Etiket arşivi: Almanya

MİT DOSYASI : Almanya’da yargılanan MİT’çiler Türkiye’yi 7. ülke olarak mı ekletecek ?

Almanya’da MİT ajanlığı faaliyetlerinde bulunmak suçlamasıyla yargılanmasına devam edilen Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın eski danışmanı AK Partili Muhammed Taha Gergerlioğlu ve elemanlarının casusluk eylemleri, Alman iç istihbarat teşkilatı Federal Anayasayı Koruma Örgütü’nün 2014 senesinde yürürlüğe koyduğu “360 derece çalışması” sayesinde ortaya çıkarıldı.

Gergerlioğlu yüzünden Türkiye’nin gelecek yılki istihbarat raporunda ajanlık faaliyetleri açıkça zikredilen 6 ülkeyle birlikte kaydedilmesi, dolayısıyla kamuoyuna açıklanan yazılı raporlarda yer alması söz konusu. “MİT’in gezgin yönetici elemanı” sıfatıyla hakkında ağır suçlamalarda bulunulan Gergerlioğlu davasına bu zaviyeden bakmakta fayda var. Mesele birkaç şahısla sınırlı değil, bizzat koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarı söz konusu.

Neyi kastettiğimi açıklayayım. Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’ye bağlı İstihbarat Teşkilatı’nın 2014 yılı raporunda Almanya’da casusluk eylemleri yaptıkları gerekçesiyle isimleri, yöntemleri ve faaliyetleri açıkça zikredilen 6 ülke yer alıyor. İlk kategoride (ve öncelikli takip altında olan) sırasıyla Rusya, Çin ve İran bulunuyor. ‘Diğer devletler’ başlığı altında ise yine takip sırasına göre Kuzey Kore, Pakistan ve Suriye (rejimi) gibi ülkelerin kayda geçirildiği gösteriliyor. Bu ülkelerin arasına Gergerlioğlu yüzünden Türkiye’nin de alındığını düşününüz! Aslında Gergerlioğlu sadece bir figür. “MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Almanya’daki vekili” olarak tanımlanan bu şahsa değil, asıl Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Fidan’a bakmak gerekiyor. Yani Türkiye eğer raporda 7’inci ülke olarak anıldığı takdirde bunun sorumlusu elbette ki Hakan Fidan olacak.

Yukarıda isimleri sıralanan ülkelerle ilgili dikkatinizi çeken nedir? Hiçbirinde demokrasi yok. Otokrasi, totalitarizm, despotizm, diktatörlük gibi yönetimlerle tarif ediliyorlar. Yabancı istihbarat örgütlerinin büyük paralar harcamak suretiyle casusluk faaliyetlerinde bulunduklarını anlatan raporda geçen şu ifade ise Gergerlioğlu’nun eylemleriyle örtüşmesi bakımından dikkat çekiyor: “Bunların diğer bir araştırma alanları da ülkelerindeki sisteme muhalif gruplardır.” (S.140). Gergerlioğlu ve iki elemanının (Göksel Güler, Ahmet Duran Yüksel) yargılandığı davanın üçüncü duruşmasında üçlünün “E-mail yazışmaları, SKYPE, Viber, Tango bağlantıları üzerinden 20 bin 700 görüşme yaptıkları, kayda geçirilen bu içeriklerden ise toplam 3 bin 300 sayfalık doküman oluşturulduğu” açıklandı. Ayrıca, Gergerlioğlu’nun şahsi telefonundan ise bazıları ‘gizli’ ibareli olmak üzere 300 belge çıktığı belirtildi.

İlgili duruşmada şahit olarak ifade veren Eyalet Kriminal Dairesi Komiseri Steffen Blasius, “Gergerlioğlu’nun bir yazışmasında, “Bunları MİT bilmeli”, “YİM’deki her şey MİT’te değerlendiriliyor” diye yazdığını, diğerinde ise “MİT, IŞİD’e sızdı. Yabancı istihbaratlar deşifre etti.”, “PKK silahlanıyor. Endişe etmeyin IŞİD’e karşı kullanacaklar.” şeklinde ifadeler kullandığını, bir WhatsUp görüşmesinde ise, “İsmail El Buti isimli bir şahsa 500 Milyon Dolar verilmesi” ve “İsviçre bankalarına vekâlet verilmesi” dediğini” açıkladı. Gergerlioğlu’nun incelenen elektronik posta adresinde ise ‘Recep Tayyip Erdoğan’a verilmek üzere’ yazılı notlar bulunduğunu aktardı.

Diğer bir tanığın ifadelerine göre ise Gergerlioğlu’nun telefonunda bulunan ‘dosyalarda’ ise şu bilgiler yer aldı: “Türkiye’deki emniyet teşkilatına gönderilen resmi ihbar ve şikâyet yazıları ile ‘çok gizli’ ibareli yazışmalar, İstanbul savcısına ‘tehdit var’ notlu ihbar mektubu ve gazeteci tutuklatma yazısı, görevden alınacak polislerin isimleri, aralarında El Kaide’nin de bulunduğu çeşitli örgütlere mensup olduğu iddia edilen kişilere ait isim listesi, ‘İsrail-İstanbul silah ticareti’, çeşitli gençlik örgütlerinin isim listeleri, Erbil’deki Kürtlerle yazışmalar, valilik, emniyet, jandarma ve TEM’e gönderilen yazılar.” Devam edeceğiz.

MİT DOSYASI : Almanya, casusluk davasındaki üç Türk sanığın 4 bin civarında telefon gö rüşmesini dinlemiş

Erdoğan’ın eski danışmanı hakkındaki ‘MİT ajanlığı’ davası başladı

Almanya’da Türk istihbaratına çalışmakla suçlanan üç Türk vatandaşının duruşması başladı. Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde başlayan davanın baş sanığı Muhammed Taha Gergerlioğlu suçlamaları reddetti. Sanıklar, Almanya’da Türk hükümetine muhalif gruplar hakkında bilgi toplamakla suçlanıyor.

Hürriyet’ten Celal Özcan‘ın haberine göre, Almanya’da Türkiye adına casusluk yapmakla suçlanan üç Türk, Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde dün yargı önüne çıktı. Üç sanığın 4 bin civarında telefon görüşmesinin yanında, Muhammed Taha Gergerlioğlu’nun özel otomobilindeki sohbetinin bile dinlendiği ortaya çıktı. Casusluk suçlamasına neden olan olayın da tesadüfen Alman Asayiş Şubesi’nin dinlemesine takıldığı anlaşıldı. Buna göre Asayiş Şubesi kalpazanlık ve sahte para şüphesiyle sanık Ahmet Duran Yüksel’i takip ediyordu ve 4 bin telefon görüşmesini dinledi. Bu esnada Muhammed Taha Gergerlioğlu ve Göksel Güler’in, Ahmet Duran Yüksel ile görüşmeleri dinlemeye takıldı. Bu takip sonucu üçlü 17 Aralık 2014 tarihinde gözaltına alındı.

MİT mi yoksa başka servis mi?

Tutuklu yargılanan Muhammed Taha Gergerlioğlu, (58) ile tutuksuz yargılanan Ahmet D. Yüksel (59) ve Göksel Güler (34) şubat 2013 yılından gözaltına alındıkları 17 Aralık 2014 tarihine kadar Türk istihbaratı adına casusluk yapmakla suçlanıyor. İlk duruşmada Federal Yüksek Mahkeme nezdindeki Federal Savcı Bernd Steudl, 8 sayfalık iddianameyi okudu. İddianamede Gergerlioğlu, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gezgin yöneticisi olmakla suçlanıyor. Ancak iddianamede “Gergerlioğlu’nun resmi olarak MİT’e mi, yoksa buraya istihbarat hizmeti hazırlayan veya doğrudan Türk hükümeti veya herhangi bir hükümet üyesi için faaliyet gösteren, gayri resmi hareket eden bir istihbarat grubunun mensubu mu olduğu açıklık kazanmamıştır” denildi. İddianamede şöyle devam edildi: “Gergerlioğlu yönetici fonksiyonuyla gayri resmi istihbarat çalışanlarından oluşan karmaşık bir ağı denetliyor ve yönetiyordu. Gergerlioğlu, Almanya’da birçok kez komplocu kaynaklarla buluşmuş, bunlar üzerinden burada yaşayan kişiler hakkında bilgi toplamış ve istihbarat hizmeti görevleri vermiştir. Topladığı bilgileri Türk emniyet sistemindeki gizli kişilere iletiyordu” denildi.

‘Kabul etmiyorum’

Üç sanık Almanya’da, Türk hükümetine muhalif gruplar, terör örgütü PKK, Gülen cemaati, Ezidiler ve Aleviler hakkında bilgi toplamakla suçlanıyor. Buna göre, sanıklar Ahmet Duran Yüksel ve Göksel Güler, Gergerlioğlu’nun görevlendirmesiyle Almanya’da yaşanan Türkiye ile bağlantılı olaylar ve özellikle Türk hükümetine muhalif olarak belirledikleri kişiler hakkında bilgi topluyorlardı. Gergerlioğlu suçlamaları reddederek “Bunlar incir çekirdeğini doldurmayacak dedikodular” dedi. Federal savcının, sanıklar hakkında Alman ceza yasasının 99’uncu maddesine göre yabancı bir ülke adına casusluk yapmaktan 5’er yıl hapis cezası isteyebileceği belirtiliyor.

TARİH : Hayat Kurtaran Cümle./// by Lana Altintop

Argo bir cümlenin yer aldığı levhanın hikâyesi oldukça enteresan.

Muhtemelen Necmeddin Okyay’a ait ebruyla süslenen levhayı ilginç kılan ise “celi sülüs” yazı çeşidiyle yazılmış olan ibare…

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Bakırköylü Ermenilerden Doktor Peştemalcıyan ailesiyle birlikte Türkiye’den Almanya’ya göç edip Berlin’de bir halı ve kilim mağazası açmıştı. Savaş başlayıncaya kadar işleri yolunda gitmiş, baba Peştemalcıyan işleri oğlu Aram Peştemalcıyan’a bırakmıştı ama savaşla birlikte zorlu günler beraberinde gelmişti. Her gecen gün bir öncekini aratmaktaydı.

Savaş bütün hızıyla sürerken 1943’un sonuna doğru Almanlar için savaşın gidişatı belli olmuş, daha fazla savaşacak gücünün kalmadığı ortaya çıkmıştı. Sovyet askerleri 1944 yılının Ocak ayında Oder Irmağı’nı geçerek önce Budapeşte’ye, Nisan başında ise Viyana’ya girerek Berlin’e doğru ilerlediler ve 25 Nisan’da Berlin’i kuşattılar.

Kentin merkezindeki bir yer altı sığınağında kalan Hitler ise, savaşın kaybedildiğini anlayarak 30 Nisan’da intihar etti.

Ruslar artık Berlin’deydiler. Şehrin hemen her noktası Rus işgali altındaydı. Yağma ve talan Almanya’da artık sıradan bir işti. Taciz ve tecavüzün bininin bir para olduğu o günlerde asil mesele hayatta kalmak ve tatlı canını kurtarmaktı. Bu zor şartların hüküm sürdüğü günlerde Rus İşgal Komutanlığı bir bildiri yayınlamıştı. Bildirideki kesin emre göre her yer, Rus askerlerine açık tutulacaktı.

Savaşın acımasız yüzünü bütün çıplaklığıyla çoktan gören Peştemalcıyan ailesi de emre mecburen uymuştu. Halı mağazalarının kapılarını açarak Rus askerlerinin yağmaya gelmesini endişe ile bekleyen ailenin bu bekleyişi fazla uzun sürmedi. Peştemalcıyan Halı-Kilim Mağazası’ndan içeriye gürültü ve patırtı ile kılıksız, vahşi görünüşlü, Moğol tipli ve silahlı iki asker yüksek sesle bağıra çağıra konuşarak girdi. Askerlerden biri halılarla ilgilenirken diğeri, genç kızlarını da aralarına alarak hareketsiz bir şekilde endişe ile olup biteni gözleri ile takip eden Peştemalcıyan ailesine yöneldi. Etrafa şöyle bir göz atıyormuş gibi yaptıktan sonra genç kıza doğru yaklaştı ve elini uzattı. Aram Peştemalcıyan gayrı ihtiyari ve seri bir hareketle askeri bileğinden sıkıca yakaladı. Çekik gözlü asker bu ani tepki üzerine tabancayı çekti ve Peştemalcıyan’ın şakağına dayadı.

Aram Peştemalcıyan, adeta taş kesilmiş karısına dönüp ağzından

– “Şimdi b..ku yedik” cümlesi döküldü.

Bu sözleri işitince irkilen asker silahını indirerek sordu:

– "Ne dedung? Ne dedung?…"

Baba Peştemalcıyan olayın şoku içerisinde, ister istemez söylediği sözleri tekrarlamak zorunda kaldı:

– "Simdi b..u yedik".

O anda sanki bir mucize oldu. Asker ani bir hareketle silahını indirerek yıllar sonra bir dostunu görmüş biri gibi büyük bir sevinçle Peştemalcıyan’ın boynuna sarıldı. Peştemalcıyan şok üstüne şok yaşıyordu. Olayı kavramaya çalışıyor ve askerin Kırgız ağzıyla,

"Miz gan gardaşiz, min sinig gardaşmam" yani

"Biz kan kardeşiyiz, ben senin kardeşinim" derken sevinçten çılgına dönmesini hayretler içinde seyrediyordu.

Mağazayı basanlar, Rus ordusundaki Kırgız askerlerdi ve karşılarında Türkçe konuşanları görünce büyük şaşkınlık yasamışlardı. Olay anlaşılıp şok atlatılınca Peştemalcıyan ailesi rahat bir nefes aldı. Askerler özür dilediler, çaylar içildi, konuşmalar uzadı ve iki asker sonraki günlerde mağazaya gönüllü bekçilik yaptılar.

Sovyet ordusunda farklı milletlerden askerler vardı. Bu iki Kırgız asker de Sovyet ordusu ile Berlin’e kadar gelmişlerdi ve 1945’te Sovyetlerin Nazi Almanya’sına karşı zaferinin tescili anlamına gelen Sovyet bayrağını Almanya’nın başkenti Berlin’e diken üç Sovyet askerinden biri de, Dağıstanlı Abdülhakim İsmailov idi.

Savaş bitmiş, sıkıntılı günler geride kalmıştı. Peştemalcıyan ailesi bir gün Berlin’deki mağazalarını gezen bir Türk gazeteciyle tanıştılar ve gazeteciyi evlerine davet ettiler. Yaşadıkları olayı büyük bir heyecanla ve yeniden yaşıyormuşçasına tekrar tekrar anlattılar. Hayatlarını kurtaran sihirli cümlenin Peştemalcıyan ailesi için neler ifade ettiğini, hayatta kalmalarına sebep olan bu sözleri bir hattata yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini ve bu anı her zaman hatırlamak istediklerini söylediler. Gazeteci, onlara bu konuda yardımcı olabileceğini söyledi ve Türkiye’ye dönüşünde verdiği sözü yerine getirmek üzere hattat ve mucellid Emin Barın’ın Çemberlitaş’taki atölyesine gitti.

Emin Barın kendisinden yazılması istenen cümleyi duyunca şaşırdı. Zira ilk defa böyle ilginç bir taleple karsılaşıyordu. Hemen "Yazarım" diyemedi, düşünmek için zaman istedi ve kendisi de Almanya’da cilt eğitimi sırasında yaşadığı savaş günlerini hatırlayınca işi kabul etti. Bir hafta sonra yeniden gelen gazeteciye ibareyi yazabileceğini söyleyerek bu fotoğrafını görmüş olduğunuz “celi sülüs” levhayı hazırladı. Levhanın etrafı "Hatip ebrusu" ile süslendi ve Almanya’ya doğru yola çıktı.

Levhanın hikâyesi iste böyle…

Hayat kurtaran argo bir cümle ve bu argo cümlenin hattat elinde sanat eseri bir levhaya dönüşmesinin öyküsü…

Emin Barın, dostlarına daha sonraları "Hadise o kadar ilgi çekiciydi ki gazeteci dostumdan dinleyince teklifini kabul etmek zorunda kaldım" diyecekti. Levha, Peştemalcıyan ailesinin artık dostu olan gazeteci tarafından Berlin’e götürüldü ve 17 Temmuz 1966 tarihli Yeni Gazete’ye de "Levhaya Bir Ailenin Hayatını Kurtaran Argo Cümle Yazıldı" başlığıyla haber oldu.

PKK DOSYASI /// Bülent Erandaç : PKK-KCK’nın ağababası Almanya-Fransa (2)

23 AĞUSTOS 1514. TÜRK-KÜRT kardeşliğinin bayrağı ÇALDIRAN SAVAŞI’NIN 501’inci yıldönümü kutlu olsun… ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol (20 Şubat 1922) İstanbul’dan Washington’a gönderdiği “Kürt raporunda” şöyle yazıyordu: “Osmanlı toprakları (Mezopotamya) petrol yatakları nedeniyle entrikalara sahne olmaktadır. İngilizler petrol bölgesini denetim altına almak için Kürtler’i Türkler’e karşı kullanmak istemektedirler. Oyun içinde oyun. Fransızlar da çıkar sağlamanın peşindedir…” 1922-2015, aradan geçen 93 yıla rağmen, Derin Avrupa Kürt stratejisi hiç değişmemiştir.

Kürt kardeşlerimizin kaderiyle oynayan emperyalizmdir… Birbirinden farklıymış gibi görünen aşağıdaki olayları beraber okursak, aslında bire bir çakıştığını, üst üste oturduğunu anlamakta gecikmeyiz:

1) Almanya’nın Peşmerge’ye yolladığı silahlar PKK’nın eline geçti. (Şubat 2015) Türkiye Almanya’yı uyardı. Irak’a gönderdiği zırh delici güdümlü füzeler ile DM51A1 tipi parça tesirli el bombalarının PKK’nın eline nasıl geçtiğinin belirlenmesini istedi.

2) Adana’da çok sayıda Milan Tanksavar Füzesi kartuşu bulundu. (14 Ağustos 2015) Almanya peşmergeye göndermişti Milan tanksavarlarını. PKK-PYD’de Kobani’de kullanıyor. MILAN FÜZESİ, Alman-Fransız ortak yapımı anti-tank füzesidir. Uzaktan bir kablo yardımıyla kontrol edilen ve 2000 metre menzili füze helikopterlere karşı da kullanılıyor.

3) Alman Savunma Bakanı Von der Leyen, Bild am Sonntag gazetesinde Türkiye’nin hava harekâtı kapsamında PKK hedeflerinin vurulmasını eleştirdi. (Temmuz -2015)

4) Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Türkiye’yi PKK ile çatışmalar konusunda uyardı, PKK ile çatışmaların arttığı süreçte yaşanacak bir aksamanın (PYD) bölge için ölümcül sonuçlar doğurabileceğini iddia etti. (Ağustos-2015)

5) Takvim Gazetesi Gen. Yay. Yönetmeni Ergün Diler yazdı: ( 21 Ağustos 2015) “Almanlar her taşın altında. Türk istihbaratının KİLİS’in 30 kilometre dışındaki araziyi temizlemesi ALMAN IŞİD’i adeta bitirdi. Suruç’taki saldırı Alman IŞİD tarafından gerçekleştirildi. Suruç’taki patlayıcı Alman malı.”

6) Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, terör örgütü PYD/PKK Eşbaşkanı Asiya Abdellah ile kadınlardan sorumlu Nassrin Abdalla’yı Elysee Sarayı’nda ağırladı. Fransa’nın PYD’ye silah ve lojistik destek vereceğini söyledi. (Şubat 2015)

Yukarıda sıraladığım paragraflar, buram buram bölücü terör PKK-PYD-KCK’nın arkasında konumlanan Almanya-Fransa’yı net biçimde deşifre ediyor. Konuyu biraz daha açmak için, Suruç katliamının öncesi ve sonrasını masaya yatıralım: PKK-KCK’yı, yalnız iç dinamiklerle izah etmeye çalışmak, KÜRESEL PLANLARI bilmemek demektir.

PKK, dış ülkeler tarafından kullanılan taşeron bir örgüttür. 1978’lerde kurulmuş, bu büyüklükte bir örgütün yaşaması için birkaç ülkenin istihbarat desteğini alması, silah temin etmesi gerekiyor. Desteği veren ülkelerin Türkiye üzerinde emelleri yoksa neden destek versinler? Kandil destek alıyor, diyet borcunu ödüyor… PKK-KCK, ağabalarına güvenerek Türkiye’ye operasyon çekmeye teşebbüs ediyor. Neden acaba?

Türkiye 2002’den itibaren büyük hamleler yapmaya başladı. Ekonomik, siyasi ve politik olarak büyüyordu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2009’da barış ve kardeşlik stratejisi ile kangren olmuş KÜRT Meselesini çözmeye karar verdi. 2013 yılı; Öcalan, Nevruz’da son nokta koymaya çalıştı. Bu işin sonucu belliydi. Yeni Türkiye, Ortadoğu’nun kılcallarına rahatça girecekti. Sınırlarımız büyümese bile etki alanımız büyüyecekti.

Neredeyse Ortadoğu’yu, Avrasya’yı, Kuzey Afrika’yı etkileyecek noktalara geliyorduk. O bölgelerin kanını emen ülkelerin ayaklarına basmış olduk. 2013 yılında (100 yıl önce) Ortadoğu haritasını çizen İngiltere-Fransa ve Avrupa lideri Almanya, Yeni Türkiye’yi masaya yatırdı. Türkiye’yi Bölme planlarının Ağababaları, Kandil’e yeni görev emrini verdi:

“ÖCALAN’I PASİFİZE ET. YENİ TÜRKİYE’Yİ DURDUR”

SONUÇ: Ve… Kandil Baronları-PKKKCK, Suruç katliamını işaret fişeği gibi kullanarak, saldırıyor. LANETLİYORUZ. Asla unutulmasın. Her karesi şehit kanıyla sulanmış Anadolu topraklarını bölmeyi düşünenler akıttıkları kanda boğulacaktır.

ALMANYA DOSYASI /// Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk : Almanya Türkiye’nin Gerçek Dostu mu ?

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Almanya, Suriye’den olası bir füze saldırısına karşılık Ankara’nın NATO’dan talebi doğrultusunda 2012 yılında Türkiye’ye yerleştirdiği Patriotları geri

çekme kararı almıştır.

Savunma Bakanlığının internet sitesinde yer verilen açıklamada, birliğin görevinin “Suriye’den Türkiye topraklarına balistik füze atılma ihtimalinin azalması” sebebiyle 31 Ocak 2016 tarihinde sona ereceği bildirilmiş ve yaklaşık 100 askerin Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ve Irak güvenlik güçlerini eğitmeyi sürdüreceği belirtilmiştir.

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen Patriot birliğinin son 3 yılda başarıyla görev yaptığını belirterek şunları söylemiştir: “Şimdi Ocak 2016’da görevini sonlandırıyoruz. Krizlerle çalkalanan bölgede tehdit durumu başka bir odak noktası olan terör örgütü DAEŞ’e kaydı ancak bölgenin istikrarı için Kürt ve Irak güvenlik güçlerini eğitmeye devam ederek bölgede kalacağız. UNIFIL çerçevesinde Doğu Akdeniz ve Lübnan açıklarında gemilerimiz göreve devam edecek.”

Geçen yıl da Hollanda aynı gerekçeyle Adana’da konuşlu Patirotları geri çekmiş, yerine İspanya’dan Patriotlar gelmişti. Almanya’dan sonra ABD de Patriotlarını geri çekme kararını açıklamıştır.

Almanya’nın Patriotlarını çekmesi beklenen bir gelişmedir. Çünkü Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck Berlin’deki bir kilisede 23 Nisan 2015 tarihinde şunları söylemişti:

“Adolf Hitler bizzat 22 Ağustos 1939 günü Polonya’ya karşı savaş planlarını izah ederken Alman ordu birliklerinin üst düzey komutanları önünde yaptığı konuşmasında Polonya asıllı olan ve Lehçe konuşan erkek, kadın ve çocuğun ölüme gönderilmesini istiyor. Konuşmasını herkesin de kayıtsız kalması beklentisiyle yönelttiği şu soruyla noktalıyor: Ermenilerin yok edilmesini bugün kim konuşuyor ki?”

Almanya, Kobani’de Türkiye’nin itirazlarına rağmen PKK’nın Suriye’deki yapılanması olan YPG’ye silah yardımında bulununca dengeler değişmiştir. Al Jazeera’ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB’li kaynaklar Kobani’ye BKC ağır makinalı tüfek, RPG-7 roketatar ve sayısı belli olmayan Alman malı mühimmat gönderildiğini açıklamıştır.

Şehit Binbaşı Arslan Kulaksız da böyle bir roketatarla ve otomatik silahlarla vurulmuştur.

Hatırlamakta yarar vardır. Alman Kaiser’i ile görüşen (1908) ABD’li gazeteci kılığındaki Paul L. Lochner ABD’nin Osmanlıyı parçalama planlarını sunmuş ve mutabakat sağlamıştı. 1911 yılında yayımlanan aşağıdaki kitapta bulunan haritada Anadolu’nun bulunduğu bölümde “Deutschland” yazılıdır.

Alman İstihbarat Teşkilatı Başkanı Gerhard Schindler, 14 Ekim 2013 tarihinde “Kürtleri Hıristiyanlaştırmak, Türkler’in Avrupa’yı İslamlaştırma misyonunu sonsuza değin yok etmenin en ideal yolu olduğu” nu söylememiş miydi? Gerhard Schindler’e o tarihte gerek Kürtlerden ve gerekse Türklerden cevap veren olmamıştı.

Almanya sözüm ona Türkiye’nin dostu ve de müttefiki. Oysa bu ülkede üniversiteye giden Türk gençlere Karşılaştırmalı Edebiyat dersi adı altında sözde Ermeni soykırımı ile ilgili gerçek dışı bilgiler verilmektedir. 1915 olaylarını bir açık oturumla tartışmaya açmak isteyenlerin üniversiteye girmesi yasaklanmaktadır.

Duisburg-Essen Üniversitesi’nde öğretmen adayı Türk gençler bu dayatma ile karşı karşıyadır.

Ulusal basında yer alan bir habere göre Almanya’da faaliyet gösteren Barış İçin Diyalog Derneği bu dersi veren Türk profesör Kader Konuk’a mektup yazarak okulda bir açık oturum düzenlenmesini talep etmiştir. Dernek yöneticileri yazdıkları üç mektuba cevap alamayınca okulda durumu anlatan bir bildiri dağıtmıştır. Rektör, önce okula polis çağırmış, daha sonra dernek yöneticilerinin içeride bildiri dağıtması yasaklanmıştır.

Duisburg-Essen Üniversitesi, Almanya’da Türkçe öğretmen yetiştiren tek üniversitedir.

Üniversitenin Türkistik bölümünde öğrencilere mecburi Karşılaştırmalı Edebiyat dersi verilmektedir. Dersin dikkat çeken yanı işlenen tek konunun sözde Ermeni Soykırımı olmasıdır. Soykırım tezlerine ilişkin kitapların okunduğu derste, Türk tezleri işlenmemektedir. Öğrenciler tartışmaya açık olmayan konuları, dersi geçebilmek için işlemek zorunda bırakılmaktadır.

Bu duruma itiraz eden Barış İçin Diyalog Derneği yöneticileri, dersi veren Türkistik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kader Konuk’a Mayıs ayında bir mektup yazarak konunun tartışmaya açılmasını önermişlerdir. Mektupta, “1915 olaylarının soykırım olmadığını gösteren belgelere sahibiz. Bu meseleyi Duisburg-Essen Üniversitesi’nde bir açık oturumda ele alalım” teklifinde bulunulmuştur ama mektuba cevap verilmemiştir.

Konuk’tan cevap alamayan dernek yöneticileri durumu Rektör Prof. Dr. U. Radtke’a iletmiştir. Rektörlüğün de sessiz kalması sonucunda Dernek Başkanı Ali Söylemezoğlu ve yönetim kurulu üyesi Ümit Rahmi Tuncel, Temmuz ayında öğrencilere bildiri dağıtmışlardır.

Bildiri’de Konuk’a, “Ermeni meselesini gündeme getirdiğiniz için size teşekkür ediyoruz, çünkü böylece bizleri kendi tarihimizi öğrenmeye teşvik ettiniz. Ermeni meselesini gündeme getirdiğiniz fakat açık oturum davetimize cevap vermediğiniz için de size teşekkür ediyoruz. Çünkü böylece kendi iddianızı bizim karşımızda savunmaya cesaret edemediğinizi gösterdiniz. Demek ki kendi söylediklerinize kendiniz de itimat etmiyorsunuz. Sizin sessiz kalmanız da bir cevaptır, kendi iddianıza kendinizin de pek güvenmediğini göstermektedir. Buna da teşekkür ederiz” denilmiştir.

Rektör Radtke bildirinin dağıtıldığı dördüncü gün Konuk’a hakaret edildiği iddiasıyla okula polis çağırmıştır. Söylemezoğlu ve Tuncel’in yanına gelen polisler dağıtılan bildirilerde suç unsuru olmadığı için işlem yapmadan geri dönmüştür.

Olayın ardından 23 Temmuz günü Rektör Radtke Derneğe cevap vermiş ve bildirilerin “düşmanca” olduğu iddia edilmiş, alınan kararla Derneğin üniversitede bildiri dağıtmasının yasaklandığı bildirilmiştir.

Bu nasıl bir çifte standarttır ki demoktatik olduğu varsayılan bir ülkede bir grubun demokratik hakkı yok sayılmaktadır.

ALMAN ERGENEKONU DAVASI : Almanya’da iddianame kabul edildi

Erdoğan’ın eski danışmanı, casusluktan yargılanacak

Almanya’da aralık ayında ajanlık iddiasıyla gözaltına alınan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ve iki Türk hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi.

Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi, söz konusu kişiler hakkında ‘yeterli suç şüphesi’ olduğu kanaatiyle dava açılmasına karar verdi. İlk duruşma 9 Eylül 2015 tarihinde yapılacak.

Almanya’da aralık ayında ajanlık iddiasıyla gözaltına alınan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ve diğer iki Türk hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi. Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi, söz konusu kişiler hakkında ‘yeterli suç şüphesi’ olduğu kanaatiyle dava açılmasına karar verdi. Davanın ilk duruşması 9 Eylül’de Koblenz şehrinde yapılacak. Dosyada Gergerlioğlu ile 59 yaşındaki Türk vatandaşı Ahmet Duran Y. ve 34 yaşındaki Türk kökenli Alman vatandaşı Göksel G.’nin adı geçiyor. 17 Aralık 2014 tarihinde gözaltına alınan Gergerlioğlu halen cezaevinde bulunuyor. Muhammed Taha Gergerlioğlu, Başbakanlık Sosyometri Danışmanlığı, TMSF Denetim Kurulu üyeliği, Halk Bankası İcra Kurulu üyeliği de yapmış bir isim.

Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi, ‘Bir finans danışmanına ve iki kişiye açılan dava’ başlığıyla dün yaptığı açıklamada iddianamenin içeriğine dair bilgiler paylaştı. Buna göre Gergerlioğlu, birçok gayri resmi gizli servis çalışanı ve diğer iki sanığı yönlendirdi, idare etti, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) için casusluk faaliyeti gerçekleştirdi. Gergerlioğlu’nun talimatıyla Ahmet Duran Y. ve Göksel G., Şubat 2013’ten yakalandıkları Aralık 2014’e kadar Almanya’da yaşayan Erdoğan muhalifleri hakkında bilgi topladı. Bu kişiler, özellikle Almanya’daki Kürtlerin protesto gösterilerini izledi ve eylemler hakkında Gergerlioğlu’na bilgi verdi. Gergerlioğlu da bu bilgileri “karanlık kişiler” üzerinden Türk istihbaratına ulaştırdı. Mahkemenin açıklamasında dava sürecince 25 oturum gerçekleştirileceği ve davanın 23 Aralık 2015 tarihine kadar devam edeceği bildirildi.

Alman Focus dergisi, iddianameye dayanarak geçtiğimiz ay verdiği haberinde Alman istihbaratının uzun süre Gergerlioğlu ve ekibinin telefon görüşmelerini dinlediğini iddia etmişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise iddianamede adı geçen kişilerin Milli İstihbarat Teşkilatı ya da Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile bir bağı olmadığını söylemişti.

FETULLAHÇI SAVCILAR DOSYASI : Öz ve Kara’nın Almanya’ya kaçma nedeni

Eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Almanya’ya kaçışının perde arkasındaki nedeni. İstihbarat birimlerinin verdiği bilgiye göre, ikili devletin gizli belgelerini de kaçırmış.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Zekeriya Öz’ü Almanya’dan istemesinin ardından darbe savcılarının neden Almanya’ya kaçtığı merak konusu oldu. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin haklarında yakalama kararı çıkardığı eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara önce Gürcistan’a ardından Ermenistan’a, son olarak da paralel yapının çok güçlü olduğu Almanya’ya kaçtı. Bir yandan savcılığın kırmızı bülten için hazırlığı sürerken diğer yandan da kaçak eski savcıların kritik isimler olması nedeniyle istihbarat birimleri tüm irtibatları mercek altına aldı. İstihbarat birimleri tarafından izlerinin bulunmasıyla ilgili de çalışma başlatıldı.

GARANTİ PEŞİNDE

Öz ile Kara’nın firar etmeden önce görüştüğü kişiler, attıkları tüm adımlar takibe alındı. Öz’ün devletin gizli belge ve bilgilerini de yanında götürdüğü öğrenildi. Öz’ün özellikle hükümete karşı kullanılabilecek belgeleri Türkiye’ye iade edilmemesi karşılığında Alman istihbarat birimleriyle paylaşacağı değerlendiriliyor.

ALMANYA KORUYOR

Almanya, paralel yapıyı Türkiye’ye karşı tavırlarından dolayı koruyor. Örgüte bütçeden pay verildiği de Merkel hükümeti tarafından itiraf edildi.

Paralel yapının son dönemlerde Türkiye karşıtı politika izleyen Alman hükümeti tarafından adeta korunduğu ortaya çıktı. Almanya Sol Parti’den Dr. Gregor Gysi’nin paralel yapıya yönelik soru önergeleri bunu kanıtladı.

İTİRAF ETTİ

29 Eylül 2011 tarihli soru önergesinde "Gülen cemaati ile Alman kamu kurum ve kuruluşları arasındaki bağlantıların sorulduğu önergeye verilen cevap skandal itiraflar içeriyor ve çok kritik sorulara cevap verilemediği dikkat çekiyor. Merkel hükümeti tarafından verilen cevapta Gülen örgütünün Alman istihbarat örgütleri tarafından izlenmediği, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin Türkiye’de ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ gibi Gülen örgütüne bağlı sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimde olduğu, ve örgütün bütçeden para aldığı ifade ediliyor.

ÖRGÜTE PARA AKTARIYOR

Alman hükümeti paralel yapıyı ‘dini temelli organizasyon’ olarak aklayıp iddia edilen faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin hiçbir kanıt bulamadıklarını söylüyor. Paralel yapının Almanya’daki ‘Pangea Wettbewerb’ adlı bilim olimpiyatlarını övüp bu yarışmanın Eğitim Bakanlığı tarafından desteklendiğini de itiraf ediyor.