DİN VE DİYANET DOSYASI : Cizvitler ve Nurcular

Ignacio de Loyola

Cizvitleri ne zaman birilerine anlatmaya kalksam, karşı tarafın aklında “çizi, çiziviç” gibi kelimeler çağrıştırıyor nedense? Yazının daha okunabilir olması için sahip olduğum akademik bilgiyi sizin için akıcı bir üslup ile anlatmaya çalışacağım. Kimdir bu Cizvitler?

Cizvitler Katolik kilisesine bağlı olarak kurulmuş bir tarikattır. Hıristiyan olmuş eski bir İspanyol askeri olan Loyalalı Ignatios(Ignacio de Loyola) tarafından 1534 yılında kurulmuştur. Tarikatın resmi adı, Latince: Societas Iesu ‘dur. İsa’nın Toplumu ya da İsa’nın tarikatı olarak da çevirebiliriz. Cizvitler, Jesuits olarak ta nitelendirilmelerinden dolayı muhtemelen “Jesuit” kelimesi Türkçeye Cizvit olarak çevrilmiştir.

1534 yılında Paris üniversitesinde Ignatios’un çevresinde toplanan öğrenciler tarafından kurulmuştur. Bu gruptan yoksulluk ve bekârlık kuralına sadakat yemini etmiş yedi üye Hıristiyanlığı yaymak ve hastalara yardım etmek amacıyla Kudüs’e gitmeye karar verdiler. Savaş yüzünden Kudüs yerine Roma’ya giden grup üyeleri, belirli kuralları olan bir örgüt kurmak için Papa III. Paulus’tan izin istedi. 1540′ta papanın izniyle Cizvit Tarikatı kuruldu. Başlangıçta İtalya’da vaazlar verdiler ve hastanelerde çalıştılar, daha sonra okullar açtılar.

İlk zamanlarda Katolik kilisesi tarafından kabul edilmediler. Ancak Cizvitler, kısa süre içersinde Protestanlara ve Anglikan mezhebine karşı sert tutumları ve bunlar aleyhine yaptıkları çalışmalar nedeniyle kilisenin bu menfi yaklaşımını tersine çevirerek Papalığın beğenisini kazandılar. Bu beğeni, Kilise’nin tarikatı açıktan desteklemeye başlaması ile ilk meyvelerini verdi, alınan destek sayesinde tarikat kısa sürede hem ekonomik hem de politik olarak büyük güç kazandı. Bu dönemde Cizvitler, Kilise’ye hoş görünmek için özellikle aforoz edilenlere karşı çok acımasız oldular.

Cizvitlerin benzer tarikatlardan en önemli farkının örgüt yapısında olduğu görülür. Tarikat üyeleri her zaman göze batmadan her türlü toplum içersinde, o toplumun insanları ile aynı düzeyde ve uyum içersinde yaşarlardı. Tarikat, ilk gününden itibaren kısa vadeli hedefler yerine hep uzun vadeli hedeflere yönelmiş ve özellikle insana yatırım yapmıştır. Gerçektende insana yapılan yatırımlar sayesinde Cizvit tarikatı çok kısa sürede Avrupa’nın en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline gelmiştir.

Cizvitler eğitilerek dünyanın çeşitli bölgelerinde çalışmaya gönderildiler. Bir Cizvit’in eğitimi uzun süre alır. Eğitiminin ilk iki yılını arkadaşları ile birlikte öbür insanlardan ayrı olarak dinsel yaşamı öğrenmekle geçirir. Bu çömezlik dönemidir. Bir ay boyunca Ignatius’ un kuramlarını inceler ve iyi bir Cizvit olup olamayacağına karar verir. İki yılın sonunda Cizvit olmak için karar vermişse yoksulluk ve bekârlık kuralına uyma; Tanrı’ya ve kiliseye itaat etme konusunda yemin eder ve yetkin bir papaz olabilmek için felsefe ve ilahiyat öğrenerek çalışmalarını sürdürür. Cizvitler içinden önder olarak seçilenler papanın verdiği her türlü din görevini yerine getirecekleri konusunda yemin ederler. Cizvit öğrencilerinin diğer tarikatlarla ilişki kurması yasaktır. Cizvit yönetimi tarafından belirlenen kitapların dışında kitap okumaları da kesinlikle yasaktı. Hatta kendi yorumları ile yazılmamış olan İncilleri okumak bile Cizvit öğrencileri için yasaktı. Eğitim süreci tamamen tarikatın belirlediği kurallar çerçevesinde gerçekleşirdi.

Tarikata kabul edilen herkes mutlaka uzun ve ayrıntılı eğitimlerden geçirilir, ancak başarılı görülenler tarikatın fikir ve ideallerini öğrenebilirlerdi. Cizvitler, özellikle fakir ve yetenekli gençlere, kurdukları ya da destekledikleri özel okullar aracılığı ile çok iyi bir eğitim verdirirlerdi. Fransa, Clermont’ta bulunan Cizvit koleji döneminin en iyi okuluydu. Cizvitler fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile karşılaştıklarında asla açıkça kavgaya girmezler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratırlardı. Özellikle sahip oldukları iyi eğitimli genç üyeleri sayesinde karşıt oldukları kurum ya da topluluğun içine sızarak kendi ilke ve fikirlerini içerden aşılarlardı. Bu şekil içerden yapılan baskı ile o kurum kısa süre içersinde yıpratılır veya tamamen yozlaştırılırdı.

Avrupa’daki halk 16. Yüzyıldan başlayarak Katolik kilisesine karşı bilinçlenmeye başlamıştır. Kuzey Avrupa’da Tapınakçıların kışkırtmasıyla özellikle Protestanlığın yaygınlaşması, Katolik kilisesinin gelirlerini önemli ölçüde azaltmıştır. Kilise tapınakçılar karşısında çok küçük düşmüştür ve kan kaybetmektedir. İşte tam bu sıralarda kurulan Cizvit tarikatı Tapınakçılarla amansız bir mücadeleye girişecektir. Cizvitler siyasi kurumlara çok iyi sızabiliyorlardı, gittikleri ortamlara çabuk adapte olup tüm Avrupa çapında istihbarat çalışmaları yapıyorlar, ele geçirdikleri kurumlar vasıtası ile Protestan ve Anglikanlara büyük darbeler indiriyorlardı. Protestan ve Anglikan mezheplerinin arkasında tapınakçı kökeniyle bilinen Gül-Haç tarikatı vardı. Bu tarikatla dolayısı ile Tapınakçılarla savaşa girerek onların hedeflerinin gecikmesini sağlamışlardır.

Özellikle Afrika ve Güney Amerika’nın Hıristiyanlaştırılmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Bu bölgelerdeki okulları ve kiliseleri vasıtası ile Katolik mezhebinin buralarda yaygınlaşmasını sağlamışlardır.

İlk başlarda Tapınakçıların içlerine kadar sızmayı başarsalar da onların gerçek gizlerine asla hâkim olamamışlardır. İlk başlarda bocalayan Tapınakçılar karşı atakla Cizvitlerin içlerine sızmayı başarmışlardır. Tapınakçıların 18. Yüzyılın ortalarında Katolik kilisesini ele geçirmeleri ile, istenilen kurtuluş 1773 yılında gerçekleşti. O yıl dönemin dini lideri Papa XIV. Clement, Cizvit tarikatının feshedildiğini ve dünyanın her yerinde Roma kilisesi tarafından Cizvitlere tanınmış olan tüm hak ve ayrıcalıkların kaldırıldığını ilan etti. Kilise tarikatın varlık sebebi olduğu için kiliseye karşı yapılacak herhangi mücadele de olamazdı. Bu ilan ile birlikte Cizvitler arasında büyük bir çözülme oldu. Her ne kadar 1814 yılında Papa VII. Pius tarafından Cizvitlere eski hak ve ayrıcalıkları geri verilse de Cizvitler bir daha toparlanamadılar ve hiç bir zaman eski hallerine dönemediler. Ancak Katolik mezhebinin bir tarikatı olarak varlıklarını sürdürebildiler.

Başlıkta “Nurcular” kelimesi de vardı? Bunlarla alakası ne diyebilirsiniz? Beyninizdeki nöronlara microvolt seviyesinde elektrik vererek, nöronların paslanmaması için biraz çaba gösterin bakalım…

Yazan: ARMARIEL

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: