TAHŞİYE ÖRGÜTÜ DOSYASI : Tahşiye yalanları ve gerçekler

Kamuoyunda 14 Aralık medya operasyonu olarak bilinen Tahşiye soruşturması 9 ay sonra iddianameye dönüştürüldü.

Savcı Hasan Yılmaz tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Daha mahkemece kabul edilip davaya dönüşmeden hükümet yandaşı medyası “Tahşiye örgütüne kumpas yapıldığı” ve şüphelilere dair hapis cezası istendiği iddialarıyla ‘paralel’ suçlamalarını sayfalarına taşıdı. Bir algı operasyonunun parçası olarak yayınlanan bu haberler ile kamuoyunda Fethullah Gülen Hocaefendi, gazeteci ve polislere ilişkin suçlu algısı yerleştirilmeye çalışılıyor. İddianamede şüpheli olarak yer alanların avukatları iddianameye ulaşamazken yandaş medya içeriğinden bilgi veriyor. Ancak yandaş medyanın verdiği bu bilgiler de bugüne kadar ortaya çıkan iddia ve delillerden farklı değil. Ortada yeni bir bilgi ve delil yok, dolayısıyla suç da görünmüyor. TV dizisinden çıkarılan bir örgüt iddiasından istenen hapis cezaları açıklanıyor. Bu nedenle 14 Aralık operasyonu ve devamında ortaya atılan iddiaları ve bunlara dair gerçekleri tekrar hatırlatmak gerekiyor:

İDDİA: Gülen sohbetinde, Tahşiye grubuna yönelik operasyon talimatını verdi.

GERÇEK: Tahşiye yapılanmasının El Kaide ile irtibatını ve güvenlik tehdidi olduğunu gösteren belgeler Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 6 Nisan 2009’da yayınlanan ve suç delili olarak gösterilen sohbetinden çok önce biliniyordu. 2008 ve 2009 yıllarında MİT, Genelkurmay ve Emniyet istihbarat raporlarıyla örgütün açık bir tehdit olduğu devlet arşivlerine girmişti. Dolayısıyla Tahşiyecilere yönelik operasyon talimatını teknik ve hukuki olarak Gülen’in vermesi mümkün değil. Operasyondan sonra bunu başarı olarak açıklayan basın toplantısını yapan kim idiyse talimatı da o verdi. Yani, dönemin emniyet ve içişleri bürokrasisindeki AKP’li isimler Oğuz Kağan Köksal ile Muammer Güler…

İDDİA: Polis, Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV’nin yayınlarına göre operasyon yaptı.

GERÇEK: Yanlış. Çünkü soruşturma sürecinde ortaya çıkan belgelere göre devletin istihbarat birimleri bu örgütü zaten yakından takip ediyordu. Tahşiye örgütü ile ilgili MİT’ten gelen 2008 tarihli iki uyarı yazısından sonra çalışma başlatan İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü, örgüt hakkında kapsamlı çalışma yürütmüştü. 3 Aralık 2008 tarihinde dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nce hazırlanan raporda, Tahşiye örgütünün AKP’yi İslam inkılabı önündeki en büyük engel olarak gördüğü bilgisi de yer almıştı. Raporda Tahşiye örgütünün Türkiye dışında Fransa, Almanya ve Suudi Arabistan ülkelerinde de faaliyet yürüttüğü ve 5 bin mensubunun olduğu uyarısı yer alıyor. Raporda Tahşiye grubunun Türkiye’yi darülharp olarak gördükleri anlatılıyordu. Sonuç olarak gazetede yayınlanan iki köşe yazısı ve bir haber ile Samanyolu’nda yayınlanan bir dizi ile operasyonun yapıldığı akla ve mantığa aykırı. Zaten devletin elinde bu yönde bilgi ve belge mevcut. Kaldı ki Tahşiye yapılanması ile ilgili haber sadece Zaman’da çıkmamıştı. Nitekim o dönem Tahşiye Yayınevi’nin sahibi ve şu anki iddianamenin müştekilerinden Mehmet Nuri Turan İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne mail olarak gönderdiği ihbarda birçok Tahşiye örgütünü haber yapan birçok TV ve gazeteye yönelik suçlamalarda bulunmuştu. Bunların içerisinde şu an iktidara yakın gazete ve televizyonlar da var. Ancak Yeni Türkiye savcılığı, bunlardan sadece Zaman Gazetesi ve STV’ye işlem yaptı. Bu da soruşturmadaki kumpası ortaya seren delillerden.

İDDİA: Tahşiye örgütüne yönelik operasyonda ele geçirilen bombaları polis koydu.

GERÇEK: Tahşiye grubuna yönelik 25 Ocak 2010 tarihinde yapılan operasyonda Bahçelievler’deki bir evde ele geçirilen el ve sis bombalarını koyduğu iddia edilen 3 polis memuru soruşturma savcısı Hasan Yılmaz tarafından serbest bırakıldı. Asıl suçlama bu ama bombaları koyduğu iddia edilen polisler tutuksuz şüpheli olarak işlem görüyor. Bombaların kumpas amacıyla konulduğuna dair delil yokken ve bunu koyduğu iddia edilenler serbest kalırken TV dizisinin senaryosundan tutuklama kararı çıkarmak hukuki açıdan açıklanması mümkün olmayan bir durum.

İDDİA: Emniyet müdürleri yasa dışı dinleme ve evrakta sahtecilik yaptı.

GERÇEK: Tahşiye soruşturmasının yürütüldüğü 2009 yılında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yapan emniyet amirleri Tufan Ergüder, Ertan Erçıktı, Yurt Atayün, Ömer Köse, ve Kazım Aksoy’un hukuksuz işlem yaptığına dair ortaya somut bir belge ya da delil konulmadı. Emniyet müdürleri, Tahşiye grubu soruşturması kapsamında 20 farklı hakim kararıyla dinleme ve teknik takip yapıyor. Kaldı ki Ergüder o sırada İstanbul emniyet müdür yardımcısı olarak idari bir görev yapıyordu.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: