Etiket arşivi: AMERİKA

AK PARTİ DOSYASI : Bu Pilav Daha Çok AKP Kaldırır

Eli Müslüman Kanına bulaşmış ABD’liler Müslümanlara Pilav Dağıtırken – Üsküdar/Temmuz 2012

AKP’nin varlık sebebi aşağıdaki fotoğrafta gizli.

İstanbul’daki İngiliz işgal kuvvetlerinin casusu A.Ryan’ın 1919’da sarfettiği aşağıdaki sözü ile beraber daha bir anlam kazanıyor.

"Amacımız bölmek ve hükmetmek olmalıdır. Biz gerçek ideali ‘din’miş gibi davranacak, çıkarcı bir grubu idareci olarak takdim etmeye çalışacağız.”

"İslamcı" postu ile iktidar sahnesine çıkartılanların tek görevi AB-D’nin projelerinde eşbaşkanlık yapmak değil. Aynı zamanda eli kanlı AB-D’yi Müslüman kitleler nezdinde meşrulaştırmaları da küreseller açısından paha biçilmez bir hizmet.

Tayyip Erdoğan’ın 31.03.2003 tarihinde Wall Street Journal’e yazdığı makalede, işgalci ABD askerlerine duacı olduğu vicdan karası günden bu yana, bu ülkede vicdan AKP’nin sivil postalları altında eziliyor. Son olarak Suriye’de kardeşi kardeşe kırdırtan NATO oyunlarına alet olan AKP, bu sayede kanına girdiği Müslüman sayısını bir kat daha arttırdı.

Bu süreçte Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’nun "lideri" olarak cilalandığı aşikar. Ama Davud’un oğlunun, Davud’un oğulları ile eşgüdümlü olarak yürüttüğü "sıfıra sıfır elde var sıfır" politikası sonucunda bu bu cilada dökülmekte.

Fakat AKP’nin AB-D’ye sunacağı hizmet o kadar boyutlu ki; sadece Suriye’de değil, Üsküdar’da bile karşınıza çıkabiliyor.

Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi.

Resimde; ABD Büyükelçisi ve ekibini Üsküdar’da iftar vakti orucunu bozan Müslümanlara pilav dağıtırken görüyorsunuz.

AKP’nin Üsküdar Belediye Başkanı ; dinler arası diyalog/kardeşlik gibi sloganlar altında bu sahnenin PR’ını yapıyor.

Ve bu vesile ile, elinde milyonlarca Müslüman’ın kanı olan ülkenin Büyükelçisi, bir tabak pilav üzerinden Müslümanlara sevimlilik yapıyor.

Bu kalabalıktan bir "Müslüman" çıkıp da, bu eli kanlı ABD’linin elinden pilav yemeyi reddetmiyor.

Anlayacağınız bu pilav daha çok AKP kaldırır.

Açık İstihbarat

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Bülent ESİNOĞLU : Amerikan İslam’ı ve Avrupa Solu

Amerikan İslam’ı ve Avrupa Solu

Suriye’de, kalleş bir Haçlı saldırısını yaşadığımız şu günlerde; ölseler bir araya gelmeyeceklerin, bir arada olduklarını görürüz.

Dikkatinizi çekmiştir.

Avrupa sosyal demokratlarının, Suriye saldırısını, ya desteklediklerini, ya da sessiz kaldıklarını görüyoruz.

Neden sosyal demokrasi bu tür saldırılara sessiz kalır” sorusunun cevabı; Türkiye’de “sosyal demokratlar neden Kemalizm’den kaçar” sorusuna verilecek cevapla aynıdır.

Önce Avrupa’dan başlayalım.

Avrupa’da sosyal demokrasi partisi, kapitalist sistemin iki ana partisinden birisidir.

Batı’da solun iktidara gelmesini önlemek için, sosyal demokrasi, köklerinden koparılmış, “sivil toplumculuk” düzeyine indirgenmiştir. Giderek, sosyal demokrasi, emek karşıtı ve büyük sermaye yanlısı olmuştur. İşçisine, dış dünya sömürüsünden, pay verecek kadar solcudur.

Sömürü kanalları daraldıkça, aynı liberaller gibi, siyasetler yürüte gelmektedir.

Emperyal saldırıyı onaylarlar. (CHP’nin Libya saldırısında, AKP ile birlikte hareket ettiği gibi)

Bir kez büyük sermayeden yana olunca, onun Haçlı saldırısından da, yana olunur.

Avrupa solunun (artık sol denilemez) kalleş, örtülü savaşa sessiz kalması, sınıf çıkarı nedeni iledir.

Peki, Türkiye’nin sosyal demokratları, neden Suriye’deki kalleş savaşa karşı olmazlar?

Ya da soruyu şöyle soralım. Mustafa Kemal, CHP’nin başında olsaydı, bölgedeki kalleş, örtülü savaşa nasıl tavır alırdı?

Ülkenin CIA elemanlarınca, yönetilmesine evet der miydi?

Ülkenin içinde terör kampları kurdurtur muydu?

Halktan yana olmak demek onun emeğinden yana olma demektir. Çünkü halkın çoğunluğu emekçidir. Halkçı olma, bir sınıftan yana olma anlamını taşır.

Rehberiniz, halk (emek) olursa, doğruları bulmanız, saldırganların hilelerini görmeniz de kolaylaşır.

Suriye’deki örtülü savaşa, neden egemen sınıflar destek veriyor da, “halkımız neden olmaz, diyor”un açıklaması budur.

Amerikan İslam’ı halkın İslam’ı olmayıp, belli çıkar çevrelerinin İslam’ı olması nedeni ile Suriye örtülü savaşını desteklemektedir.

Ana akım medyanın, Amerikan kirli savaşına nasıl destek veriyor, bu güne ait, iki örnek ile hatırlatalım.

Birinci saptırma Hürriyet gazetesinden geldi. Sözde, Lavrof Esad’ı istemiyormuş.

Manşet böyle verilmiş.

Halbuki haberin İngilizce ve Rusçasına bakınca, saptırıldığını hemen görüyorsunuz.

Haber; Batının psikolojik savaşı gereği, Esad’a yer araması ile ilgilidir.”Esad’a Rusya’da yer sağlar mısınız” sorusuna karşılık. “Bizim Esad’ı misafir etmek gibi bir planımız yok” karşılığıdır. Yoksa Rusya’nın Suriye’ye olan desteğini çektiği anlamını hiç taşımıyor.

Tamamen içerdeki yandaşları rahatlatmaya yönelik bir haber. Sanki siyasi iktidar doğru siyaset izliyormuş da, Rusya’da bu siyasete paralel davranıyormuş, görüntüsü çizip, günü kurtarmak. Amerikancı görüntüyü karartmak.

Rusya’nın Suriye desteğini muğlaklaştırmaya yönelik, Türk halkı üzerinde psikolojik savaş.

İkinci yalan, bir haftadır sürüyor. Halep, çapulcularının elindeymiş de, Esad Halep’i ele geçirmek için büyük hazırlık yapıyormuş.

Durum tam tersidir. Örtülü savaşın tarafları, toplayabildikleri en büyük gücü toplayıp, Halep’e saldırı hazırlığında olduğunu gizlemek.

Bölgede İslam’ın siyasallaşması, sadece emperyalizmin işine yarar. Amerika ve müttefikleri zor durumdadır. Ellerinde sadece AKP vardır. Bölgeyi AKP eliyle din savaşlarına sokma peşindedirler.

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu

TEKNİK TAKİP DOSYASI /// ERKUT ERSOY : ABD İNGİLTERE İSTİHBARAT AĞI VE TÜRKİYE

Echelon, Dünyadaki bütün telefon, faks, telsiz, SMS ve elektronik posta iletişimini dinleyen sistem.

İnsandaki haber alma, öğrenme, bilme, anlama, dinleme isteği, beyinsel bir dürtü. Son yüzyılda yüksek teknolojik gelişmeler, istihbarat alanındaki çalışmalarla yürümektedir.

Dünyanın gizli bir kulak tarafından dinlendiği 1960 yılında ortaya çıkmıştı. 6 Eylül 1960’da Rusya’ya iltica eden iki NSA görevlisi, Bernon Mitchell ve William Martin, Moskova’da bir basın toplantısında NSA’nın 2000 dinleme istasyonuyla, bunların kurulu oldukları ülkeler de dahil olmak üzere en az 40 ülkenin gizli haberleşmesini dinlediğini açıkladılar. Dünyanın her yanına dağılmış olan istasyonlardaki binlerce analist şüphelilerin mesajlarını izliyordu.

Sonradan kurulan Echelon ise dev bir kulak olarak, Dünyadaki bütün telefon, faks, telsiz, SMS ve elektronik posta iletişimini dinleyen sistemdi. ABD’nin sürekli inkar ettiği Echelon’un varlığı resmi olarak ilk kez, 23 Mayıs 1999’da Avustralya, Canberra’daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü (DSD) Başkanı Martin Brady’nin ülkesinin 50 yıldır varolan ve gizlenen küresel bir elektronik izleme sisteminin parçası olduğunu açıklamasıyla kabul edildi. Bu gelişme, üye ülkeleri en çok da ABD ve İngiltere’yi rahatsız etti. Sisteme 5 ülke üye idi ve diğer üyeler, Yeni Zelanda ve Kanada idi. Ayrıca, çeşitli müttefik ülkelerde de Echelon’un üsleri bulunuyordu.

Echelon’un kökleri İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanıyor. Nazi ‘Almanya’sına karşı savaşta ittifak yapan İngiltere ve ABD, doğal olarak istihbarat alanında da yakın bir işbirliği yaptılar. Alman şifre makinesi Enigma’nın şifresini çözmekle görevlendirilen matematikçi ve bilgisayar teknolojisinin önderi Alan Turing ve ekibi, şifreyi başarıyla çözdü ve anahtarını Amerikalılar’a da verdi. Amerikalılar da Japonlar’ın askeri şifrelerini çözerek İngilizler’e verdi. İki ülke radyo haberleşmelerini dinlediler ve yüzbinlerce gizli mesajı çözdüler.

Savaş sonrası NSA ve İngiliz Devlet İletişim Karargahı GCQH 1947 yılında UKUSA (İngiltere-ABD) anlaşmasını imzalar. Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın elektronik istihbarat birimleri de anlaşmaya katılır. Nihayet Batı Almanya, Danimarka, Norveç ve Türkiye de UKUSA kapsamına üçüncü ülkeler olarak eklenirler.

Dünya’yı izlemek üzere İngilizce konuşan beş ülke işbirliği yapar. İngiltere; Afrika ile Urallar’a kadar Avrupa’yı, Kanada; kuzey enlemleri ve Kuzey Kutbu’nu, Avustralya da; Okyanusya’daki iletişimi izleme sorumluluğunu üstlenir. Echelon sisteminde üye ülkeler adına Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Kanadalı (CSE), İngiliz (GCHQ), Yeni Zelandalı (GCSB) ve Avustralya’daki DSD (Savunma Sinyalleri Müdürlüğü) görev yapıyor.

Sistemin varlığının ilk kez Echelon’a üye ülkelerden biri olan Avustralya tarafından kabul edilmesinden sonra Avrupa Birliği harekete geçer. ABD’den istihbari olarak geri kalmamak için, bir rapor hazırlatılır. Echelon hakkında Avrupa Parlamentosu’ndaki ilk rapor 1988’de yayınlanır. AB raporuna göre; ABD, Avrupa’daki telefon, faks ve e-posta haberleşmelerinin %90’ını Echelon sistemiyle denetliyor.

İtalya, Echelon’un bilgi toplama yöntemlerinin İtalyan kanunlarına aykırılığının incelenmesi için bir komisyon kurar. Danimarka Parlamentosu da benzer bir araştırma başlatır. Ve 1999’da, ABD’deki elektronik mahremiyet örgütü EPIC, Echelon’la sorun yaşar.

ABD’nin uluslararası ihalelere girecek Amerikan şirketleri için rakiplerin ticari sırlarını çalmak için de sistemi kullandığı öne sürülür. İddiaya göre, ABD firmalarının katılacağı ihalelerde rakip şirketlerin iletişimi dinlenerek milyarlarca dolarlık kazanç sağlar. Avrupa Birliği, İngiltere dışında bu ağa karşı engelleme çalışmalarını sürdürüyor.

Avrupa Parlamentosu’na 1999’da elektronik istihbarat konusunda sunulan ikinci raporun yazarı olan Duncan Campbell’e göre Echelon; ABD’nin en büyük istihbarat örgütü olan Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) tarafından, ticari ve askeri iletişim uyduları aracılığıyla yapılan haberleşmeyi kaydedip incelemek için geliştirilen bir araç. Sistemin öteki parçaları da internet, yeraltı ve denizaltı haberleşme kabloları, telsiz haberleşmesi ya da büyükelçiliklere yerleştirilen gizli aygıtlar aracılığıyla yapılan her türlü iletişimi zaptediyor ya da özel uydularla haberleşme sinyallerini topluyor.

AB’ye üye ülkeler, ABD’nin internet de dahil olmak üzere dünya iletişimini gizli bir biçimde takip etmekte kullandığı Echelon’a alternatif dinleme sistemi Enfopol kuruyor.

Rusya, Çin, Danimarka, Hollanda, İsviçre, Fransa ve İsrail de benzer sistemler kullanıyor.

ABD’nin dinleme faaliyetlerini; NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı), FBI (Federal Araştırma Bürosu) ve CIA yürütür. ABD’nin ‘en büyük kulağı’ olan NSA, Başkan Harry S. Truman’ın 24 Ekim 1952’de imzaladığı ‘çok gizli’ genelgeyle kurulur. Truman bu yeni kuruluşa, dünya çapında iletişim istihbaratı görevi verir. Önceleri diplomatların ve askerlerin şifreli telsiz görüşmelerini dinleyen NSA, uluslararası sivil telefon görüşmelerini de hedefleri arasına alır.

1960’lı ve 70’li yıllarda ortaya çıkan yönlü telsiz haberleşme ve uydu teknolojisi NSA’nın işini kolaylaştırır. Havaya çıkan radyo sinyali, telefon görüşmesi NSA’nın dünya’ya dağılmış binlerce uzmanının eline düşer. NSA, kurulduktan sonra, gizli bir iç yönetmelik çıkararak CIA ile işbölümü yapar. CIA de bir yıl sonra, FBI ile görev alanlarını belirler.

NSA’da 50 bine yakın personel var. ABD, elektronik istihbarat için yılda 20 milyar dolar harcıyor. NSA’nın Boeing 707 uçak gövdeleri üzerinde RG-135 tipi uçakları ABD hava kuvvetleri içinde bağımsız olarak görev yapıyor. ABD donanma gemileri okyanus ve denizleri denetliyor. NSA’nın yer istasyonları ABD büyükelçiliklerinde ya da ABD’ye dost ülke topraklarında, ev sahibi ülkelerin denetimine tâbi olmaksızın faaliyette bulunuyor.

Sistemin parçaları, internet, yeraltı ve denizaltı haberleşme kabloları, telsiz haberleşmesi ya da büyükelçiliklere yerleştirilen gizli aygıtlar aracılığıyla yapılan her türlü iletişimi ele geçiriyor ve uydular vasıtasıyla NSA merkezine iletiliyor.

Peki ya; Türkiye’nin istihbarat kurumları nelerle uğraşıyor? Türkiye gündeminde neler var?

IŞİD DOSYASI : Amerika’nın IŞİD’e karşı savaşı

Özel bir araştırma ekibi AirWars’tan çıkan bir rapor göre, ABD’nin IŞİD’e karşı bombardımanı, medyada yer aldığından çok daha fazla sivilin ölümüne neden oluyor. Rapor, acımasız bombardımanlarla, ABD’nin ileri sürdüğü düzeyde bir ilerleme kaydedilmediğini ortaya koyuyor. Daha ötesi, sivil ölümleri, IŞİD’in en büyük üye kazanma yolu olan propagandasına, malzeme oluyor.

ABD’nin Türkiyeyle anlaşması, hava saldırılarının az sayıda sivil kayıplara neden olurken IŞİD’e karşı kesin kazanımlar sağladığı düşüncesine dayanıyordu. Türkiye ABD’ye, İHA’larla IŞİD hedeflerini vurması için, üslerini -özellikle İncirlik’i- kullanma izni verdi. Buna karşılık ABD, Türkiye’nin Suriye’deki ve Türkiye’nin doğusundaki Kürt mevzilerini vurması için yeşil ışık yaktı. IŞİD’e karşı karada kazanım elde eden tek güç -YPG ve PKK- askeri güçlerini savunma moduna sokmak için yeniden toparlamak zorunda kaldı.

Hem ABD’nin IŞİD’e karşı bombardımanları hem de Türkiye’yle olan anlaşması, IŞİD’e karşı kazanım elde edileceği fikrini temel alıyordu. Fakat ABD Ordu Genel Müfettişinin gizli araştırmasına göre, durum bu değil. Bu fikir, Savunma İstihbarat Teşkilatı ve ABD Ordusunun Merkez Komutanlığı’ndan gelen analizlere dayanıyordu. Buna göre, otoriteler bombardımanların etkinliğini abartıyordu. Geçen Temmuz’da, General John Allen, “IŞİD kaybediyor” demişti.

Savunma İstihbarat Teşkilatı’ndan bir analist, bombardımanlara ve üye kazanma yollarını engelleme girişimlerine rağmen, IŞİD Kuzey Afrika ve Batı Asya’ya kadar genişlemeyi başardı, dedi. Libya’da Sirte’yi ellerinde tutuyorlar ve yenilecek gibi görünmüyorlar. Suriye ve Irak’ta, ABD’nin 2014’te bombardımana başlamadan önce ele geçirdikleri yerleri hâlâ ellerinde ve alanlarını genişletiyorlar. Irak güçlerinin Musul’da elde edebildikleri önemli bir kazanım yok. Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) de IŞİD için ,yelik tabanı ve radikal unsur anlamında önemli bir takviye oldu. Bu ilerlemelerin hiçbiri bombardımanla durdurulamadı.

Hava bombardımanı sayesinde ABD, karaya asker sokmadan IŞİD’e karşı bir şeyler yaptığına inanmaya devam etti. Fakat bu bombardıman hiç de etkili değildi. Türkiye-Suriye sınırını kapatmak için küçük bir baskı olduğu görülüyor. Bu baskının daha azı; Kürt güçleri, Suriye hükümeti, Irak hükümeti ve radikallere muhalefet eden Suriyeli isyancıların da içinde olduğu birleşik bir cephenin inşaası için hissediliyor. Şam hükümetiyle anlaşmadan başka hiçbir şey IŞİD’i geriletemez.

Suriye’de ateşkes için İran’ın planı, Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin Suriye’deki çatışmaya yönelik müdahalesini azaltacak bir yol haritası ortaya koyabilir. ABD sonuda Türkiye için ana şalter olan Ahrar’uş Şam’la işbirliği yapmayacağını belirtti. Suriyeli isyancıların -belki de Ahrar’ın- kimyasal silah kullandıklarına dair göstergeler, Türkiye’nin bu gruplarla bağlarını koparması için yeterli olmalıydı. Suudi Arabistan, Ceyş el İslam’a arka çıktı. Şam’ın merkezine yaptıkları saldırılarla, acımasız Suriye hava güçlerinin Duma’daki pazar yeri bombardımanına neden olan Ceyş el İslam’ın işlediği savaş suçlarına ilişkin kayda değer kanıtlar var. Ne Türkiye’nin (Ahrar) ne Suudilerin (Ceyş) vekili ne de ABD’nin “ılımlıları” birbirleri tarafından desteklenme kabiliyetine sahip değil. Körfez Arapları, Türkiye ve ABD’nin oyunu tamamiyle iflas etti. Esad’ı dışarı atmak konusundaki başarısızlık, durum üzerine ciddi şekilde yeniden düşünülmesine zemin hazırladı. Olmayacak şeyi ummaya devam etmek en kötü sonucu doğuruyor; El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi ve IŞİD’in büyümesine yarayan bir kaosu…

ABD istihbarat topluluğu içindeki ‘Kırmızı Takım’dan analistler, dünyaya, anaakım istihbarat analisti gözlüğünün dışından bakabilmeleri için seçildiler. Bize denilene göre, ’Kırmızı Takım’, hava bombardımanının faydalı bir yaklaşım olmadığına inanmaya başladı. IŞİD’e karşı koymak için başka yollar bulunmalı. Suriye’deki iç savaşa desteğe devam etmek, IŞİD’i zayıflatma stratejisiyle çelişiyor. ABD, Türkiye ve Körfez Arap ülkelerinden öncelikli istek, Suriye savaşını yatıştırmaları, ‘vekil’lerine desteği kesmeleri, İran’ın desteklediği anlaşmaya katılmaları ve Esad hükümetini masaya getirmeleri. Türkiye aynı zamanda PKK’yle görüşme masasına geri dönmenin de yollarını aramalı. Kardeşin kardeşi vurduğu bu savaş yalnızca IŞİD’e yarıyor.

Çeviri: Ömür Şahin Keyif

ARAŞTIRMA DOSYASI : 1979 JAPONYA – AMERİKA GİZLİ GÜVENLİK GÖRÜŞME KAYITLARI /// BÖLÜM 11

JAPAN SECURITY SUBCOMMITTEE MEETING-11.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : 1979 JAPONYA – AMERİKA GİZLİ GÜVENLİK GÖRÜŞME KAYITLARI /// BÖLÜM 12

JAPAN SECURITY SUBCOMMITTEE MEETING-12.pdf

ARAŞTIRMA DOSYASI : 1979 JAPONYA – AMERİKA GİZLİ GÜVENLİK GÖRÜŞME KAYITLARI /// BÖLÜM 13

JAPAN SECURITY SUBCOMMITTEE MEETING-13.pdf