Etiket arşivi: asker

CIA DOSYASI /// CIA UZMANI HENRY BARKEY : Türk ordusunu kafesledik

Reklamlar

SURİYE DOSYASI /// Afet ILGAZ : Öbür Ordu Kimin Ordusu ?

​Yazar 38 ay önce kaleme aldığı yazısında link, o günlerin modasına uyup meslekdaşlarından kopyala-yapıştır yapmış. Bugün ne kadar yanıldığını ​umarım yazarın kendisi de görüyordur.
Bugün ne BOP, ne BİP, ne Suriye, ne de Maliki Irak’ı kaldı. O günkü tahminlerin çoğu tutmadı.
Saygıyla
Menteş

19 Eylül 2015 22:51 tarihinde Digi Security (İşnet) <Digi.Security> yazdı:

Öbür Ordu Kimin Ordusu?

Ajanslar Halep’te savaş olduğunu duyuruyor. Halep’te savaşan Suriye ordusundan başka bir ordu daha var zannedersiniz. Oysa birisi çapulcu sürüsü. Çapulcu sürüsü demek yetmez. CIA’sından M16’sına kadar MOSSAD’ına kadar El Kaide’sine kadar, ne kadar işbirlikçi varsa orda.

Kaddafi’nin ölürken “El Kaide” dediğini unutmuyorum. Bu örgütler Siyonizmin beş bin yıllık Arz-ı Mev’ud hayaline hizmet ediyorlar.

Bu sürüye ordu demek kadar yanlış bir şey olamaz. Hani bu ordunun devleti? Hani meclisi? Hani bayrağı? Hani uluslar arası siyasetteki yeri?

***

Buna benzer bir garabet de Irak’ta yaşanıyor. Gene yandaş ajanslar merkezi hükümetin ordusuyla peşmergelerin savaşını “iki ordu arasındaki savaş” diye tanıttılar. Peşmergelerin de Suriye’deki saldırganlar gibi temsil kabiliyeti yok. Ancak bizim Dış İşleri Bakanının, “ağabeyi” lafını hatırlatan bir özellikleri var. Davutoğlu Barzani’ye “kak” (ağabeyi) dermiş. Yani ağabeyin ordusuyla merkezi orduyu savaştırıyorlar.

***

Suriye ve Irak’taki bu ateş hercümercinin yanında bizim Başbakanın “Esed, Esed” haykırışları, hava civa gibi kalıyor. Asıl politikayı Esad’la Maliki yapıyor. Sınırlarını koruyorlar. Ülke bütünlüklerini korumaya çalışıyorlar. Bizim ikide bir “Suriye’nin bütünlüğünden yanayız” laflarımız tekerlemeden başka bir anlam taşımıyor. Ülke bütünlüğünü koruyan başkanlarla kavga çıkartıyoruz. Tarihe bizim vızıltılar değil öteki başkanların milli tavırları kalacak.

***

Her gün ekranlarda şehit cenazelerini görmekten duyulan ıstıraplar, bitmiyor. Bugünkü cenazelerden birine Cumhurbaşkanı da katılmış. Katılsa ne olur katılmasa ne olur? İyi yetişmiş aslan gibi gençler devrilip gidiyor. İnsanın aklına o zamanın Dışişleri Bakanı Powel ile yapılan 9 maddelik anlaşma geliyor. Bunlardan biri Türk ordusunun Irak’ın kuzeyine girmemesi talimatıydı. Bu anlaşma Gül’le yapılmıştı. Cenazeye gitseniz ne olur gitmeseniz ne olur, ağlasanız ne olur ağlamasanız ne olur? Ama şehitlerin komşuları… İşte onlar, gerçekten ağlıyorlar. Evlerini, sokaklarını, mahallelerini, yürüyüşlerini, bayraklarımızla donatıyorlar. Bayraklar sınırlarımıza çekilmiş gibi oluyor. Tecavüz edenlerin inlerindeki, emperyalizm yığınaklarının üzerine çekilmiş gibi oluyor.

Afet ILGAZ
ilgaz

SURİYE DOSYASI /// Afet ILGAZ : Öbür Ordu Kimin Ordusu ?

Öbür Ordu Kimin Ordusu?

Ajanslar Halep’te savaş olduğunu duyuruyor. Halep’te savaşan Suriye ordusundan başka bir ordu daha var zannedersiniz. Oysa birisi çapulcu sürüsü. Çapulcu sürüsü demek yetmez. CIA’sından M16’sına kadar MOSSAD’ına kadar El Kaide’sine kadar, ne kadar işbirlikçi varsa orda.

Kaddafi’nin ölürken “El Kaide” dediğini unutmuyorum. Bu örgütler Siyonizmin beş bin yıllık Arz-ı Mev’ud hayaline hizmet ediyorlar.

Bu sürüye ordu demek kadar yanlış bir şey olamaz. Hani bu ordunun devleti? Hani meclisi? Hani bayrağı? Hani uluslar arası siyasetteki yeri?

***

Buna benzer bir garabet de Irak’ta yaşanıyor. Gene yandaş ajanslar merkezi hükümetin ordusuyla peşmergelerin savaşını “iki ordu arasındaki savaş” diye tanıttılar. Peşmergelerin de Suriye’deki saldırganlar gibi temsil kabiliyeti yok. Ancak bizim Dış İşleri Bakanının, “ağabeyi” lafını hatırlatan bir özellikleri var. Davutoğlu Barzani’ye “kak” (ağabeyi) dermiş. Yani ağabeyin ordusuyla merkezi orduyu savaştırıyorlar.

***

Suriye ve Irak’taki bu ateş hercümercinin yanında bizim Başbakanın “Esed, Esed” haykırışları, hava civa gibi kalıyor. Asıl politikayı Esad’la Maliki yapıyor. Sınırlarını koruyorlar. Ülke bütünlüklerini korumaya çalışıyorlar. Bizim ikide bir “Suriye’nin bütünlüğünden yanayız” laflarımız tekerlemeden başka bir anlam taşımıyor. Ülke bütünlüğünü koruyan başkanlarla kavga çıkartıyoruz. Tarihe bizim vızıltılar değil öteki başkanların milli tavırları kalacak.

***

Her gün ekranlarda şehit cenazelerini görmekten duyulan ıstıraplar, bitmiyor. Bugünkü cenazelerden birine Cumhurbaşkanı da katılmış. Katılsa ne olur katılmasa ne olur? İyi yetişmiş aslan gibi gençler devrilip gidiyor. İnsanın aklına o zamanın Dışişleri Bakanı Powel ile yapılan 9 maddelik anlaşma geliyor. Bunlardan biri Türk ordusunun Irak’ın kuzeyine girmemesi talimatıydı. Bu anlaşma Gül’le yapılmıştı. Cenazeye gitseniz ne olur gitmeseniz ne olur, ağlasanız ne olur ağlamasanız ne olur? Ama şehitlerin komşuları… İşte onlar, gerçekten ağlıyorlar. Evlerini, sokaklarını, mahallelerini, yürüyüşlerini, bayraklarımızla donatıyorlar. Bayraklar sınırlarımıza çekilmiş gibi oluyor. Tecavüz edenlerin inlerindeki, emperyalizm yığınaklarının üzerine çekilmiş gibi oluyor.

Afet ILGAZ
ilgaz

PKK DOSYASI : KRALİÇE ELİZABETH’İN ASKERLERİ PKK’YA MİLİTAN YETİ ŞTİRİYOR, TÜRK İSTİHBARATI SEYREDİYOR

Elizabeth PKK’ya gönüllü yetiştiriyor

PKK’ya katılmayı düşünen bazı ‘İngiliz’ gençlerin, Vahdet’in dün sürmanşetten duyurduğu, Kraliçe Elizabeth’in patronu olduğu ‘Cadet Gençlik Ordusu’ üyeleri olduğu ortaya çıktı.

İNGİLİZ HAVACI PKK’LILARA DUACI!

İngilizlerin PKK unsurları ile ilişkileri ve ‘gönül bağları’ bu kadarla da kalmıyor. Bu sefer sosyal medya hesabından paylaşımlarda bulunan İngiliz Hava Kuvvetleri’nden Chris Mack isimli bir çavuş, PKK’nın kadın militanlarını kast ederek, “Tanrı onları korusun ve kutsasın!” şeklinde duada bulunuyor.

İleri teknoloji Alman silahları ile teçhiz edildikleri tespit edilen PKK ve uzantılarının batılı çevrelerle bağlantılarına ilişkin çarpıcı ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor.

‘CADET’TE YETİŞİP PKK’YA KATILIYORLAR!

PKK’ya katılmayı düşünen ve terör kamplarına ziyaretler düzenleyen bazı İngiliz gençlerin, Vahdet’in dün sürmanşetten duyurduğu, Kraliçe Elizabeth’in himayesi ve İngiliz subayları ve istihbaratçılarının gözetiminde yürütülen ‘Cadet Gençlik Ordusu’ askeri eğitim programı üyeleri olduğu öğrenildi.

TERÖRİSTLİĞİN ‘ÖN EĞİTİMİ’ İNGİLTERE’DE

Terörist adayı bu gençler, PKK’ya katılmadan önce Kraliçe’nin askeri programını bir ‘ön eğitim’ fırsatı olarak görüyorlar. Kürt kökenli Türkiyeli ve Suriyeli arkadaş çevrelerinden etkilendikleri sanılan gençlerin bir kısmı bu işi sadece bir ‘macera’ olarak görürken önemlice bir kısmı ise ideolojik gerekçeleriyle PKK’ya katılım sağlıyorlar.

İŞTE ÖRNEĞİ

Mesela, sosyal medya hesabında İbranice karakterlerle PKK yanlısı paylaşımlarda bulunan ve ismini ‘Avril Joshua’ olarak veren bir genç kız, sadece İngiliz vatandaşlarının kabul edildiği açıklanan ‘Cadet’ askeri eğitimine tam zamanlı olarak kabul edildiğini sevinçle duyurdu. Anavatanının ‘Kürdistan’ olduğunu söyleyen genç kızın sosyal medya hesabından ayrıca, Suriye ve Irak’taki terör kamplarını defalarca ziyaret ettiği de anlaşılıyor.

http://www.gazetevahdet.com/elizabeth-pkkya-gonullu-yetistiriyor-32276h.htm

TARİH : Sende Asker Yok Mudur ?!

Sultan IV. Murad devri sadrazamlarından Hâfız Ahmed Paşa iki kez Bağdat seferiyle görevlendirilir. 1625 senesindeki ikinci seferinde Safevi hükümdarı Şah Abbas’ın Şat Suyu’ndan Osmanlı askerine getirilen erzak yolunu kesmesi üzerine orduda bir dağılma ve infiâl baş gösterir. Sefer kumandanı olan ve şairliği ile de bilinen Hâfız Ahmed Paşa, Muradî mahlasıyla şiirler yazan Sultan IV. Murad’dan manzum bir mektupla yardım talep eder.

Aldı etrâfı adû imdâda asker yok mudur
Din yolunda baş verir bir merd-i server yok mudur

mısralarıyla başlayan mektuba henüz 13-14 yaşlarında olan IV. Murad aynı vezin ve kâfiyede ve her mısraya denk gelecek bir şekilde mukabelede bulunur. Paşa’nın yardım mektubunun tamamını ve padişahın karşılık olarak verdiği sert ve menfi cevap bu yazımızın konusu olacaktır…

Hâfız Bir Paşa…

Fatih semtindeki Hâfız Ahmed Paşa Camii avlusu

Hâfız Ahmed Paşa 1564 senesinde Filibeli bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası müezzinlik yaptığından “Müezzin-zâde” lakabıyla da anılan Ahmed Paşa, dinî bir muhitte büyüdüğü için küçük yaşta hâfız oldu. Genç yaşta İstanbul’a geldi ve saray akademisi olan Enderun’a alındı. Kısa sürede zekâsı ve kâbiliyeti ile devrin padişahı Sultan I. Ahmed’in dikkatini çekti. Van, Erzurum, Bağdad gibi vilayetlerde vâlilik yaptı. 1625’te Diyarbekir vâlisi olan Çerkes Mehmed Paşa’nın vefatı üzerine onun yerine sadrazam tayin edildi ve Bağdat seferiyle görevlendirildi.

Aldı Etrâfı Adû (Düşman) …

Sultan II. Abdülhamid döneminde Bağdat’taki İmam-ı Azam türbesi

Çerkes Mehmed Paşa’nın vefatıyla baş vezir olan Hâfız Ahmed Paşa, İran seferine serdar-ı ekrem (baş kumandan) sıfatıyla nezaret etti. Fakat işler istediği gibi gelişmedi. Bağdat ilk defa Kanuni Sultan Süleyman zamanında Irakeyn seferiyle Osmanlıların eline geçmişti. Fakat geçen zaman içinde Safeviler bölge havalisine ve halkına sıkıntı vermekten geri kalmadı. Bu ikinci seferde Safevilerin baskı ve taarruzlarına ilâveten bir de ordunun erzak ve iâşesi sıkıntıya uğrayınca Ahmed Paşa kumandasındaki Osmanlı askeri büyük bir dağılma ile karşı karşıya kaldı. Hâfız Ahmed Paşa söz konusu keyfiyeti ve müzâyakayı şiir şeklinde hazırladığı bir mektupla padişaha şu şekilde arz etti:

Aldı etrâfı adû imdâda asker yok mudu
Din yolunda baş verir bir merd-i server yok mudur
Hasmı geşt ile oyunda ruh-be-ruh şeh mât eder
Cenkde bir at oynadur ferzâne bir er yok mudur
Bir aceb girdâba düştük çâresiz kaldık meded
Âşinâlar zümresinden bir şinâver yok mudur
Cenkde hem-pâmız olup baş verip baş almağa
Arsa-i âlemde bir merd-i hünerver yok mudur
Def’-i bî-dâda tekâsülden garaz ne bilmezüz
Derd-i mazlûmdan suâl olmaz mı mahşer yok mudur
Âteş-i sûzân-ı a’dâya bizimle girmeğe
Dehr içinde imtihân olmuş semender yok mudur
Dergeh-i Sultân Murâd’a nâmemiz irsâline
Bâd-ı sarsar gibi bir çâbük-kebûter yok mudur

(Etrafı düşmanlar sardı, yardıma yetişecek asker yok mudur? Din yolunda başını verecek cesur askerler nerede! Savaşta iyi at süren ve yüz yüze düşmanı şah-mat edecek bilgili bir asker de mi kalmadı? Tehlikeli bir akıntıya düştük ve çaresiz kaldık. Bizi bu sıkıntıdan kurtaracak tecrübeli bir dalgıç yok mudur? Cenkte yoldaşımız olup, baş verip ve almak için dünya arsasında hüner sahibi bir asker yok mudur? Zulmü def etmede gevşek davranmanın kastının ne olduğunu bilmeyiz. Zulme uğramış bir mazlumdan sual edecek bir mahşer de mi yoktur? Bizimle düşmanın yakıcı ateşine girmek için ateşte yanmadığına inanılan semender gibi asker kalmadı mı? Sultan Murad’ın dergâhına mektubumuzu ulaştıracak şiddetli rüzgar gibi süratli bir güvercin de mi yoktur?)

Sende Asker Yok Mudur?

Hâfız Ahmed Paşa’nın bu talebine karşı, padişahın cevabı şu şekilde olacaktır:

Hâfızâ Bağdâd’a imdâd etmeğe er yok mudur

Bizden istimdâd edersin sende asker yok mudur

Düşmeni mât etmeğe ferzâneyim ben der idin

Hasma karşı şimdi at oynatmağa er yok mudur

Gerçi lâf urmakda yokdur sana hem-pâ bilürüz

Lîk senden dâd alur bir dâd-güster yok mudur

Merdlik da’vâ ederken bu muhanneslik neden

Havf edersin bâri yânında dilâver yok mudur

Râfizîler aldı Bağdâd’ı tekâsül eyledin

Sana hasm olmaz mı Hazret rûz-ı mahşer yok mudur

Bû-Hanîfe şehrin ihmâlinle vîrân etdiler

Sende âyâ gayret-i dîn ü peyamber yok mudur

Bî-haberken saltanat ihsân eden Perverdigâr

Yine Bağdâd’ı eder ihsân mukadder yok mudur

Rüşvet ile cünd-i İslâm’ı perîşân eyledin

İşidilmez mi sanursun bu haberler yok mudur

Avn-i Hak’la intikâm almağa a’dâdan meğer

Bende-i dîrîn vezîr-i dîn-perver yok mudur

Bir Alî-sîret vezîri şimdi serdâr eylerim

Hazret-i Peygamber mu’în olmaz mı rehber yok mudur

Şimdi hâlî mi kıyâs eylersin âyâ âlemi

Ey Murâdî pâdişâh-ı heft-kişver yok mudur

IV. Murad’ın kılıçları

(Ey Hâfız! Bağdat’a imdat etmek için sende asker yok mudur? Bizden yardım dilersin, senin yanında asker kalmadı mı? Düşmanı mat etmek için “ben hünerliyim” derdin. Şimdi düşmana karşı at oynatacak bir asker de mi yoktur? Laf söylemekte sana yoldaş bulunmaz, biliriz. Fakat senden hakkını alacak bir adalet dağıtıcı yok mu sanırsın? Erkeklik davasında iken bu kadınsı hareketler neden? Korkmaktasın, fakat hiç olmazsa yanında erkek de mi yoktur? Gevşeklik göstererek Bağdat’ı Şiilere bıraktın. Bundan dolayı yarın mahşer gününün sahibi sana düşman olmaz mı? Senin ihmalinle sebebiyle Ebû Hanife hazretlerinin şehrini vîrân ettiler; acaba sende hiç din ve peygamber gayreti kalmadı mı? Vakitsiz bir şekilde saltanat ve devlet ihsan eden Allah, yine bize Bağdat şehrini geri verir. Rüşvet ile İslam askerini perişan eyledin. Bu haberler bizim kulağımıza gelmez mi sanırsın? Cenab-ı Hakk’ın yardımıyla düşmandan intikam almak için dinini seven sâdık bir vezirim yok mu zannedersin? Şimdi Hazret-i Ali gibi cengâver bir veziri kumandan tayin ederim. Ona Hazret-i Peygamberin yardımcı olmayacağını mı zannediyorsun? Hâfız! Acaba sen âlemi başı boş bırakılmış mı sandın? Ey Murad! Yedi iklimin padişahı sen değil misin!)

Sultanın tuğrası

Bu mektuplaşmadan her ne kadar Hâfız Ahmed Paşa’nın Bağdat Seferi başarısız bir şekilde sonuçlanmış gibi gözükse de Paşa, Şah Abbas’ın hücumunu muvaffakiyetle püskürtecek ve kışı Halep’te geçirecektir. Ahmed Paşa ilerleyen günlerde sultan tarafından gelen bir fermanla gayretlerinden dolayı takdir edilecekse de bir yıl sonra (1 Aralık 1626) sadrazamlıktan alınarak İstanbul’a çağırılacaktır. Önce ikinci daha sonra üçüncü vezirliğe kadar tenzil ettirildikten sonra 1631 senesinde tekrar ikinci kez sadrazamlığa yükselecektir. Paşanın ölümüne gelince, bunun ise müstakil bir yazının mevzuu olacak kadar hüzünlü ve üzüntü verici olduğunu belirtmek gerekecektir.

GENELKURMAY DOSYASI : TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE SALDIRILAR ÜLKEYİ BÖLÜNMEYE GÖTÜRÜR /// TA RİH : 2012

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. Ateş yağmuru altındaydılar. Asker komutanına koştu ve:

– Komutanım, fırlayıp bir koşuda arkadaşımı alıp gelebilir miyim? Delirdin mi? der gibi baktı komutan askerin suratına.

– Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.

Asker ısrar etti ve komutan “Peki” dedi “Git o zaman”

İnanılması güç bir mucize! Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa tekrar sipere döndü. Komutan kanlar içindeki askeri muayene etti ve onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:

– Sana hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş…

– Değdi komutanım.

– Nasıl değdi, bu adam ölmüş görmüyor musun?

– Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak benim için dünyaya bedeldi.

Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: Mehmet!.. Geleceğini biliyordum! demişti arkadaşı… Geleceğini biliyordum..

Silah arkadaşlığı yok oluyor

Bu yaşanmış hikaye askerlikte silah arkadaşlığının önemini çok iyi anlatmaktadır. Silah arkadaşlığı askerlik mesleğinin olmaz ise olmazıdır. Bu nedenle askerlik yemini sırasında bir el bayrak üzerinde bulunan silahta bir el arkadaşın omuzunda bulunur.

Mazisi şan ve şerefle dolu Türk Silahlı Kuvvetleri’nde silah arkadaşlığı ne yazık ki günümüzde büyük darbe almış ve almaya devam etmektedir. Bunun en başta gelen iki nedeni; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve personelinin Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmeye ve karşı darbeye yönelik olarak epeyce bir süredir ağır saldırı altında olması ve bu saldırıya karşı sorumluluğunun gereğini yerine getiremeyen üst düzey komutanlardır.

Artık tutuklu asker sayısı 300’mü yoksa 400’lerin çok üstünde mi bilen ve takip eden de yok. Çeşitli davalarla askerlerimiz tutuklanarak zindanlara atılmaktadır. Örneğin “Balyoz” davası: Kanıt diye öne sürülenlerin hepsinin dijital terör unsuru düzmece belgeler olduğu yüzlerce defa ispatlandı değişen bir şey yok. Teröristler, bölücüler, katiller, caniler, tecavüzcüler ve insan yakanlar serbest ama askerler, aydınlar, siyasetçiler, milletin temsilcileri ve yurtseverler yine tutsak.

Son günlerde dalga dalga gelen “askeri casusluk ve fuhuş operasyonlarını” sanırım takip ediyorsunuzdur. Şu ana kadar 51’i muvazzaf asker olmak üzere tutuklu sayısı 85’e çıktı. Daha devam edeceği söyleniyor.

İki yıl öncede “Tarihin en büyük askeri casusluk, şantaj ve fuhuş” operasyonuna basın aracılığı ile şahit olmuştuk. Askerler çoğunlukla da denizciler bu nedenle tutuklandılar. Fakat yargılamalar sırasında iddia makamı düşmana satılacak gizli bilgiyi, gizli bilgilerin transfer edildiği yabancı ajanı, fuhuş yapan kadını ve şantaja uğrayan insanı bulup çıkaramadı. Bulamazdı çünkü hepsi düzmeceydi. En sonunda geçtiğimiz günlerde savcı “fuhuş ve casusluk” suçu bulunmadığına dair mütalaa verdi. Ama iş işten geçmiş ve TSK’ye yönelik operasyon hedefine ulaşmıştı bile. Genç denizciler ise bu operasyonun kurbanlarıydılar.

Sevgili okurlarım bilmenizi isterim Ağustos’a doğru yani Askeri Şura yaklaştıkça TSK’ye yönelik operasyonlar ve bazı askerleri karalamaya yönelik ihbarlar artmaya başlar. Bunun nedeni terfi etmesi beklenen isimleri tasfiye ederek geriden gelecek köstebeklere yer açmaktır. Eğer köstebek yok ise operasyon nedeni ile o göreve veya rütbeye geleni kendilerine karşı vefalı davranmaya ve meftun duruma sokmaya çalışırlar. Hayırsa ona da operasyon yapılır.

Onurlarını geri istiyorlar

Halen tutuklu 68 general/amiralden 40’nın durumu yaklaşan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında ele alınacak. 19’u rütbe bekleme sürelerini bu yıl dolduruyor. 21’i ise daha önce doldurduğu için 2010 ve 2011’de uzatılmış. Mademki bu komutanlar hüküm giymemişlerdir bu YAŞ’ta tekrar uzatılmaları gerekmektedir. Onlara ve diğerlerine sahip çıkmak TSK’nın onurudur.

TSK’ya karşı sürdürülen operasyonların ne olup olmadığını, arkasında kimlerin olduğunu, çeşitli adlardaki davaların ne anlama geldiğini, bugün Hasdal’da, Hadımköy’de, Maltepe’de tutuklu bulunan muvazzaf askerlerin ve Silivri zindanında bulunan emekli askerlerin sivil darbe sürecinin kurbanları olduğunu dünya alem bilmektedir.

Evlerine hayvan pornosu, uyuşturucu, bölücü başının kitabı konan, casuslukla, şantajla ve fuhuşla suçlanan genç, pırıl pırıl denizci subaylar bugün kaybolan onurlarını geri istemektedirler.

Zindanlarda esir edilmiş kahraman komutanlar, subaylar ve astsubaylar kaybolan ve çalınan gururlarını geri istemektedirler.

Sayın Genelkurmay Başkanı biliyorum ateş altındasın. Çıkar kafanı siperden, fırla ve koş, silah arkadaşlarının yardımına git. Gördün Başbakan kendi adamına nasıl sahip çıktı. Gerekirse şehit olursun, bil ki yerini alabilecek yetenekte komutanlarımız mevcut. Sadece ettiğin askerlik yeminine sadık kal. Korkma! Tam 38 yıl önce bugün Kıbrıs Barış Harekatı’na katılarak Girne’den Anadolu’ya yol bağlayan Mehmetçik gibi cesur ol.

Türker ERTÜRK,

PKK DOSYASI : Şırnaktaki Askerimizin Yürek Yakan Sözü….

VLzJLn.jpg