IRAK DOSYASI : Mezhep Çatışması’nın Oluşumu ve Irak’taki Etkileri

Sami Özdil, TOBB-ETÜ

Tarih Mezhep çatışmalarının temel sebebi dinin insanların zihinlerinde ki algı farklılığından kaynaklanan değişik yorumlanması ve bu yorumu; beşeri olduğunun farkında olmadan günlük hayatta aile, arkadaş ve yakın çevreden tek doğru olarak gören ve öğrenen bireylerin yanlış algılamasıdır. İslami hemen her toplumda bu sıkıntı vardır. Mezheplerin H.z Peygamber zamanında olmadığının farkında olmak şöyle dursun, insanlar tarafından ortaya çıkarılan bu mezhepler çoğu toplumda din olarak algılanmış hala da bu şekilde algılanmaya devam etmektedir. Bu nedenle Mezhep çatışmalarının temel sebebini anlamak için öncelikle din ve mezhep ilişkisini incelememiz gerekmektedir:

Dini anlayan, yaşayan ve kurumsallaştıran insandır. Bu bakımdan, din denildiğinde hem dinin özünü oluşturan temel kurucu ilkeler, hem de bu ilkelerin insanlar tarafından anlaşılma biçimleri akla gelir. Ancak, esas olan kurucu ilkeler olduğu için, dinin özünü bu ilkelerde aramak gerekir.[i] Yani bizim burada üzerinde durmamız gereken ve insanların farkında olması gereken temel etken dinin özünü oluşturan ilkelerdir. Zira, mezheplerin oluşumu da zaten bu ilkelerin farklı yorumlarının birer sonucudur. Fakat insanlar dini mezhepler üzerinden öğrendiği için mezheplerin beşeri oluşumlar olduğu pek fark edilmemektedir. Mezhep çatışmalarının engellenmesi için de bu ayrımın insanlar tarafından doğru bir biçimde algılanması ve aynı değerler uğrunda farklı yorumlar yüzünden birbirine düşmenin İslam’a leke getireceğinin farkına varılması gerekmektedir.

İslam’ın zuhur ettiği dönemden kısa bir süre sonra patlak vermeye başlayan Şii-Sünni çatışması, Şiiliğin devlet felsefesi olarak da yerleşmesiyle Müslümanlar arasında ilk diyemesek de en tehlikeli tefrika hareketleri zeminine yerleşmiş ve ihtilaf net çizgilerle belirlenmeye başlamıştı. Özellikle Muaviye oğlu 1. Yezid döneminde (680) Peygamber torunu Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi (Kerbela olayı) ile tarafların birbirine olan kin ve nefreti tavan yapmış, bu kin ve nefret günümüze kadar ulaşmakta da hiç güçlük çekmemiştir. Daha sonra kurulan Fatımîler, Şii Büveyhoğulları devletleri ve İsmailîlik mezhebi gibi Sünni hareketlere karşı darbeler vurmayı felsefe haline getiren devletler ve mezhepler zuhur etmiş, mezhep çatışması önüne geçilemez bir çığ gibi büyümüş ve nesilden nesile aktarılmıştır. Türklerin İslam’a girmeleriyle bu çatışmalar bir Sünni-Türk devleti olan Selçuklular’ın huzurunda biraz dinmiş, Abbasi halifesi Şii Buveyhoğulları’nın egemenliği ve tehdidi altındayken Selçukluların himayesine girmiş, Tuğrul Bey’in 1055’de Bağdat seferiyle Buveyhoğulları yıkılmış ve Sünni İslam’ın en büyük temsilcileri Türkler olmuştur.

Sünni İslam’ın sancağını Selçuklulardan devralan Osmanlılar döneminde de devam eden çatışmalar iki Türk devletini birbirine düşürmüş, babası 2. Bayezid’den bir hamle göremeyen Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirerek Padişah olan ilk ve son Türk Hükümdar olarak tarihe geçmiştir. Tahta geçer geçmez de Anadolu’da çıkmış olan Kızılbaş isyanını bastırmak için Kızılbaşların en büyük destekçisi olan Safevi devletinin üzerine gitmiştir. 25 Ağustos 1514 de Çaldıran Ova’sında Şah İsmail’in ordusunu bozguna uğratan Yavuz, Şiilere o güne kadar aldıkları en büyük darbeyi vurmuştur. Ayrıca konusu gelmişken değinmek gerekir ki Türklerin İslam’a girmesi ve Sünniliği seçmesi arasında yakın bir bağlantı vardır. Türklerin Sünni İslam yorumunu tercih etmesi hakkında ortaya atılan, hemen hemen tüm Müslüman Türk devletlerinin Sünni İslam yorumunu tercih etmiş olmalarının ancak devlet baskısıyla Türklere kabul ettirilebileceği yönünde ki düşüncelere de itimat etmeyeceğimiz gibi Sünni İslam yorumunun kabul edilmesinin nedenlerini iyi anlamak zorundayız:

Türklerin Sünni İslam’ı kabulünün 3 temel sebebi vardır. Birincisi, ilk Müslüman Türk devletlerinin kurulmuş oldukları bölge yani Mâverâünnehir’de Sünni İslam zaten kökleşmiş durumdaydı. Bu üzerinde durulması gereken en önemli sebeptir. Eğer bu bölgede Şii İslam yorumu kökleşmiş durumda olsaydı Türklerin İslamlaşma süreci Şiilik istikametinde gelişecekti. İkinci nedeni de Sünni İslam’ın çağın Müslüman devletinin ihtiyacına cevap verebilecek nitelikte olması yani kurumlaşmış, siyaset geleneği olmuş, bir hukuk düzenine sahip olmuş bir yorum olmasıdır. Üçüncü sebebi ise İslam’a yeni girmiş olan Türklerin saygınlık kazanma düşüncesinden mütevellit meşruiyetlerini dönemin Halifesinden yani Abbasilerden alma isteğiyle Sünni yorumu tercih etmek istemişlerdir diyebiliriz.[ii]

Mezhep çatışmalarının en büyük sebeplerinden biri de siyasi rekabettir diyebiliriz. Buna Kerbela’da, Çaldıran’da yine dini bir altyapısı olsa da siyasi çıkar için yapılan katliamlar ve savaşları örnek verebiliriz. Mezhep çatışması aynı şekilde günümüzde de özellikle dış güçler tarafından aynı ülke vatandaşlarının arasına ya da aynı etnik gruptaki vatandaşlar arasına tefrika sokmak amacıyla kullanılan en etkili silahlardan biridir. Batı dünyası bunu çoğu Ortadoğu ülkesinde başarıyla uyguladılar. Filistin’de Hamas ve El-Fetih’in, Irak’da Şiiler ile Sünnilerin arasına tefrika sokmayı başardılar. Dışardan gelen baskılara karşı birlikte göğüs germeleri gerekirken kendi aralarında bölünüp oyuna geldiler ve kendileri üzerinde oyun oynayanlara yardımcı oldular. Belki 1000 varil petrole, belki 1000 dönüm daha fazla toprağa vatanlarının bölünmesine razı oldular. Irak’da bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Lozan’da misak-ı milli sınırlarımızda olmasına rağmen bize verilmeyen Musul, yoğunlukla Türklerin bulunduğu Kerkük dahi Türkiye’den koparıldı. Dünya petrol rezervinin %4’üne sahip bir şehir olan Kerkük’de bugün yüzbinlerce Kürt var. Türk nüfusu Kerkük katliamıyla iyice azaltılmış durumda. Aynı şekilde Irak’da bulunan Türklere; Türkmen ismi verilmiş ve Türkiye Türkleriyle bir kan bağı bulunmadığına inandırmaya çalışmışlar. Zaten Türkiye Türklerinin Sünni olduğu, Irak Türklerinin ise Şii olduğu dolayısıyla aramızda bir bağ olamayacağına bizleri inandırmaya çalışmışlar.

Bugün Irak’da ABD ordusunu çekmiş olmasına rağmen son derece rahattır. Sözde Irak’ı işgal nedenleri nükleere sahip olmasıydı. ABD askerleri o yüzden bir milyon insan katletmiş, insanlara işkenceler ve tecavüzlerde bulunmuşlardı. Ama nükleer bulunamadı, Nasreddin Hoca hesabını yanlış yerde kullanan ABD, saklamaya çalıştığı isteği olan Irak petrollerine sahip olunca “Ya bulunsaydı” deyip geçmeyi tercih etmekten çekinmiyor. Zaten bugün Kürt özerk bölgesinde inşası devam eden ABD üssü, aynı zamanda Kürt-Türk-Arap-Şii-Sünni ayrımına gitmeden, Müslümanlık altında birleşerek kendi geleceklerini yönlendirmelerine engel olan demokrasi bekçilerine(!) karşı tek bilek olmalarını akıllarına bile getirmelerine engel olacak seviyede halkın arasına soktukları fitne sayesinde ABD Irak’tan petrol bitene kadar yararlanacağa benziyor. Irak petrolü bitmeden ABD bitmezse tabi.

-15 Aralık: Amerikan askerleri Irak’tan çekildi.

-16 Aralık: Irak Başbakanı Nuri Maliki, Amerika’da Başkan Obama ile bir araya geldi.

-18 Aralık: Şii Başbakan Maliki, Sünnilerin lideri olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi hakkında teröre destek verdiği iddiasıyla tutuklama kararı çıkardı.

-Haşimi, hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı gün Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentindeydi. Bağdat’a dönmedi, kuzeydeki bölgesel Kürt yönetimine sığındı.

-Haşimi kurtuldu ancak 50’den fazla koruması, bürosunda çalışan görevlileri ve akrabası tutuklandı.

-Şii Başbakanın, Sünni lider hakkında çıkardığı tutuklama kararı, ülkeyi kaosa soktu. Mezhep çatışmaları alevlendi. Bağdat ve Basra’da peş peşe düzenlenen intihar saldırılarında yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

-Sadece mezhep savaşı değil, hükümet krizi de patlak verdi. Bağdat hükümeti, Haşimi’ye sığınma veren kuzeydeki Bölgesel Kürt Yönetimi ile ipleri kopardı. Yönetimin Başkanı Mesut Barzani ile bir diğer kürt lider olan Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Nuri Maliki’nin hışmına uğradı. Irak’ta Şiiler-Sünni Araplar ve Kürtler arasındaki bir kırılma sürecine girildi.

-Başbakan Erdoğan, yanı başımızdaki krize tepki gösterdi. Maliki’ye seslendi, mezhepsel ayrılıklara karşı uyarı yaptı.

-Bağdat hükümeti, Erdoğan’ın uyarısına sert yanıt verdi, Maliki, "Türkiye içişlerimize karışmasın" dedi. Bağdat’taki Türk büyükelçisi Irak Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.”[iii]

ABD askeri çekildikten sonraki Irak’ın durumu gözler önünde. Hala kendi içlerinde siyasi çıkar kavgaları dinmemiş. Oysa başlarına gelen ABD musibeti (Irak’a yapılan 2. Moğol İstilası) ders almak için yeterli bir sebepti…

[i] Bkz. Hasan Onat, Mezheplerin Stratejik Boyutu ve Mezhep Çatışması, http://www.hasanonat.net/index.php?option=com_content&view=article&id=177 21.03.2012

[ii] Bkz. Ahmet Yaşar Ocak, Türkler Türkiye ve İslam, İstanbul, İletişim Yay. , 2011, s.s 40-42

[iii] http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/02/07/ortadogunun-denklemi-sünnisiikurt-kutuplasmasi 22.03.2012

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: