ARAP DOSYASI /// Arap Baharı’nda Suriye Çıkmazı : Çıkar Çatışmaları

Samet Güneş, Gazi Üni., Uluslararası İlişkiler

Ortadoğu bölgesi tarihin ilk zamanlarından beri kargaşa ve kavga içindedir. Bu durumun bazı sebepleri vardır bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz;

a- Tarih bu bölgede başlamıştır ve bu bölgede biteceği iddia edilmektedir.

b- Üç ilahi din bu bölgede doğmuş ve buradan dünyaya yayılmıştır.

c- Türkler , Araplar , Farslar , Kürtler bölge de yaşayan etnik unsurlardır.

d- Bu etnik unsurlarla ve dinlerle beraber farklı kültürler yaşamaktadır.

e- Dinlerin farklı mezhepleri yoğun olarak yaşanır.

f- Dinler arası ve mezhepler arası savaşlar vardır.

g- Bu bölgenin altı deniz ve üç kıta ile bağlantısı vardır.

Bu ve bunlara benzer birçok sebeplerden dolayı Ortadoğu tarih boyunca kargaşa ve kavga içinde olmuştur. Günümüzde bazı önemli kişilerin Ortadoğu bölgesinin öneminin petrolün bitmesi ile beraber yaklaşık elli yıl içinde biteceğini savunması bölgenin önemine ve geçmişine yapılan çok büyük bir haksızlıktır. Bu düşünceyi yukarda sıraladığımız sebeplerle bir nevi çürütmüş bulunmaktayım. Ortadoğu da bu kargaşa ve kaos ortamı günümüzde de devam etmektedir. Ortadoğu bölgesi günümüzde bir değişim geçirmekte ve bizler bu tarihi değişime tanıklık etmekteyiz. Arap baharı olarak isimlendirilen bu değişim dalgası, hareketi bilindiği üzere Tunuslu bir gencin kendini yakması ile başlamış ve Tunus daki iktidarı devirmiş bölge ülkelerinin iktidarlarının çoğunu etkilemiş ve Suriye ‘ye kadar gelmiştir. Bu hareket şuanda Suriye de takılmış revizyonda kalmıştır. Bu revizyon elbette kalıcı olmayacak ve değişim dalgası devam edecektir. Çünkü zulüm ile yönetim sergileyen iktidarlar sadece Ortadoğu da değil dünyanın neresinde olursa olsun yok olmaya ve tarihin kötü sayfalarına yazılmaya mahkumdurlar. Nitekim Esad rejiminin sonu da böyle olmaya mahkumdur. Arap baharının diğer ülkelerde değil de neden Suriye de takılığını irdeleyecek olursak şunu görmekteyiz ki Arap Baharı ‘nın başlamasından Suriye’ye kadar gelen zaman içinde bölge de etkin olmaya çalışan güçler ne yapacağını bilemediler, bir türlü nerede duracaklarını kararlaştıramadılar. Bu değişim dalgasının Suriye gibi bölge ülkeleri arasında önemli bir yere sahip ülkeye gelmesiyle beraber bölge üzerinde etkili olmaya çalışan ülkeler geçmişe dayanan ilişkilerden dolayı bir takım beklentiler içine girdiler ve bu değişim dalgasına müdahale edebileceklerini veya yönlendirebileceklerini düşündüler. Suriye’deki muhalif hareket ve mevcut yönetim baş başa bir mücadele verememişlerdir , muhaliflere ve mevcut yönetime verilen çeşitli ülke destekleri nedeniyle süreç bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Değerlendirmemi bölge üzerinde etkili olan ülkelerin Suriye düellosu olarak ülke ülke görüşlerine yer vererek devam etmek istiyorum.

ABD: Amerika Birleşik Devletleri 1957 Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu bölgesine girmiştir. Bu tarihten sonra bölgede önemli söz sahibi ülke olmuş ve bölge politikalarını yönetmeye başlamıştır. Dünyayı yönetme isteği ve bunun bölgeye yansıması baba ve oğul Bushlar döneminde zirveye çıkmıştır. Bu isteğin ortaya çıkmasında yeni muhafazakarların etkisini göz ardı etmek imkansızdır. ABD’nin günümüzde Suriye’ye uyguladığı politika biraz geri durmak daha doğrusu ilk adımı kendisi atmamak üzere kurulmuştur. Bunun sebebini ABD’de yaklaşan başkanlık seçimine ve daha önce yaşanan I. Ve II. Körfez savaşlarından dolayı ABD ekonomisine yüklediği külfete ve uluslar arası kamuoyunun düşüncelerine ve daha bunlar gibi bir çok sebebe bağlamak mümkündür. ABD bu süreçte çok etkin bir rol oynamakta ancak geri plan da durmaktadır. ABD bu süreçte Türkiye ile beraber hareket etmek istemektedir. Esad rejiminin gitmesi için diplomasi yürütmektedir.

RUSYA: Rusya Federasyonu Esad rejimine ilk günden beri arka çıkmaktadır. Rusya ülke içindeki seçimleri atlatana kadar oyalamacı bir politika izlemiş ve seçimlerin ardından ise arka arkaya girişimler de bulunmaya başlamıştır. Putin’in Çin ziyareti buna örnek gösterilebilir. Rusya Federasyonundan yapılan son açıklamalar ışığında Suriye de akan kanın durmasını istediklerini ama uluslar arası bir müdahaleye izin vermeyeceklerini söylemektedirler.

ÇİN: Çin Halk Cumhuriyeti Rusya ile beraber hareket edip Esad rejimine desteğini sürdürmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin Annan Planına desteğini Rusya ile birlikte sürdürmektedir. Putin’den önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin ziyareti Çin’in düşüncesine ne gibi bir etki yapar bilinmez ama uluslar arası bir müdahalenin gündeme gelmesi ile beraber Çin önemli bir ülke konumuna gelecektir bölge açısından.

İRAN: Bölgede son derece öneme sahip bir ülke olan İran mezhepsel yakınlığı ve batılı güçlerin bölgeye girmesini engellemek için ve sınırlarını daha ileriye taşıya bilmek için Esad rejimine destek vermektedir. Uluslar arası bir müdahaleye kendi güvenliği açısından karşı çıkmaktadır.

TÜRKİYE: Türkiye Cumhuriyeti bölgede son yıllarda etkin olan ve sözü geçer bir ülke haline gelmeye başlamıştır. Bu açıdan Suriye konusunda da son derece önemli bir ülke konumundadır. Daha önceleri ne yapılacağı söylenen ve onun dışında pek fazla bir işlem yapamayan Türkiye bugün batılı devletlerce ne yapacağı dikkatle izlenen ve beraber bir şeyler yapmak için arzu edilen bir Türkiye haline gelmiştir. Türkiye Esad rejimine ilk başta tarihi ve kültürel bağlardan dolayı iktidarı bırakması için defalarca çağrıda bulunmuş, heyetler göndermiş fakat bir sonuç alamamıştır. Esad rejimi her defasında oyalayıcı taktikler sergileme yolunu tercih etmiştir. Türkiye’ye tek başına müdahale veya yol açıcı bir müdahale yapması için uluslar arası kamuoyundan baskılar gelmesine rağmen Türkiye buna yaklaşmamış ve her defasında olayın insani boyutunu gündeme getirerek uluslararası bir insani müdahale yolunu gündeme taşımaya çalışmış ve girişimlerini bu yöne sürdürmüştür. Son olarak Annan planı çevresinde adım atmaya karar verilmiş ancak bundan da ümit kesilmiş durumdadır.

İNGİLTERE VE FRANSA: Bölge üzerinde I. Dünya Savaşı sonrasında bölgede etkin olan bu iki ülke 1956 Süveyş krizi ile bölgeden büyük oranda ellerini çekmişler veya çekmek durumunda kalmışlardır. Suriye’ye Libya benzeri bir müdahaleyi istemektedirler.

İSRAİL: İsrail bölgede her zaman kendi güvenliğini ön planda tutan bir ülke olarak ve sadık müttefikleri olan batı ülkeleri çevresinde bir politika izlemekte ve uluslararası bir müdahaleyi savunmaktadır. Bu yolla birçok tehditten kendini korumuş olacaktır.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım bölge üzerinde önemli etkiye sahip egemen olan devletlerin görüşlerine bakılacak olursa Esad rejimi yanlısı ve muhalifler yanlısı bir bloklaşma mevcuttur. Bu bloklaşmanın ardında elbette farklı çıkarlar , hesaplar , devlet politikaları mevcuttur. Buradan da anlaşılacağı üzere Suriye’deki Arap Baharı sadece bir Arap Baharı olmaktan ziyade uluslar arası alanda devletlerin çıkarlarının çatıştığı bir dönüm noktası özelliğini taşımaktadır. Buradan çıkacak sonuçların geleceğin dünyasında önemli izlere yer vereceği şüphesizdir.

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: