İLLUMİNATİ DOSYASI : İllüminati 6 – Büyü, Sihir ve Simya’nın Cazibesi

Zavallı budala! Sana gizlerin en büyüğünü, en önemlisini açık açık öğreteceğimize inanacak kadar aptal mısın? Hiç kuşkun olmasın ki, her kim Hermetik Filozofların yazdıklarını, sözcüklerin sıradan, sözel anlamlarıyla açıklamaya kalkışacak olursa, kendini bir labirentin dolambaçları içinde bulacaktır. Dışarı çıkması için elinde Ariadne’nin ona yol gösterecek ipliği de olmayacağından, kaçıp kurtulamayacaktır.

ARTEPHIUS (yazının sonunda Arthepius hakkında bilgi verilmiştir)

(Arthepius’un 1624 yılında, İngilterede basılan kitabı)

Bundan önceki yazılarımızda konunun tarihi ve felsefi kısmından bahsetmeye çalışmıştık. Bazı arkadaşlarımızdan olumsuz tepkiler aldık. En önemli tepki, anlatılan konuların İslam ile örtüşmediği mevzusu idi. Hatta beni kâfirlikle suçlayanlar bile oldu. Dinden çıkmış, sapkın biri olduğumu bile, dile getirenler oldu. Kimin daha dine yakın olduğunu ancak Allah bilir. Körü körüne beş vakit namaz kılmakla Allah’a yakın olamazsın. Araştırmalısın, okumalısın, öğrenmelisin. Burada anlattıklarımız bizim onlara inandığımız anlamına gelmez fakat onlara inanan gizli kardeşliklerin bulunduğunu bilmemiz gerekir. Düşmanı yenmek için onun gibi düşünebilmelisin.

Arkadaşlar şu an dünya üzerine hâkimiyet kurmuş bir gizli kardeşlik örgütünü anlamak istiyorsak, onların beslendiği kaynakları anlamaya çalışmalıyız. İllüminati olarak adlandırdığımız bu gizli kardeşlikler, temelini başta İsrailiyat, Hıristiyanlık, Meditasyon, Hermetizm, Satanizm, Büyü vb. kadim(eski, antik) konulardan oluşturmaktadır. Bu yazı dizisinin devamını getirebilirsem ve siz tümünü okuyup üzerinde kafa yorarsanız, anlatılan konuların bir puzzle gibi yerine oturduğunu göreceksiniz.

Aldığımız ikinci tepki ise anlatılanların üstü kapalı olduğu mevzusu idi. Okuyucular maalesef çok uzun yazıları sevmedikleri için bildiklerimi özetlemeye çalışıyorum. Resimlerle destekleyerek, anlatımı akıcı yapmaya çalışıyorum. Anlatımda her şeyi açıklamaya çalışıyorum. Kesinlikle birilerine kendimi kanıtlamak ya da ukalalık yapmak gibi bir amacım yok. Anlamadığınız konuları istediğiniz gibi sorabilirsiniz. Kendiniz araştırarak öğrenirseniz hem anlatıcının(yani benim) etkimde kalmazsınız hem de konuyu daha iyi özümsersiniz.

Eğer bu yazı dizisinin devam etmesini istemiyorsanız bunu yorumlarda yazabilirsiniz. Kesinlikle bir daha bu konular hakkında yazmam. Bazı bloglarda, internet kahramanlarının çeşitli şehir efsanelerini İlluminati ile harmanlayarak anlattıklarını ve çok popüler olduklarını görmekteyiz. Benden bu şekilde kaynağı belirsiz yazılar yazmamı lütfen beklemeyin.

Gelelim büyü ve sihir mevzusuna, her zaman belirttiğimiz gibi masonik örgütler birçok kanaldan beslenmektedirler. Bu kanallardan en önemlilerinden biri ise büyü ve sihir mevzusudur. Masonluğun ilerleyen derecelerinde kişilere çeşitli büyü yapma yöntemleri de öğretilmektedir. Özellikle kötü amaçlar için kullanılan kara büyü yöntemleri masonlukta revaçtadır.

Sihir, insanlara yönelik olarak tabiatüstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesidir. Sihir, İslam’ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur.

(Süleyman tapınağından bir parça)

Peki dinimizde büyü ve sihir var mıdır? Kuranı kerime göz atacak olursak, orada Hz. Süleyman peygamberin dönemine dikkat çekildiğini açıkça görebiliriz;

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Hâlbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!” (Bakara Suresi /102)

Ayetten de açıkça anlaşılacağı gibi büyü ve sihir kesinlikle mevcuttur. Ayrıca Allah Felak süresinde “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” Allah’a sığınılmasını söylemektedir. Düğüme üflemekte çok eski bir büyü yöntemidir. Zarar verilmesi istenen kişinin adı anılarak bir ipe düğümler atılır ve çeşitli sözler söylenir. Bu düğümlenmiş ip kimsenin bulamayacağı bir yere gömülür. Bundan sonra kişi kendini iyi hissetmez ve hastalanır. Bazı hadis kitaplarında bir kadının peygamber efendimize böyle bir büyü yaptığı ve bu yüzden Felak ve Nas sürelerinin indirildiği açıklanmaktadır. Nas süresinde ise cinlerden ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması gerektiği belirtilmektedir. Bazı sihirlerin oluşabilmesi için, büyücülere cinlerin yardım ettiği söylenmektedir. Her iki süre dua mahiyetinde olup insanları bu tür zararlardan korumak için indirilmiştir.

Büyü, eski kavimlerde mevcuttu. Keldânîler’de, Keldânî büyüsü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikadına dayanıyordu. Bazı yaratıklar şeytanî bir kuvvetle mücehhez idiler. Bununla beraber, bu kuvvet erkekten ziyade kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girmek gücüne sahip idiler.

Mısır’da: Musa (a.s.)’dan evvel Mısırlılar, kanunen caiz olan bir büyü kabul ediyorlardı. Ancak kanunen yasak olan büyünün her türlü icra usullerini daha az bilmez değillerdi.

Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi veya kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

Uzak Şark’ta: Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alâka besliyorlardı. Konfüçyüs’ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait hususları söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya alışıyorlardı.

Yunan-Roma’da: Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkûm kılmak sanatı, Yunan-Roma medeniyetinde Şark’ta olduğundan daha az rağbet bulmuş değildi. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilâhlara müracaat ediyorlardı. Tesalya kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle meşhurdu. Büyü, imparator Ogüstüs zamanında, büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.

Yahudilikte: Sihre itikat pek revaçta idi. Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkûm kılmak, her türlü harikalar, hulâsa medeniyette şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilikte mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde, eski zamanlardaki geleneklerden yahut yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

İslâm toplumlarında: Müslümanlardan bazıları büyüde Yahudilerden, Suriyeliler’den, İranlılar’dan, Keldânîler’den ve Yunanlılar’dan ders almışlardır. Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak vs. hep oralardan gelmiştir. Müslümanlar cinlere inandıkları için bu inanç sihre inanmaya da yol açabiliyordu. Rasûlullah (s.a.s.) “isabet-i ayn”a, yılan sokması ve genellikle hastalıklara karşı rukyayı yani duayı caiz görmüştür. Fakat büyü ile Hz. Peygamber’in (s.a.s.) duası arasında hiçbir ilişki yoktur. Bir takım fal kitapları vardır ki kelime ve harflerin suretiyle geleceği bilmeye çalışırlar.

Batı dünyasında: Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, büyüye müteallik bu türlü inançlara rastlanır. Keltler, Teutonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu milletleriyle bu konuda birçok esaslı benzerlikler göstermektedirler. Bugün akıl ve mantığın ilerlemesiyle büyünün ortadan kalktığına inanmak pek cesur bir davranıştır. (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)

Masonlukta ise büyü ve sihrin kökeni eski Mısır ve Babildir. İsrailoğulları henüz Hz. Musa hayatta iken dahi Eski Mısır’da gördükleri putların benzerlerini yapıp onlara tapınmaya başlamışken, Hz. Musa’nın vefatının ardından daha ileri sapmalara kaymaları zor olmamıştır. Kuşkusuz tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama aralarından bazıları Mısır’ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası bu kültürün temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun büyücülerinin) öğretilerini sürdürmüş, bu öğretileri Yahudiliğin içine sokarak onu tahrif etmişlerdir.

Eski Mısır’dan Yahudiliğe devrolunan öğreti, Kabala’dır. Kabala da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik (gizemli) bir öğreti olarak yayılmış ve yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile ilgilenmiştir. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, “Kabala, Tradition of Hidden Knowledge” (Kabala, Gizli İlmin Geleneği) adlı kitabında Kabala’yı şöyle tanımlamaktadır: “Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.”

Kabala’yı felsefelerinin temeli edinen masonlar, elbette büyü ile ilgilenmektedirler. Ancak çok üst dereceli masonların bildiği ve katıldığı büyü ayinleri masonlukta büyük önem taşır:

“İnisyatik ve hermetik gelenek içinde yer alan masonluğun geniş manadaki büyücülükle bir yakınlığı vardır.” (Tarihte ve Günümüzde Masonluk, Paul Naudon, sf.186)

Çırak, Kalfa, Usta isimli mason yayınında, masonik yemin töreni şöyle anlatılır:

“Tören üç kısımdan oluşur: Yakarma, söz verme, lanetleme. Yakarma: Masonik ilahlara ve şeytani kuvvetlere, yemin garantisi olarak çağırıda bulunur. Söz verme: şeytana verilen yeminin konusudur. Lanetleme: yeminin tutulmaması halinde uygulanacak ölüm cezasıdır.” (Çırak, Kalfa, Usta, sf.40)

Masonlukta şeytan karanlığı aydınlatan bir güç olarak tasvir edilir:

“Şeytanın feneri ulaşacağın yerdeki karanlığı aydınlatır.” (Mason Dergisi, s.29, sf.23)

Masonluk, Kabala’nın prensipleri doğrultusunda, kara ayin denilen törenleri, felsefesinin en önemli unsurlarından saymaktadır.”Masonluğun bazı kolları evreni etkilemek için büyücülüğün icrasını kendilerine amaç edinmişlerdir.” (Tarihte ve Günümüzde Masonluk, Paul Naudon, sf.186)

Masonik kaynaklarda anlatıldığına göre, masonlukta 33. dereceye gelecek kişide aranılan en önemli özelliklerden biri, medyumluğa olan yatkınlığıdır. 7 yılda bir, 7. ayın 7. gününde 7 büyük locadan 7 medyum üstadın katılımıyla toplantılar yapılır.

Masonluğun bilenen sembollerinin haricinde, sadece büyü törenlerine has tütsü, cam küre gibi malzemeler toplantının dekorunda yer alır. Masanın üzerine bir keçi kafatası konur. 7 kollu şamdanın 7 mumu yakıldıktan sonra seans başlar. Kabala’daki büyülü kelimeler dakikalarca tekrarlanır. Tören sırasında kimse konuşmaz, birbirine bakmaz dikkat dağıtacak en ufak bir hareket yapılmaz. Bu ayinler masonların dış dünyadan en çok gizlemeye çalıştıkları sırlarından birisidir. Düşük dereceli masonlardan hiçbirisinin bu ayinlerden haberi olmaz.

Şeytana tapınma ayinlerinin bir masona açıklanması için, masonların deyimiyle masonik ilkelerle, iyice yoğrulmuş olması gerekir. Ancak yeterli “olgunluğa” geldiğinde kendisine bu sır verilir. Dereceler içinde giderek yükselen mason, Allah inancını, ahlaki değerlerini yitirecektir.Sonuçta ulaşacağı en önemli sırlardan birisi, kara büyü ayinleridir.Masonluğun felsefesinin temelini de bu sır oluşturmaktadır. Bu gücün hak dine olan nefret ve düşmanlığının kökeninde de bu gerçek yatmaktadır. (Kaynak: DinlerTarihi.net)

SİMYA NEDİR?

Simya veya Alşimi; (Arapça’daki “alkheemee” kelimesinden gelir, İngilizce’ye “alchemy” olarak geçmiştir). Hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanat’ı bünyesinde barındırır.

Simya ile en az 2500 yıldır uğraşıldığı bilinmektedir. Simya ile ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, İran, Hindistan ve Çin’de uğraşılmıştır. Klasik Yunan döneminde Yunanistan’da, Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli İslam başkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa’da simyaya ilgi duyulmuştur.

Batı simyası her zaman, kökleri ünlü simyacı Hermes Trismegistus’a uzanan ve bir felsefi-spiritüel sistem olan Hermetizm’le yakından bağlantılı olmuştur. Bu iki disiplin (simya ve Hermetizm) 17. yüzyılın önemli bir ezoterik ekolü olan Gül-haçlılar ‘ın doğuşunda etkili olmuştur. Erken modern dönemde, simya kimyaya dönüşmeye başlarken simyanın mistik ve hermetik dalları modern spiritüel(ruhsal) simyanın odak noktası olmaya başlamıştır.

Günümüzde simya, mistik, ezoterik ve sanatsal yönleri nedeniyle bilim tarihçileri ile filozofların ilgi alanına girmektedir. Simya, modern bilimin temelini atan disiplinlerden biridir ve günümüz kimya ve metalürji endüstrilerinde kullanılan birçok madde ve işlem eski dönem simyacılarının keşfidir. (Kaynak: Wikipedia Alchemy Maddesi)

İslamiyet’te Simya, Müslümanların eski mısır ve yunan eserlerini Arapçaya çevirmesi ile başlamıştır. Zamanın Müslüman bilginleri bu konuya önem vermişlerdir. Özellikle Abbasiler döneminde yaygınlık kazanmıştır. Müslüman alimler Hz. Musa zamanında yaşayan ve çok zengin olan Karun’un Simya biliminde ileri gittiği ve bakırı altına çevirerek zengin olduğunu söylerler. Bu durum ayette de şöyle geçmektedir.

Karun dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkârlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi, 78)

Burada Karun sahip olduğu bilginin zenginliğine vesile olduğunu söylüyor. Bazı Müslüman âlimler ise bu bilginin simya olduğunu belirtmektedirler.

Türk tasavvufunda da ruhsal simyanın yeri büyüktür. Bu konu ile ilgili Alman yazar Rudolf von Sebottendorf ‘un kitabını tavsiye edebilirim.

Ek bilgiler:

Althepius Kimdir?

Altephius Endülüs Emevileri zamanında dünyaya gelmiş Müslüman bir simyacıdır. Asıl adı tam bilinmemekle berbaer Al-Hafız lakabı batı literatürüne Artephius olarak geçmiştir. Bir çok ilaç geliştirmiştir. Metallerin güçlendirilmesi üzerine çalışmıştır. Süt ürünlerinin mayalarını keşfeden ilk insan olduğu söylenir. Peynir, yoğurt, tereyağı gibi ürünlerin saflığını artırmıştır. Onun gizli kitabı olduğu söylenen metinler 14. Yüzyıldan itibaren Avrupada kitap olarak basılmıştır. Kendisi ayrıca erginlenmiş bir sufiydi. Felsefe ve tarih üzerine de pek çok görüşü mevcuttur.

Rudolf von Sobettondorf kimdir?

Yaşamının yarısı Türkiye’de geçen ve Türk vatandaşı olan Sebottendorf(1875-1945), Birinci Dünya Savaşında bir süre Kızılay’ın başkanlığını yaptı ve Balkan savaşlarında Türklerin yanında çarpışarak yaralandı. Türkiye’de Bektaşiliğe, Gülhaç’a ve Masonluğa giren Baron, 1924 yılında bu ünlü kitabı (Eski Türk Masonlarının Uygulamaları) yazarak sırlarını açıkladı. Bir süre Almanya’da kalıp ünlü Thule örgütünü kurdu ancak 1934 yılında Hitler’in emriyle Gestapo tarafından tutuklanıp toplama kampına gönderildi. Çok geçmeden Türk vatandaşı olması dolayısıyla Türkiye’ye iltica etti ve burada 1945 yılında esrarengiz bir şekilde öldüğü kaydedilir. Ancak ölmediğini iddia edenler vardır.

Büyü çeşitleri nelerdir?

AK BÜYÜ

Ak Büyü ile uğraşan kişi temiz ruhlu, iyi niyetli, hatta dindar biri olarak tanınır. Ak ile Kara Büyü ayrımını antik uygarlıklarda Asur ve Babil’de buluyoruz. MÖ. 1800 yılında Kral Hammurabi Kara Büyüyü yasaklamış, uymayanları ölümle cezalandırmıştır.

Ak Büyünün amacı şifadır, destektir. Yorumlara göre örneğin, aşk büyüsü de bu kategoriye girer ama aslında bu bir çeşit zorlamadır. Ak Büyü ile Kara Büyü arasındaki farklılıklar sadece niyet, amaç ve formüllerle belli olmuyor; kullanılan malzemelerde farklıdır. Ak Büyüde ateş, altın, ayçiçeği, cıva, elma, elmas, fasulye, fildişi, gümüş, horoz, inci, incir, kurşun, kuşkonmaz, portakal, sarımsak, su, süt, sirke, tavuk, tuz, yumurta, zeytinyağı kullanıldığı gibi, Kara Büyüde ceset parçaları, idrar, kan, karga, kedi (kara), kurbağa, kurt kanı, timsah dişleri, toprak (mezarlıktan), tüy (kara tüy) yarasa (gözleri ve kanı) kullanılmaktadır.

KARA BÜYÜ

Ak Büyünün ve ak büyücünün karşıtı olan Kara Büyü, onu uygulayan ise Kara Büyücüdür. Amacı kötülüktür, zarar vermektir ve cinayete, ölüme kadar gidebilir. Ak Büyücünün tersine Kara Büyücü özverici değil, kibirli ve fırsatçıdır, maddiyata bağlıdır.

Allah’tan nefret eder, doğanın kurallarına karşı gelir ve kendisini yüceltebilmek, güçlerini arttırabilmek için her şeyi yapabilir ve yapar.

Kara Büyü ya şeytanla bağlantılıdır ya da ölü ruhlarla (nekromansi), her ne kadar Hz. Musa’dan başlamak üzere bütün dinler bunu bir sapkınlık sayıp yasakladılarsa da, antik çağlardan beri ölülerin ruhlarını çağırıp sayesinde geleceği öğrenmeye çalışmak, yani, ölü falını uygulamak oldukça yaygın bir dönemdi. Özellikle Orta Çağ büyücülüğü bununla sık sık beslenmiştir. Orta Çağ tanrı bilimcilerinden Rabano Mauro şöyle yazmıştır; Ölü falına bakanlar, kötü duaları ile ölüleri diriltenler, geleceği öngörüp sorulara cevap vermelerini temin eden kişilerdir. Ölüleri çağırabilmek için ceset kanı gerekiyor, çünkü bu işlemlere yardımcı olan cinler kandan hoşlanırlar.

KIRMIZI BÜYÜ

Kırmızı Büyü olumsuz amaç ve niyetleri, uygulamaları ile Kara Büyünün bir çeşidi yandaşıdır. Belki de en gerçek ve bu yüzden en tehlikeli büyüdür. Şeytan’ın, kötü ruhların büyüsüdür ve işlemlerinde ayinlerinde kaz kullanır, kurban keser.

Büyüsel işlemler çoğunlukla olumlu (Ak Büyü) veya olumsuz (Kara Büyü, Kırmızı Büyü) bir enerji akışına dayalı olduğu söyleniyor. Bir enerji bedensel bir organa, psiko-somatik (ruhsal-bedensel) bir işleve yöneltilebilir. Tarihte birçok el yazması büyü kitabı hazırlanmıştır. En ünlülerden biri 15. Yüzyıla ait olduğu sanılan, önceki yüzyılda gizem ustası Mc Gregor Mathers tarafından ilk kez İngilizce ye çevrilen sihirbaz Ma Abra-Melin’in Kutsal Sihir Kitabıdır. (The Book of the Sacred Magic of Abra-Melin the Mage). Kitaba göre maddi dünya kötü ruhlar tarafından yaratılmıştır, ancak sihirbaz, koruyucu meleğinin yardımıyla ve büyüsel uygulamalara başvurarak, kötü güçlere karşı koyabilir hatta kötü ruhları yönetebilir.

Kırmızı Büyünün çeşitleri arasında önemlisi, merkezi Haiti olan, oradaki yerliler ve melezler tarafından uygulanan Vudu (Voodoo) dur. Kökenleri, Afrika’nın totemlere dayalı inançlarına bağlıdır. Vudu Büyücülüğünde düzenlenen ayinlerde dansların, müziğini kendinden geçmelerin, kurban edilen hayvanların (kaz, horoz, karakeçi) nedeni ve amacı adları Loas olan bazı ilkel güçleri (ölü ruhları) harekete geçirmektir. Trans haline geçen vudu rahibeleri, birer medyum gibi hareket ederek bu güçlere teslim olurlar. Vudu’ya benzer bir uygulamaya Brezilya yerlilerinin Macumba (Makumba) törenlerinde rastlarız.

Macumba, temelde cinsel büyücülüğe bağlıdır, erotizmi boldur. Vudu ayinleri daha çok mezarlarda yer alırken, Macumba için mekân olarak açık alanlar ya da ormanlar tercih edilir.

Yazan: ARMARIEL

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: