Kategori arşivi: Güvenlik

RUSYA DOSYASI /// Süleyman ŞENSOY : Türkiye ve Rusya’nın Kaderi

Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı / Chairman

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün Rusya’ya çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Başkent Moskova’daki Ulu Camii’nin açılışına katılacak olan Erdoğan daha sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelecek.

Erdoğan- Putin görüşmesinin gündeminde hangi konuların yer alması bekleniyor? Suriye konusunda tarafların tutumları birbirine ne kadar yakın? ABD ile yürütülen eğit-donat projesinin başarısızlığından sonra Türkiye, Rusya ile ortak IŞİD’le mücadele konusunda hangi girişimlerde bulunabilir? Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkanı Süleyman Şensoy şu değerlendirmelerde bulundu:

Erdoğan bugün Moskova’ya gidip Putin ile görüşecek. Görüşmenin gündeminde hangi konuların yer almasını bekliyorsunuz?

Ağırlıklı olarak Suriye’deki gelişmelerin ele alınacağını düşünüyorum. Ayrıca “Türk Akımı” ile ilgili yürütülen görüşmelerin dondurulmuş olmasına sebep olan tıkanıklıkların da giderilmesi için çalışılacağını düşünüyorum. Tabi onun dışında IŞİD terör örgütüyle mücadele, Türkiye’nin kendi ülke sınırları içerisindeki terörle mücadelesi, Akkuyu’da devam eden Nükleer santral yatırımı, ikili ticari ilişkiler gibi birçok başlığın görüşüleceğini düşünüyorum. Ama ana eksenin Suriye ve “Türk Akımı” üzerinde olacağını değerlendiriyorum.

Rus ve Türk Dışişleri Bakanlarının son Soçi görüşmesi sırasında Moskova ve Ankara’nın, Suriye krizini istikrar ve toprak bütünlüğü ilkeleri çerçevesinde çözmek istedikleri açıklandı. Öte yandan ABD ve Alman Dışişleri Bakanlarının Suriye krizinin Rusya’nın katılımıyla çözülmesi gerektiği şeklinde açıklamaları duyuyoruz. Bu koşullarda Suriye krizinin çözümü konusunda Moskova ve Ankara’nın tutumlarının yakınlaştığını söyleyebilir miyiz?

Rusya olmadan Suriye’deki krizin çözülemeyeceğini uzun yıllardır biz de söylüyoruz. Ama Türkiye ve Rusya’nın bu anlamda temelde ayrıştığı bir nokta var, o da – Esad yönetiminin ne olacağı konusu. Bu konuda bir görüş birliği ufukta gözükmediği için çok ortak bir noktada buluşulabileceğini zannetmiyorum. Ama iki ülkenin iletişim ve diyalog içerisinde olması bu sorunun çözümü yolunda önemli bir adımdır diye düşünüyorum.

Eğit-donat projesinin başarısızlığından sonra Türkiye, IŞİD’le mücadele konusunda hangi yöntemlere başvurabilir, ya da hangi metotlar geliştirebilir? Türkiye, IŞİD’le mücadele konusunda hangi koalisyon seçeneklerini uygun görebilir? Bu seçeneklerde Rusya’nın yeri nedir?

Şimdi tabi uluslararası koalisyon IŞİD hedeflerini bombalıyor. Resmi olarak açıklanmış bir kara harekatı yok ama çeşitli ülkelere ait özel kuvvetlerin zaman zaman arazide olduğu biliniyor. Türkiye ise IŞİD’le mücadele için üslerini açtı. Çok sık olmasa da IŞİD’e karşı hava harekatlarına da katılıyor. Dolayısıyla sadece Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesi değil, uluslararası koalisyonun mücadelesinin nasıl olacağı önemli. Tabii burada Suriye’de askeri bir üssü olan Rusya’nın da bundan sonra alacağı tavrın IŞİD’le olan mücadele için belirleyici olacağını düşünüyorum. Ama Batılı müttefiklerimizin olaya yaklaşımına baktığımızda IŞİD konusunun zamana yayılan bir sorun olarak görüldüğünü ve çok radikal müdahalelerden kaçındıklarını söyleyebiliriz.

Rusya’ya karşı uygulanan Batı ülkelerinin yaptırımlarına katılmayan Türkiye’nin Rusya ile ticari ilişkilerinin önemli bir ivme kazanması beklenirken uzmanlar, durumların beklendiği gibi ilerlemediğini iddia ediyor. Bu tür iddiaları Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben, Türkiye-Rusya ilişkilerine çok makro bir ölçekten bakarak yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye ve Rusya’nın önümüzdeki on yıl içerisinde ne olacağı, Dünya’nın geri kalanının ne olacağını gösterecek. Çünkü Rusya’nın etkisizleşmesi, Asya’yı etkisizleştirecek. Türkiye’nin etkisizleşmesi, İslam ve Türk dünyasını etkisizleştirecek. Dolayısıyla bu iki ülkenin çok gündelik sorunlara takılmadan yüksek rekabet ve yüksek işbirliğini bir arada götürmeleri gerekiyor.

( TASAM Başkanı Süleyman Şensoy Röportajı | 23.09.2015 | SPUTNIK | Amur Gadjiev )

Reklamlar

RUSYA DOSYASI : Rusya istihbaratından Kırım’da isyan uyarısı

Rusya İç İstihbarat Servisi (FSB), Kırım Tatarları ve aşırı sağcı milis güçlerinin Kırım’a uyguladığı ambargo nedeni ile sınırda bekleyen kamyon sürücülerinin isyan hazırlığı yaptığı uyarısında bulundu.

FSB Kırım Sınır Yönetimi’nden TASS haber ajansına yapılan açıklamada, Kırım’a gıda getiren yüzlerce kamyon sürücüsünün sınırdan geçememeleri nedeni ile isyan başlatabilecekleri belirtildi. Kırım girişlerinde sınır kapılarında durumun sakin olduğu, kişi ve araç geçişlerinde sorun yaşanmadığı kaydedildi.

Ukrayna’da aşırı Sağ Sektör örgütü üyeleri Kırım’ı Ukrayna’ya bağlayan bölgeyi betonla kapatarak yarımadayı ablukaya almaya çalışıyor. Eylemin amacı Ukrayna’dan bölgeye gıda sevkiyatını engellemek.

TÜRKİYE’DEN GIDA ALIMI YAPACAKLAR

Gıda kıtlığı yaşanması ihtimaline karşı kent yönetimleri alternatifler bulmaya çalışıyor. Sivastopol Valisi Sergey Manyailo Türkiye ve Yunanistan’la görüşmeler yaptıklarını, kentin herhangi bir gıda sorunu yaşayamayacağını söyledi. Manyailo, perakende mağazaları ile anlaşmalar yapıldığını ve fiyatların artmaması konusunda önlem aldıklarını söyledi.

KİLOMETRELERCE KUYRUK OLUŞTU

Sputnik’in haberine göre, Ukrayna ile Kırım Cumhuriyeti’ni bağlayan Çongar, Kalançak ve Armyansk kasabaları üzerinden geçen karayolu, yarımadaya gıda ürünleri taşıyan kamyon trafiğine kapatıldı. Abluka sonucunda bölgede kilometrelerce uzanan kamyonlar sıra oldu.

Sadece vatandaşlar ile binek araçların geçişine izin verilen abluka sonucunda, Kırım Yarımadası’na giden her üç güzergahta da çok sayıda kamyonun beklemeye başlaması üzerine geçiş noktalarında 3 kilometrelik kuyruklar oluştu. Bunun sonucunda, bölgedeki söz konusu güzergahlarda trafik yoğunluğu başladı.

TERROR FILES : Is America the World’s Largest Sponsor of Terrori sm ?

American Officials Admit that the U.S. Is a Huge Sponsor of Terrorism

The director of the National Security Agency under Ronald Reagan – Lt. General William Odom – noted:

Because the United States itself has a long record of supporting terrorists and using terrorist tactics, the slogans of today’s war on terrorism merely makes the United States look hypocritical to the rest of the world.

Odom also said:

By any measure the US has long used terrorism. In ‘78-79 the Senate was trying to pass a law against international terrorism – in every version they produced, the lawyers said the US would be in violation.

(audio here).

The Washington Post reported in 2010:

The United States has long been an exporter of terrorism, according to a secret CIA analysis released Wednesday by the Web site WikiLeaks.

The head and special agent in charge of the FBI’s Los Angeles office that most terror attacks are committed by our CIA and FBI.

Wikipedia notes:

Chomsky and Herman observed that terror was concentrated in the U.S. sphere of influence in the Third World, and documented terror carried out by U.S. client states in Latin America. They observed that of ten Latin American countries that had death squads, all were U.S. client states.

***

They concluded that the global rise in state terror was a result of U.S. foreign policy.

***

In 1991, a book edited by Alexander L. George [the Graham H. Stuart Professor of Political Science Emeritus at Stanford University] also argued that other Western powers sponsored terror in Third World countries. It concluded that the U.S. and its allies were the main supporters of terrorism throughout the world.

Some in the American military have intentionally tried to “out-terrorize the terrorists”.

As Truthout notes:

Both [specialists Ethan McCord and Josh Stieber] say they saw their mission as a plan to “out-terrorize the terrorists,” in order to make the general populace more afraid of the Americans than they were of insurgent groups.

In the interview with [Scott] Horton, Horton pressed Stieber:

“… a fellow veteran of yours from the same battalion has said that you guys had a standard operating procedure, SOP, that said – and I guess this is a reaction to some EFP attacks on y’all’s Humvees and stuff that killed some guys – that from now on if a roadside bomb goes off, IED goes off, everyone who survives the attack get out and fire in all directions at anybody who happens to be nearby … that this was actually an order from above. Is that correct? Can you, you know, verify that?

Stieber answered:

“Yeah, it was an order that came from Kauzlarich himself, and it had the philosophy that, you know, as Finkel does describe in the book, that we were under pretty constant threat, and what he leaves out is the response to that threat. But the philosophy was that if each time one of these roadside bombs went off where you don’t know who set it … the way we were told to respond was to open fire on anyone in the area, with the philosophy that that would intimidate them, to be proactive in stopping people from making these bombs …”

Terrorism is defined as:

The use of violence and threats to intimidate or coerce, especially for political purposes.

So McCord and Stieber are correct: this constitutes terrorism by American forces in Iraq.

The U.S. has been supporting Al Qaeda and other terrorists in Afghanistan, Bosnia, Libya, Syria and Iran.

(The U.S. has also directly inserted itself into a sectarian war between the two main Islamic sects, backing the Sunnis and attacking the Shiites. See this, this and this. Because Saudi Arabia is the seat of the most radical sect of Islam – Wahhabism- the U.S. unquestioning support of the Saudis is indirectly supporting terrorism.)

Torture – which the U.S. has liberally used during the last 10 years – has long been recognized as a form of terrorism.

Wikipedia notes:

Worldwide, 74% of countries that used torture on an administrative basis were U.S. client states, receiving military and other support to retain power.

Of course, some would say that the American policy of assassination – especially using drone strikes on people whose identity isn’t even known – is a form of terrorism. And see this and this.

Some Specific Examples …

The CIA admits that it hired Iranians in the 1950′s to pose as Communists and stage bombings in Iran in order to turn the country against its democratically-elected prime minister.

The former Italian Prime Minister, an Italian judge, and the former head of Italian counterintelligence admit that NATO, with the help of the Pentagon and CIA, carried out terror bombings in Italy and other European countries in the 1950s and blamed the communists, in order to rally people’s support for their governments in Europe in their fight against communism.

As one participant in this formerly-secret program stated: “You had to attack civilians, people, women, children, innocent people, unknown people far removed from any political game. The reason was quite simple. They were supposed to force these people, the Italian public, to turn to the state to ask for greater security” (and see this)(Italy and other European countries subject to the terror campaign had joined NATO before the bombings occurred).

As admitted by the U.S. government, recently declassified documents show that in the 1960′s, the American Joint Chiefs of Staff signed off on a plan to blow up AMERICAN airplanes (using an elaborate plan involving the switching of airplanes), and also to commit terrorist acts on American soil, and then to blame it on the Cubans in order to justify an invasion of Cuba. See the following with the former Washington Investigative Producer for ABC’s World News Tonight with Peter Jennings.

Nine months earlier, a false flag attack was discussed in order to justify an invasion of the Dominican Republic. Specifically, according to official State Department records, Under Secretary of State Chester Bowles wrote on June 3, 1961:

The Vice President [Lyndon Johnson], [Attorney General] Bob Kennedy, Secretary [of Defense Robert] McNamara, Dick Goodwin [who was Deputy Assistant Secretary of State for Inter-American Affairs], [head of the Joint Chiefs of Staff] General Lemnitzer, Wyn Coerr, and Ted Achilles were here. Bob McNamara and Lemnitzer stated that under the terms of the contingency paper, they were required to be prepared to move into the island on short order if required to do so, and this, in their opinion, called for substantially more troops that we had in the area. After some discussion we considered two more aircraft carriers, some destroyers, and 12,000 marines should be moved into a position some one hundred miles off the Dominican Republic shore…

The tone of the meeting was deeply disturbing. Bob Kennedy was clearly looking for an excuse to move in on the island. At one point he suggested, apparently seriously, that we might have to blow up the Consulate to provide the rationale.

His general approach, vigorously supported by Dick Goodwin, was that this was a bad government, that there was a strong chance that it might team up with Castro, and that it should be destroyed–with an excuse if possible, without one if necessary.

Rather to my surprise, Bob McNamara seemed to support this view …

The entire spirit of this meeting was profoundly distressing and worrisome, and I left at 8:00 p.m. with a feeling that this spirit which I had seen demonstrated on this occasion and others at the White House by those so close to the President constitutes a further danger of half-cocked action by people with almost no foreign policy experience, who are interested in action for action’s sake, and the devil take the highmost …

[At a subsequent meeting], Bob McNamara went along with their general view that our problem was not to prepare against an overt act by the Dominican Republic but rather to find an excuse for going into the country and upsetting it.

Department of Justice lawyer John Yoo suggested in 2005 that the US should go on the offensive against al-Qaeda, having “our intelligence agencies create a false terrorist organization. It could have its own websites, recruitment centers, training camps, and fundraising operations. It could launch fake terrorist operations and claim credit for real terrorist strikes, helping to sow confusion within al-Qaeda’s ranks, causing operatives to doubt others’ identities and to question the validity of communications.”

As Chris Floyd and many others have noted, this plan has gone live.

United Press International reported in June 2005:

U.S. intelligence officers are reporting that some of the insurgents in Iraq are using recent-model Beretta 92 pistols, but the pistols seem to have had their serial numbers erased. The numbers do not appear to have been physically removed; the pistols seem to have come off a production line without any serial numbers. Analysts suggest the lack of serial numbers indicates that the weapons were intended for intelligence operations or terrorist cells with substantial government backing. Analysts speculate that these guns are probably from either Mossad or the CIA. Analysts speculate that agent provocateurs may be using the untraceable weapons even as U.S. authorities use insurgent attacks against civilians as evidence of the illegitimacy of the resistance.

There is substantial additional evidence of hanky panky in Iraq.

SURİYE DOSYASI : Suriye’deki Olaylarda Irak-Suriye Aşiretleri

Suriye’deki Olaylarda Irak-Suriye Airet.pdf

TERÖR : ABD’NİN FAVORİ ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARI


Afghanistan: Gulbuddin Hekmatyar


Afghanistan: Jalaluddin Haqqani

Afghanistan: Osama bin Laden


Bosnia: Nasir Oric


Kosovo: Hashim Thaci


Kosovo: Ramush Haradinaj


Kosovo: Agim Ceku


Macedonia: Ali Ahmeti (third from left)


Libya: Abdelhakim Belhadj


Syria: Riad Mousa al-Asaad

ARAP DOSYASI /// Arap Baharı’nda Suriye Çıkmazı : Çıkar Çatışmaları

Samet Güneş, Gazi Üni., Uluslararası İlişkiler

Ortadoğu bölgesi tarihin ilk zamanlarından beri kargaşa ve kavga içindedir. Bu durumun bazı sebepleri vardır bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz;

a- Tarih bu bölgede başlamıştır ve bu bölgede biteceği iddia edilmektedir.

b- Üç ilahi din bu bölgede doğmuş ve buradan dünyaya yayılmıştır.

c- Türkler , Araplar , Farslar , Kürtler bölge de yaşayan etnik unsurlardır.

d- Bu etnik unsurlarla ve dinlerle beraber farklı kültürler yaşamaktadır.

e- Dinlerin farklı mezhepleri yoğun olarak yaşanır.

f- Dinler arası ve mezhepler arası savaşlar vardır.

g- Bu bölgenin altı deniz ve üç kıta ile bağlantısı vardır.

Bu ve bunlara benzer birçok sebeplerden dolayı Ortadoğu tarih boyunca kargaşa ve kavga içinde olmuştur. Günümüzde bazı önemli kişilerin Ortadoğu bölgesinin öneminin petrolün bitmesi ile beraber yaklaşık elli yıl içinde biteceğini savunması bölgenin önemine ve geçmişine yapılan çok büyük bir haksızlıktır. Bu düşünceyi yukarda sıraladığımız sebeplerle bir nevi çürütmüş bulunmaktayım. Ortadoğu da bu kargaşa ve kaos ortamı günümüzde de devam etmektedir. Ortadoğu bölgesi günümüzde bir değişim geçirmekte ve bizler bu tarihi değişime tanıklık etmekteyiz. Arap baharı olarak isimlendirilen bu değişim dalgası, hareketi bilindiği üzere Tunuslu bir gencin kendini yakması ile başlamış ve Tunus daki iktidarı devirmiş bölge ülkelerinin iktidarlarının çoğunu etkilemiş ve Suriye ‘ye kadar gelmiştir. Bu hareket şuanda Suriye de takılmış revizyonda kalmıştır. Bu revizyon elbette kalıcı olmayacak ve değişim dalgası devam edecektir. Çünkü zulüm ile yönetim sergileyen iktidarlar sadece Ortadoğu da değil dünyanın neresinde olursa olsun yok olmaya ve tarihin kötü sayfalarına yazılmaya mahkumdurlar. Nitekim Esad rejiminin sonu da böyle olmaya mahkumdur. Arap baharının diğer ülkelerde değil de neden Suriye de takılığını irdeleyecek olursak şunu görmekteyiz ki Arap Baharı ‘nın başlamasından Suriye’ye kadar gelen zaman içinde bölge de etkin olmaya çalışan güçler ne yapacağını bilemediler, bir türlü nerede duracaklarını kararlaştıramadılar. Bu değişim dalgasının Suriye gibi bölge ülkeleri arasında önemli bir yere sahip ülkeye gelmesiyle beraber bölge üzerinde etkili olmaya çalışan ülkeler geçmişe dayanan ilişkilerden dolayı bir takım beklentiler içine girdiler ve bu değişim dalgasına müdahale edebileceklerini veya yönlendirebileceklerini düşündüler. Suriye’deki muhalif hareket ve mevcut yönetim baş başa bir mücadele verememişlerdir , muhaliflere ve mevcut yönetime verilen çeşitli ülke destekleri nedeniyle süreç bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Değerlendirmemi bölge üzerinde etkili olan ülkelerin Suriye düellosu olarak ülke ülke görüşlerine yer vererek devam etmek istiyorum.

ABD: Amerika Birleşik Devletleri 1957 Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu bölgesine girmiştir. Bu tarihten sonra bölgede önemli söz sahibi ülke olmuş ve bölge politikalarını yönetmeye başlamıştır. Dünyayı yönetme isteği ve bunun bölgeye yansıması baba ve oğul Bushlar döneminde zirveye çıkmıştır. Bu isteğin ortaya çıkmasında yeni muhafazakarların etkisini göz ardı etmek imkansızdır. ABD’nin günümüzde Suriye’ye uyguladığı politika biraz geri durmak daha doğrusu ilk adımı kendisi atmamak üzere kurulmuştur. Bunun sebebini ABD’de yaklaşan başkanlık seçimine ve daha önce yaşanan I. Ve II. Körfez savaşlarından dolayı ABD ekonomisine yüklediği külfete ve uluslar arası kamuoyunun düşüncelerine ve daha bunlar gibi bir çok sebebe bağlamak mümkündür. ABD bu süreçte çok etkin bir rol oynamakta ancak geri plan da durmaktadır. ABD bu süreçte Türkiye ile beraber hareket etmek istemektedir. Esad rejiminin gitmesi için diplomasi yürütmektedir.

RUSYA: Rusya Federasyonu Esad rejimine ilk günden beri arka çıkmaktadır. Rusya ülke içindeki seçimleri atlatana kadar oyalamacı bir politika izlemiş ve seçimlerin ardından ise arka arkaya girişimler de bulunmaya başlamıştır. Putin’in Çin ziyareti buna örnek gösterilebilir. Rusya Federasyonundan yapılan son açıklamalar ışığında Suriye de akan kanın durmasını istediklerini ama uluslar arası bir müdahaleye izin vermeyeceklerini söylemektedirler.

ÇİN: Çin Halk Cumhuriyeti Rusya ile beraber hareket edip Esad rejimine desteğini sürdürmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin Annan Planına desteğini Rusya ile birlikte sürdürmektedir. Putin’den önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin ziyareti Çin’in düşüncesine ne gibi bir etki yapar bilinmez ama uluslar arası bir müdahalenin gündeme gelmesi ile beraber Çin önemli bir ülke konumuna gelecektir bölge açısından.

İRAN: Bölgede son derece öneme sahip bir ülke olan İran mezhepsel yakınlığı ve batılı güçlerin bölgeye girmesini engellemek için ve sınırlarını daha ileriye taşıya bilmek için Esad rejimine destek vermektedir. Uluslar arası bir müdahaleye kendi güvenliği açısından karşı çıkmaktadır.

TÜRKİYE: Türkiye Cumhuriyeti bölgede son yıllarda etkin olan ve sözü geçer bir ülke haline gelmeye başlamıştır. Bu açıdan Suriye konusunda da son derece önemli bir ülke konumundadır. Daha önceleri ne yapılacağı söylenen ve onun dışında pek fazla bir işlem yapamayan Türkiye bugün batılı devletlerce ne yapacağı dikkatle izlenen ve beraber bir şeyler yapmak için arzu edilen bir Türkiye haline gelmiştir. Türkiye Esad rejimine ilk başta tarihi ve kültürel bağlardan dolayı iktidarı bırakması için defalarca çağrıda bulunmuş, heyetler göndermiş fakat bir sonuç alamamıştır. Esad rejimi her defasında oyalayıcı taktikler sergileme yolunu tercih etmiştir. Türkiye’ye tek başına müdahale veya yol açıcı bir müdahale yapması için uluslar arası kamuoyundan baskılar gelmesine rağmen Türkiye buna yaklaşmamış ve her defasında olayın insani boyutunu gündeme getirerek uluslararası bir insani müdahale yolunu gündeme taşımaya çalışmış ve girişimlerini bu yöne sürdürmüştür. Son olarak Annan planı çevresinde adım atmaya karar verilmiş ancak bundan da ümit kesilmiş durumdadır.

İNGİLTERE VE FRANSA: Bölge üzerinde I. Dünya Savaşı sonrasında bölgede etkin olan bu iki ülke 1956 Süveyş krizi ile bölgeden büyük oranda ellerini çekmişler veya çekmek durumunda kalmışlardır. Suriye’ye Libya benzeri bir müdahaleyi istemektedirler.

İSRAİL: İsrail bölgede her zaman kendi güvenliğini ön planda tutan bir ülke olarak ve sadık müttefikleri olan batı ülkeleri çevresinde bir politika izlemekte ve uluslararası bir müdahaleyi savunmaktadır. Bu yolla birçok tehditten kendini korumuş olacaktır.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım bölge üzerinde önemli etkiye sahip egemen olan devletlerin görüşlerine bakılacak olursa Esad rejimi yanlısı ve muhalifler yanlısı bir bloklaşma mevcuttur. Bu bloklaşmanın ardında elbette farklı çıkarlar , hesaplar , devlet politikaları mevcuttur. Buradan da anlaşılacağı üzere Suriye’deki Arap Baharı sadece bir Arap Baharı olmaktan ziyade uluslar arası alanda devletlerin çıkarlarının çatıştığı bir dönüm noktası özelliğini taşımaktadır. Buradan çıkacak sonuçların geleceğin dünyasında önemli izlere yer vereceği şüphesizdir.

PKK DOSYASI : PKK’nın Yeni Stratejisi: Kandil’i Şemdinli ve Amanoslar Üzerinden Kuzey Suriye’ye Bağlamak

2003 yılında SADDAM’ın gidişi PKK’ya can suyu etkisi yaptı. Suriye’de ESAD’ın gidişinin başladığı bugün ise PKK tarafından nihai hedefe atılacak son bir adım olarak ele alınıyor. Bu adımın en önemli tarafıysa Kandil ile “Kuzey Kürdistan” ve “Güneybatı Kürdistan”ı birbirine bağlama stratejisi oluşturmaktadır.

PKK, SADDAM’dan sonra Kuzey Irak’taki yarışta BARZANİ’nin arkasında kalmasından kaynaklanan sorunlarla karşılaştı. Şimdi aynı tekrarın K. Suriye’de de olmamasının gayreti içerisinde. Ayrıca PKK’yı telaşlandıran bir husus daha vardır ki; o da Irak’tan sonra Suriye’de ikinci kez geride kalması halinde “Kuzey Kürdistan”da yani Türkiye’deki Kürtçü vasatını BARZANİ’ye kaptırmaktır. Böyle bir sonucun kendisinin yok oluşu anlamına geldiğini çok iyi bilmektedir.

PKK’nın bugün için içerisinde bulunduğu önemli sorun, Suriye’deki uzantısıyla serbestçe bağlantı kuramamaktır. Bu durum, Kandil’in yollarının diğer ucunun BARZANİ’nin egemenliğine bağlandığı gerçeğiyle ve an itibariyle Suriye ile olabildiğince serbest ve bağımsız hareket zorunluluğu içerisinde olmasıyla bir arada değerlendirildiğinde, bu telaşın büyüklüğü anlaşılacaktır.

Kuzey Irak ile Kuzey Suriye arasındaki örgütsel aktarımı ancak BARZANİ’nin denetimi altında yapabiliyor. Böyle bir açmaz içerisinde olan PKK, 2012 yılında strateji değişikliğinin ilk adımında Şemdinli’de Kandil’e paralel ikinci derecede bir merkez daha yaratma planını uygulamaya koydu. Kırsaldaki ve kentlerdeki örgütsel yapılanma bunun için elverişliydi. DTK’nin uygulandığı pilot bölgeler bu alandaydı veya alana komşuydu.

PKK, Şemdinli’de kuracağı ana üs sayesinde diğer eyalet yapılarıyla arasındaki irtibat ve muhaberenin kolayca işleyeceğini düşünüyor. Alan hâkimiyetini tümüyle ele geçireceği hesabıyla buradan aradaki merkezleri birbirine bağlamak suretiyle Amanoslara kadar ulaşacağını değerlendiriyor. Terör örgütüne göre, bu aşamadan sonra Amanos, Zağros, Amed ve Dersim eyaletlerindeki hâkimiyeti eksiksiz bir şekilde gerçekleşecek.

Hedefin nihai noktasında ise; Kandil’in K. Suriye ile arasında son derece üstünlüğü bulunan bir kanal oluşturmak, Türkiye’deki faaliyetlerini K. Irak ve K. Suriye’dekilere monte etmek ve sözde halk ayaklanmasını başarmak bulunuyor. PKK, elde etmeyi umduğu böyle bir sonuçla “Özerk Kürdistan”ı yaratmak başta olmak üzere ÖCALAN’ın serbest bırakılmasını sağlayacağı ve diğer isteklerini gerçekleştireceğinin hesabı içerisinde.

Yerini konulması mümkün olmayacak kayıplara rağmen terör örgütünün Şemdinli kırsalında direnmesi söz konusu strateji değişikliğinin gereğidir. Bunun dışında yapılacak değerlendirmeler sağlıksız olacaktır.

http://www.turksam.org/tr/a2721.html