KÜRT SORUNU DOSYASI : KÜRT KÖKENLİ BİR VATANDAŞIMIZIN SAMİMİ İTİRAFLARI /// BANU AVAR’A MEKTUP

Dingo’nun Ahırı

Sayın Banu Avar Merhabalar..

Ben G.doğu Anadolu’da ikamet eden Kürt kökenli bir vatandaşım. Bazı yazı ve programlarınıza denk geldim. Cesur, bilgili, istihbaratı güçlü, tarafsız ve abartısız bir izlenim bırakıyorsunuz karşınızdaki insanda. Size yazmamın sebebi de bu.. Bu mailin pek bir amacı yok, vaktinizden de çalıyorsam özür dilerim. Yalnızlık, korku ve endişe üzerine yazılan bir mail bu. Hani konuşmak istersiniz, paylaşmak istersiniz ya bazen bir yabancı ile, bazen bir tanıdık ile ama illa ki samimi biriyle. Siz benim samimi yabancımsınız. Ben sizi böyle belirledim izninizle.

Bahsedeceğim korkularım, üzüntülerim ve çıkmazlarım, sizin genel olarak üstünde durduğunuz küresel oyunlar ve bu oyunlarda ülkemizin yeri ile alakalı.

Buralarda Kürt, Ermeni veya başka birileri (inanın artık kategorileştirmekten de midem bulandı) tarafından, artık cesurca toprakların ayrılması, kibar bir ağızla bölünme nidaları, kibar hareketlerle şiddeti telkin eden hareketler görüyorum. Bu konuda oldukça güçlüler, kararlılar ve durmuyorlar. İşin garip yanı, kimse durdurmak için bir şey de yapmıyor. Birileri bir şeyler yapıyorsa da, ben ve benim gibiler yapılmadığını düşünüyoruz. Bunları bazı örneklerle anlatmak gerekirse:
Kepenk kapatma eylemi olur (özgürlük için (!) ) ve bir takım insanlar ortalıkta dolaşıp ”şu gün kapatacaksın destek vereceksin” derler. Bunu her zamanki kibar, mağrur özgürlük savaşçısı, barışçıl maskeleriyle yaparlar. Eğer o kepenk kapanmamışsa, polisle çatışlıklarında ilk taş yanlışlıkla sizin camınıza gelir. O an vampir dişlerini gizleyen maskeler inmiştir.

Olaylardan sonra tepki göstermeye kalkarsanız, o dişler boynunuza öyle bir geçer ki, ne bu ülkenin polisi, ne zabiti, ne ordusu orada yoktur boynunuzu kurtarmak için.. Buralar Dingo’nun Ahırıdır.

Halk için faydalı bir organizasyon vardır ve bu organizasyon için türlü ihaleler açılır. Bu ihaleleri elbette belli şirketler almak zorundadır. Bu şirket çalışanları dağdan gelenler ve/veya dağda temel ihtiyaçları karşılayacak aile bireyini kaybetmiş olanın yakınıdır, o da olmadı şehir yapılanmasında üstün hizmetleri(!) olanlardır. Bir şekilde ihaleyi alırlar. Bir bakmışsınız halk için yapılan organizasyonda halkı zehirleyebilecek adilikte gıda, çürük mallar veya kötü hizmet gibi fenalıklar çıkmış. İhale şartları yerine gelmediğinden, bu anlaşmayı yasal olarak iptal etme hakkınız doğar sonunda. İptal edeceğiniz zaman sizi tehdit ederler, ”bu insanlar bedel ödedi (Kürt halkı için savaşmışlar), bu insanlar hatrına bu ihaleyi iptal edemezsiniz yoksa siz de bedel ödeyeceksiniz!(faili meçhul kastediliyor)’‘ diye.. Boş değildir tehditler, zira bir anda 35-40 kişilik kesici, ezici ve ateşli silah taşıyan bir grubun çıkardığı kavgada yanlışlıkla zarar görebilirsiniz!

Polis, zabit, ordu siz zarar görene kadar yoktur. Zaten ihaleleri bunlar türlü biçimlerde alırken de yetkililer yoktur. Onlar tehditle aldıkları ihaleleri bile halkı (özgürlük getirecekleri halk) tehlikeye atacak biçimde himzet verdiklerinde de(!) yetkililer yoktur. Sonra tehdit ettiklerinde de yetkililer yoktur..

Buralar Dingo’nun Ahırıdır.

Sokaklarda yanlışlıkla bu ülke hakkında iyi bir şey söylemeye, vatandaşlığı övmeye, ülke bütünlüğüne dair bir şey söylemekten korkarsınız. Zira her yerde göz ve kulaklar vardır. Fişlenirsiniz. İlla ki ”Biji Azadi (neyin özgürlüğü?), biji Serok Apo (kimin ve neyin başı?), diyalog (aslında başkalaşmış monolog), kardeşlik (göz oyucu biçimde)’‘ gibi laflarla ”hewal (arkadaş demek olsa da arkadaşlıktan başka her şeydir)’‘ takımı lafları etmelisiniz. Bu fişlemeyi bazen devletin maaşlı memuru, bazen de dağların şebekesi ve onu şehir odakları yapar. Hadi dağcıları anladık da, devletin yaptığı fişleme nasıl onların eline yanlışlıkla geçer? Ne de olsa Dingo’nun Ahırıdır her şey olur..

Dağcılar gelip haraç ister pardon vergi (!) ister. Vermezseniz birileri gelip sizi götürür, neden sonra yakın mesafede kafadan vurulmuş cesediniz bulunur. Sonra vuranlar da bulunur mahkemeler kurulur. Meğer vuranlar jandarmada rütbeli imiş.. Bu bir seferlik ortaya çıktı adamlar şimdi hapiste de peki diğerleri, ya ortaya çıkmayanlar? Dağcılar kim ki diye soruyor insan bazen. Peki o destekçi ”hewaller’‘ nasıl olur da sorgulamaz? Ya beyinsizdirler ya da başka çıkarlarını bu sözde Kürtçülük üzerinden sağladıklarından ses etmez ve sorgulamazlar.
İnsanın düşünmesinin tehlikeli olacağı şeyler bunlar.. Neyse burası Dingo’nun Ahırıdır olur öyle.

Bdp denen bir illet vardır kanser midir, kangren mi bilinmez.. Hani devletin, milletin gözüne baka baka tükürebilen, tokat atabilen, roket atar gibi lafları dizebilen, güya savunduğu halkın kanını içen bir illet.. Hani bir de bunların şahin milletvekillerinden bir A.T. Hanım var. Yahu nasıl kimse sormaz ve araştırmaz A.T.

Hanım’ın ağabeyi nasıl Mit mensubudur diye? Pardon burası Dingo’nun Ahırıdır, olabilir ki böyle..

Peki samimi yabancı, biz bu ülkenin başka yerine gidince ”pislik bölücüyüz”, burada kalınca ”hain, asimile, ajan kürtleriz’‘..

Yahu peki bu yakıştırmaları yapanlar kim!? Onların sıfatı nedir!? Allah aşkına biri de çıkıp bunu sorsun.

Ben Kürd’üm, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Boğaz’da rakı içmeyi, Marmaris’te suya girmeyi, Ankara’da Anıtkabir ziyaretini, Çorum’da leblebi yiyip gazoz içmeyi, Karadeniz’de doğada huzur bulmayı, Palandöken’de kaymayı, Bodrum’da ski yapmayı, Akdeniz’de aşk yaşamayı, İzmir’de hayran olmayı, Diyarbakır’da sabahın 5’inde ciğer yemeyi, köyde tarla temizlerken ter dökmeyi seviyorum!

Ben ne bölücüyüm, ne hainim, ne de asimileyim. Ben bu ülkeyi dibine kadar yaşayan, hayattan tat almasını bilen, düşünebilen, üretebilen süper de bir adamım. Peki bana bu yakıştırmaları yapan ve bu yakıştırmaları yapmalarına izin verenler KİM!?

Kürtçe konuşurum kendimi bildim bileli, kimse bana „yasak“ demedi, Kürt kimdir nedir her yerde anlatırım kimse bu BDP den önce buna ses etmedi hatta oturup dinledi, „Kürtçe şarkı söylesene kardeş“ denilen en Türk masalardan geçtim ben, kimse kes sesini demedi! Şimdi neyin özgürlüğü bu? Kim için özgürlük ve ne özgürlüğü bu? Neyin savaşındayız? Geçmişteki askeri saçmalıkların etkisindeki kötü çocukla, rehabilite edilmiş bugünkü Türkiye’yi bir tutmak, göz göre göre ÇAKALLIK FIRSATÇILIĞI değil mi? Evet zamanında „Kürtler yok“ da sayıldı, „Kürtlerin diline, şarkısına“ laf da edildi ama ben görmedim bu zamanları. Bu zamanlar aşıldı ki zaten aşılmak zorundaydı.Geçici askeri yönetimler sadece Kürtlere değil, bu ülkedeki bütün gerçek insanlara zarar verdi. Ama bunlar tamir oldu, oluyor, olacak.. Tamiri yapan ne PKK ne de BDP idi.. Şimdi bunlar kim ki, neyin ve kimin hakkını güya savunup, bozuk olmayan bir şeyi tamir etmeye çalışıyorlar? Bu soruların cevabını neden veren yok?

Pardon bu soruların cevabı yok değil mi? Zira burası Dingo’nun Ahırı. Biz de koyunlarıyız…

Dingo’nun Ahırı: Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azapkapı’dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş.

Tramvay bu haliyle Taksim e kadar gelir, burada çıkartılan atlar, bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı ya götürülürlermiş.

Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki ” Burası Dingo’ nun ahırı mı giren çıkan belli değil ” sözünün buradan geldiği söylenir.

İyi çalışmalar saygı ve sevgiler

Murat Binzet

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: