicret’in beşinci yılının (627) Şaban ayında, Yahudi Müstalikoğulları kabilesine (Beni Müstalik) düzenlenen bir askeri seferden (Müreysi Gazası) dönüşte gerçekleşti. Müslüman toplumunda büyük üzüntülere neden olan ve çatışmaların eşiğine getiren gelişmeler sonucu, iddiaları yayanlar kırbaçla cezalandırıldı ve Muhammed tarafından bir dizi yeni ayetin vahyolduğu halka bildirildi.

Arapça kökenli “ifk” sözcüğü; bir suçu birine yükleme, iftira anlamına gelir. İfk Olayı ile ilgili mevcut bilgilerin tamamına yakını Aişe’nin aktardığı hadislere dayanır. Bu konuyu Müslüman tarihçilerden Muhammed bin Ömer Vakidî (ö. 822) El- Meğazi li El-Vakidi adlı eserinde, Abd-ul Malik bin Hişam (ö. 828-833) El-Siret-u El-Nebeviyye’de; Yakubi (ö. yaklaşık 905), Ebi Cafer Muhammed bin Cerir Taberi (ö. 922) ve İbni Esir (ö. 1232) ise kendi kaydettikleri tarihlerde ele almışlardır.

Aişe’nin aktardığına göre, Muhammed sefere çıkmadan önce hanımları arasında oklarla kura çektirdi ve sefere katılma şansını Aişe elde etti. Aişe sefer esnasında Yemen nazar boncuğundan dizilmiş gerdanlığını takıyordu. Bu gerdanlığın Aişe’ye nasıl ulaştığı tartışmalıdır. Bir rivayete göre gelin olduğunda annesi Ümmü Rûman hediye etmişti. Bir başka rivayete göre ise kız kardeşi Esma’dan ödünç almıştı.

Müreysi gazası Yahudi Huzâa kabilesinden Müstalikoğulları (Beni Müstalik) sülalesine karşı düzenlenmişti. Müstalikoğulları sülalesine Müreysi su kuyusu yakınlarında baskın yapıldı. Kısa süreli çarpışmaların ardından sülalenin erkeklerinin çoğunluğu hayatını kaybetti ve sağ kalanlar kaçtı. Bu seferde İslam ordusunun eline büyük miktarda ganimet geçti. Beni Müstalik Kadınları ve çocukları esir düştü.

Müreysi Gazası esnasında Müstakiloğulları sülalesinin başı Hâris bin Ebu-Zirar savaşta hayatını kaybetti ve kızı Cüveyriye Bintu’l-Hâris (Berre) esir düştü. Berre, kocasını ve amcasını da kaybetmişti ve savaş ganimeti olarak İbnu Kays İbni Şemmâs’ın payına düşmüştü. Berre özgürlüğünü satın almak (mukâtebe) için İbnu Kays ile anlaşma yaptı. Daha sonra Muhammed’e giderek kendisine ödeme konusunda yardımcı olmasını talep etti. Muhammed, “Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin? Senin yerine mukâtebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım.” dedi. Berre bu teklifi kabul etti ve Muhammed ile evlendi. Berre’ye mehir olarak 400 dirhem gümüş verildi. Muhammed İbnu Kays’a anlaşma bedelini ödedi ve Müstalik sülalesindeki tüm esirler bu evlilikle birlikte Muhammed’in akrabaları olmalarından dolayı serbest bırakıldılar. Muhammed Berre’nin adını küçük kadın, kızcağız anlamına gelen “Cüveyriye” ile değiştirdi.

Gerdanlık olayından hemen önce gerçekleşen bu izdivaçta Aişe’nin genç ve güzel Cüveyriye’yi kıskandığı Abdullah İbnu Avn’dan aktarılan hadislerden anlaşılır. Aişe savaştan sonra Cüveyriye’yi Muhammed’den önce görür ve bu karşılaşmayı şöyle anlatır: “O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı)… Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resûlullah’ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından korktum). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım.”

Sefer dönüşü ordu geceyi geçirmek üzere Medine yakınlarında konakladı. Aişe tuvalet ihtiyacını gidermek için ordugahtan uzaklaştı. Döndüğünde, gerdanlığını kaybettiğini farketti.

Aişe kimseye haber vermeden ordugahtan tekrar ayrılarak şafak vakti gerdanlığı aramaya gitti. Gerdanlığı buldu ancak geri döndüğünde muhafızları dahil tüm kervan onun devesi üzerindeki tahtırevanında olduğunu sanarak yola çıkmışlardı. Boş tahtırevanı deveye askerler yüklemişlerdi ancak Aişe’nin içinde olmadığını farketmemişlerdi. Aişe’ye göre bunun nedeni o esnada kendisinin küçük yaşta (15) ve zayıf olmasıydı.

Aişe geri döneceklerini umarak konaklama yerinde beklemeye başladı ve oturduğu yerde uyuyakaldı. Ordunun artçı muhafızlarından Safvan bin Muattal güzergahı üzerinde Aişe’ye rastladı. İstirca edip (“Biz Allah`ın kullarıyız ve Allah`a döneceğiz” deyip) başka bir söz söylemeden Aişe’yi kendi devesine bindirdi ve kendisi de yürüyerek kervanı bir sonraki molasında yakaladılar. Aişe’nin kervanda olmayıp genç bir askerle birlikte gelmesi dedikodulara yol açtı.

İddialar bir süre boyunca Muhammed, Aişe ve Ebu Bekir ailesinin diğer fertlerinin kulağına gitmedi. Bu arada Aişe rahatsızlandı ve evde istirahat etmeye başladı. Muhammed iddiaları duyunca Aişe’ye soğuk davranmaya başladı ancak Aişe bu soğukluğun nedenini bilmiyordu. Aişe olayı duyduğunda babasının evinde kalmaya başladı. Ebu Bekir’in tüm ev halkı -kendisi dahil- olanlar nedeniyle ağlıyorlardı. Ömer’den aktarılan bir rivayete göre Aişe babası’na “Allah’ın Resulü beni evinden dışarı attı,” dedi. Muhammed izin verene kadar, Ebu Bekir Aişe’nin koca evine dönmesine izin vermedi.

Muhammed iddiaları duyunca Ömer, Osman, Ali, Üsame bin Zeyd ve Müreysi Gazası’nda özgür bırakarak yeni evlendiği Cüveyriye ile konuşarak fikirlerini sordu. Osman ve Zeyd Aişe’nin masum olduğuna şahitlik ettiler. Ömer, Muhammed ile Aişe’nin nikahını Allah’ın kıydığını, Allah’ın onu temiz olmayan bir kadınla evlendirmeyeceğini söyledi. Ali “Ey Allah`ın Resulü, Allah sana darlık vermez. Sana kadın çoktur. Sen cariyene (Cüveyriye’ye) sor, (onun halini o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir,” dedi. Cüveyriye ise Aişe’nin hamur yoğururken uyuyakalıp hamuru keçilere yedirmek haricinde hatalı hiçbir hareketini görmediğini söyledi. Bir rivayete göre olaydan sonra Safvan hasur olduğunu (kadınlara ilgi duymadığını ya da erkeklik gücü olmadığını) belirtti. Bu beyan Aişe’nin masum olduğu iddiasını güçlendirdi.

Muhammed Aişe’yi babasının evinde ziyaret etti. Aişe’nin annesi Ümmü Ruman, Muhammed’i saygıyla işaret ederek Aişe’ye ayağa kalkmasını söyledi. Aişe, “Yalnızca Allah’a şükretmek için ayağa kalkarım; (Muhammed’e hitaben) sana değil,” dedi. Aişe bir günah işledi ise tövbe etmesini isteyen Muhammed’e şöyle dedi: “Eğer yemin etsem inanmazsın ve eğer anlatsam günahsızlığımı kabul etmezsin.” Aynı ziyaret esnasında Muhammed oturduğu minderde kendisine vahiy gelirken büründüğü ruh hali içerisine girdi ve Nur Suresi 11 ila 20. ayetlerin indirildiğini bildirdi:

« O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır. (Nur: 11)»

Nur Suresi, Aişe’nin masumiyetini destekliyor, iftirayı duyup sessiz kalanları eleştiriyor, iftirayı yayanların cezalandırılacağını bildiriyor ve zina suçunun ispatlanması için dört şahit şartını hatırlatıyordu.

« …Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leriniz hakkında iyi zan besleyip de, “Bu apaçık bir iftiradır” deseydiniz ya! Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Madem ki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir… (Nur: 12-13) »

İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayette göre Ebu Bekir Ayşe’nin yanına gelerek onun günahsız olduğunun vahiylerle bildirildiği haberini verdi. Ayşe şöyle dedi: “Allah’a teşekkür ederim, sana ve dostuna (Muhammed’e) değil.” Taberi Tarihi’ne göre Muhammed Aişe’ye şöyle dedi: “Ey Aişe; sana müjde veriyorum. Allah senin günahsız olduğunu nazil etti.” Ayşe şu şekilde yanıtladı: “Allah’ın hamdı ve sizin kötü zannınızla…”

Abdullah b. Übey, Safvan ile sorunları olan Hassan bin Sâbit, Muhammed’in eşlerinden Zeyneb binti Cahs’in kiz kardesi Hamne ve Ebû Bekir’in yardımlarıyla geçinen Mistah b. Üsâse dedikoduları yaymaktan sorumlu tutuldular. Abdullah b. Übey’in iddiaların asıl kaynağı olduğuna karar verildi. Ebu-Yesr Ensari’den nakledilen rivayete göre Abdullah b. Ubey’e iki defa diğerlerine bir defa şerî had (kırbaç cezası) uygulandı.

İfk olayı, sonuçları açısından İslam tarihinde önemli bir yere sahiptir. İfk olayının ardından ilgili ayetlerin bildirilmesi ve sorumluların cezalandırılmasına kadar geçen bir aylık sürede Muhammed Aişe’nin masum olup olmadığı konusunda sahabeden önemli kimselerin fikirlerini aldı. Danıştığı kimselerin hemen hepsi Aişe’nin masum olduğunu düşündüklerini belirttiler ancak Ali, Aişe’nin suçlu veya suçsuz olduğunu iddia etmemekle birlikte Muhammed’e Aişe’nin cariyesi Cüveyriye ile görüşmesini tavsiye etti. Ayrıca Aişe’den aktarılan bir rivayete göre Muhammed’e “Sana kadın çoktur,” dedi.

İfk olayındaki tutumu nedeniyle Aişe’nin Ali’ye darıldığı, bu nedenle Ali’nin hilafetini desteklemediği düşünülür. Osman’ın öldürülmesinden sonra Aişe suçluları yakalamakta yavaş davrandığı gerekçesiyle Ali’yi suçlamış, gelişmeler Ali ile Aişe arasında Cemel Vakasının yaşanması ve İlk Fitne dönemi ile son bulmuştur.(Kaynak : vikipedia)

Efendim ifk olayı bu şekilde özetlenebilir.

Sahabeler neden bölünmüştür?

Sevgili arkadaşlar sahabelerde neticede birer insandır. Durumun şartlarına göre düşünürseniz onlarında Ali yada Muaviyeyi tarafını tutmasını yadırgamamak lazım. Fakat sahabeden bir kısmı kardeş kanı dökülmesi ve iç savaş çıkması korkusuyla sessiz kalmışlardır. Değerli sahabeler ise Peygamber efendimizin vefatından sonra cihada katılarak bir an önce şehit olmaya çalışmışlardır. Hz. Bilal ve Eyup el Ensari bunlardan sadece birkaçıdır. Sahabenin bazılarının Ali’ye karşı gelmesi yada onun yanında olmasını da yadırgamayın lütfen.

Amr Bin As Kimdir?

Amr bin As ve Halid bin Velis Mekke’nin fethinden önce Müslüman olmuşlardır. Halid bin Velid Uhud savaşında Müslümanlara büyük zarar veren komutandır. Askeri yeteneği oldukça fazladır. Amr bin As ile mısır ile ticaret yapan çok bilge bir insandır. İkisinin İslam’a geçmeleri büyük bir güç kazandırmıştır. Hz. Ömer Amr bin As’ı Mısıra vali tayin etmiştir. Amr bin As Ali tarafından Mısır valiliğinden alınınca Muaviye’nin tarafını tutmuştur ve Muaviye’yi halife olmasında hakem olmuştur. Halid bin Velid ise şehit olmak için savaştan savaşa koşmuş, siyasi tartışmalara hiç katılmamıştır. Ölümü şehadet yoluyla olmamış ve yatağında ölmüştür. Şöyle dediği buyrulur; “Belki de Uhud savaşından dolayı Allah bana şahadeti nasip etmedi. Bir kadın gibi yatağımda ölüyorum”. Halid bin Velid öldüğünde vücudunda yüzlerce ok ve kılıç yarası olduğu söylenir.

UYARI: Arkadaşlar bu yazıyı okuduktan sonra lütfen sahabe hakkında, Şia hakkında hatta Muaviye hakkında kötü sözler söylemeyin ve küfretmeyin. Belki zamanın koşullarından dolayı hata yapmış olabilirler ama bu bize onlara küfretme hakkı vermez. Emevilerin hatalı tutumları olmuştur ama bu İslam’ın şanının yücelmesine engel olamamıştır. Alevi, Sünni, Şia ve diğerleri hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Peygamberimiz bir, İslam’ın birlikteliğe ihtiyaç duyduğu şu zor günlerde kenetlenmeye ihtiyacımız var. Yunus Emre’nin dediği gibi

“Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Bu dünya kimseye kalmaz”

Yazan : ARMARİEL

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: