Etiket arşivi: BOP DOSYASI

BOP DOSYASI /// OKTAY MERMER : BOP’un Oyununa Gelme TÜRKİYE

Oktay Mermer

Ortadaki Büyük Oyun: BOP

BOP NEDİR?

* Dünyada ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 64’ünü içeren Ortadoğu, ABD ve tüm Batı için olağanüstü stratejik bir öneme sahiptir. Bölgede var olan, terör örgütleri, kitle imha silahları, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı yapan örgütlü suç şebekeleri, ABD ve Batı çıkarlarına yönelik tehditler üretmektedir. BOP’u üretenlere göre, bu unsurların ortaya çıkmasının ve taraftar toplamasının asıl nedeni, bölge halklarının içinde bulundukları olumsuz ekonomik ve sosyal koşullar ile bölgede varlığını sürdüren antidemokratik rejimlerdir.

Eğer, ekonomik ve sosyal koşullar düzeltilir ve demokrasiye geçiş sağlanırsa, yönetime katılım olanağı bulan ve refah düzeyi yükselen Ortadoğu halkları, Batı’yı tehdit eden eylemlere destek vermeyecekler, köktendinci akımlar zayıflayacak, terör örgütleri çökecek ve ucuz petrolün Batı pazarlarına istikrarlı biçimde aktarılması güvence altına alınacaktır.

* Ortadoğu’daki tehditlerin ortadan kaldırılabilmesi, ancak NATO’nun Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı uyguladığı gibi uzun soluklu ve kapsamlı bir proje ile mümkün olabilir. Ortadoğu, yeni muhafazakârların savunduğu gibi, güç kullanılarak dönüştürülemez, bu dönüşüm, ancak Avrupalı müttefiklerle de işbirliği yaparak ve ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal boyutları da içeren kapsamlı bir projeyle mümkün olabilir.

* BOP’un eylem alanı olarak resmen ilan edilen net sınırlar söz konusu değildir. Her an yeni ülkelerin kapsam içine alınabilmesi için ”açık kapı” bırakılmaktadır. Bununla birlikte, özellikle ABD kaynakları 27 ülkenin ilk planda BOP çerçevesinde değerlendirildiğini vurgulamaktadırlar. Bu ülkeler şunlardır: ”Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin Özerk Yönetimi, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve Yemen.”
Genişleme halinde, bu alana Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleri ile Endonezya ve Malezya’nın da dahil edilebileceği belirtilmektedir.

*Amerika, bir yandan hâkim olmayı planladığı yörelerdeki doğal kaynakları emniyete almak, diğer yandan IMF ve Dünya Bankası’nın desteğiyle serbestleşme politikalarını uygulayarak ilgili ekonomileri çok uluslu ABD şirketlerine açmayı hedeflemektedir.

*Dünyayı iki bölgeye ayırmaktadır: İlki, küreselleşmiş ve işleyen bölge, yani küresel düzene entegre olmuş bölgeler. İkincisi ise; entegre olmamış, terörizme açık veya çatlak veya gri bölgeler.

Petrol başta olmak üzere doğal kaynakları yakından denetleme stratejisi ve politikaları, çok uluslu petrol şirketleri ve ABD yönetimi arasındaki ilişkilerin ele alınmasını gerektirmektedir. Mevcut durumda İngiltere kökenli büyük şirket uluslararası piyasaya hâkimdir.

*İsrail’in Araplar tarafından kuşatılmaktan kurtarılması ve bu maksatla İsrail’e bölgesel dostlar bulunması gerekmektedir. ABD, bu maksatla hem İsrail’e yakın bir bölgede Kürt oluşumuna sıcak bakmakta hem de Türkiye’nin İsrail’le yakınlaşmasını desteklemektedir. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi ile birlikte ele alındığında Yahudiler, azınlık duruma düşeceklerdir. İsrail, 2001’de başlattığı bir proje ile etnik bakımdan kendisine en yakın toplumları tespite çalışmaktadır. Yahudilerin geçmişte muhtelif bölgelerde birlikte yaşadığı toplumlarda DNA araştırması ile en yakın akraba toplumları tespit edilmiş bulunmaktadır. Bunlar birinci derecede Kürtler, ikinci derecede Ermenilerdir.

*Türkiye, coğrafi konumu itibarı ile Büyük Ortadoğu’nun merkezinde yer almaktadır. Türkiye’nin tarihi, kültürel, ekonomik, siyasi ve güvenlik bağları ile bağlı olduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde gelişmelere sessiz kalması beklenemez. Türkiye’nin Batı’dan koparılıp Ortadoğu’ya itilmesini öngören bazı çabaların bir parçası olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

*Bunların hepsi daha önce Irak’a, Libya’ya, Mısır’a, Lübnan’a, Suriye’ye, Filistin’e oynanan oyunlardır. Önce iç kargaşa sonra tepeden gelip konma.

Aklımızı başımıza alalım, yıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşamış ve birlikte kurtuluş savaşına katılmış, Türkü, Kürdü, Alevisi, Sunnisi, Çerkezi, Arabı ve diğer etnik yapılar ile Türkiye Cumhuriyetini kurduk.

Bize bizden başka dost yoktur. Biz kimsenin maşası olamayız, yaptıranlara da engel olmalıyız..

Gelin sağ-sol, ileri geri demeden birlik olalım, gelin gücümüzü bir tutup bu oyun kuranlara haykıralım.

Gelin tek yürek, tek can olduğumuzu dünya aleme gösterelim.

Oyuna kananların düştüğü rezilliği gördük, görüyoruz. Şu cennet vatanda hep birlikte keyfimize bakalım.

Gerçek yaşam öbür tarafta, şehitlerimize ne mutlu ki en büyük mükafata nail oldular, Allah onların Mekanlarını Cennet etsin. O güzel insanların ailelerine tüm millete ecir-sabır versin.

Ölen herkesin anası var, bacısı, karısı, kardeşi var. Oyuna gelip de kimse üzülmesin. Kimse ağlamasın. Kürt kardeşlerimizde bu olanlardan çok üzüntülü onları da kimse terörist ile karıştırmasın.

İstenen iç kaosa sürüklemek ve iç savaş çıkarmak. Buna kimse izin vermesin.

Hepimiz kardeşiz, hepimiz bir canız bunu kimse kulak ardı etmesin…

Allah hain ve nankör olan kimseyi sevmez (Hac-38)

KOMPLO TEORİLERİ : BAŞKAN KENNEDY’NİN ORTADAN KALDIRILMASI VE BO P DOSYASI

2. Dünya savaşından sonra kurulan İsrail devleti’nde herşey 1960 yılında John Fitzgerald Kennedy’nin Amerikan başkanı olmasından sonra değişmiştir… Kennedy Amerikan tarihinin en genç başkanıdır ve aynı zamanda Amerikan başkanı olmuş ilk katolik kişiydi. Kennedy’den önce Amerika’da katolik bir başkan hiçbir zaman olmamıştır…

John F. Kennedy’nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmış olan katolik bir büyükelçiydi… Ne babası, ne de başkan Kennedy yahudilerle iyi geçinemiyolardı. Babası büyükelçilik yaptığı dönemde Londra’da yahudilerin boy hedefi haline gelmiş ve çeşitli saldırılara maruz kalmıştır.

Kennedy de Amerika’da başkan seçilmeden önce Sigmund Rothschild’in kendisine yapmış olduğu”başkan seçildiğinde Ortadoğuda İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılayacaklarını" belirtmiştir. Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha kendisine yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış gibi hissettiğini belirttirmiştir… Kennedy, İsrail lobisinin Amerikan devleti üzerindeki faaliyetlerinden anormal derecede rahatsız bir politikacıydı. Kennedy’ye göre lobilerin Amerikadaki faaliyetleri Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi…

KENNEDY İLE İSRAİL BAŞKANI BEN GURİON’UN NÜKLLEER KAVGASI

İsrail devleti, kurulduğu günden beri Ortadoğuda hep bir süpergüç olma hayali ile hareket etmiştir. Bu yüzden İsrail Devleti ortadoğuda hızlı bir ”nükleer silahlanma programı” izlemeye başlamıştır. İsrail’in Dimona çölünde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi özellikle başkan Kennedy’yi anormal derecede rahatsız etmiştir… İsrail’in nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır…

Kennedy, Ben Gurion’a yazdığı sert bir uyarı mektubunda ”İsrail’in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını" belirtmiştir…

Ben Gurion’da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy’e ”genç adam” diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur.

Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurion istifa etmiştir. Ünlü yahudi politikacı Henry Kissinger ”İsrail’in nükleer programına son vermesi İsrail’e büyük zarar verir”diyerek Kennedy’i ikna etmeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştır. Kennedy bununla da yetinmemiş, 4 Haziran 1963′te Amerikan temsilciler meclisine danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan dolarını basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası’na vermiş ve ”bir ülkenin parasının denetimin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu” belirterek kendi sonunu hazırlamıştır…
Federal Reserve Bank ve dolar İsrail’in en büyük gelir kaynağıydı, tabiri caizse şah damarıydı.

Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank’ın elinden alarak adeta İsrail’in şah damarını kesmiştir…

Neticede İsrail için Kennedy’nin etkisiz hale getirilmesi farz olmuştur. Kennedy’nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu çünkü, Kennedy halktan büyük destek görüyordu. Kennedy’e seçimler kaybettirilse bile sonradan yine kazanması yüksek ihtimaldi. Üstelik Kennedy’nin kardeşi de gelecek vaad eden bir polikacıydı.Dünyada hiçbir aile böylesine politik bir gücü elinde tutmayı başaramamıştı. Tek bir çare gözüküyordu: O da suikastti…

Kennedy birşekilde öldürülürse Amerikan yasaları gereği, yerine yardımcısı getirilecekti. Kennedy’nin yardımcısı Lyndon Johnson’dı. Johnson, tam bir İsrail taraftarıydı. Kendi politik hırsları yüzünden İsrail’e gözünü kırpmadan yardım edebilirdi. Üstelik Kennedy ile de hiç iyi geçinemiyordu, söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya çalışıyordu.

İsrail, Kennedy’yi yok etmek için suikast kararı alır ve kararı Amerikan derin devleti için derin bağlantılarını kullanarak çok gizli bir biçimde uygulamaya koyar. Kennedy’yi öldürmek için en uygun ortam seçim kampanyaları için geleceği Dallas’tır. Dallas’ta herzamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan Kennedy’yi korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve başkanın güvenliği sabote edilecekti. Böylece suikast çetesi Kennedy’i rahatlıkla öldürebilecekti.

Suikast çetesi için değişik rivayetler vardır. Kimileri Kennedy’i Fransız suikast çetesinin öldürdüğünü, kimileri ise Küba’lı sürgünlerin öldürdüğünü iddia eder, ancak kesin olan birşey var ki Kennedy’yi ödürenler çok profesyonel ve acımasız keskin nişancılardan (snipers) oluşan bir suikast timidir.

Kennedy Dallas’ı ziyaret etmeden önce akşam yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas’ta gökten boşanırcasına yağmur yağmıştır. Ancak, şehir halkı buna rağmen başkanı eniyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır. ‎22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C’den Air Force One uçağı ile Dallas’a gelen başkan Kennedy ve eşi, sabah 9:00′da şehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır.Tam 6 aracın bulunduğu kortejde en son arabada başkan Kennedy ve vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy’nin arabası kortejle birlikte Elm caddesinden Houston’a doğru beklenmedik bir dönüş yapar. O sırada silah sesleri yükselmeye başlar.

Polisler telsizle anons etmeye başlar. ”Korteje ateş ediyorlar yere yatın” diye. Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı komple ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şöförünün kulağını parçalar. İkinci mermi Kennedy’yi tam omzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy’yi ıskalayıp ön koltuktaki vali Connaly’yi omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy’yi boynundan vurur, aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly’yi sırtından vurur.Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar ve altıncı mermi… Altıncı mermi başkan Kennedy’yi tam kafasından vurur…

Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.

Suikastten sonra yapılan araştırmalarda Kennedy’i sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald’ın vurduğu iddia edilir. Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald’ın tek katil olduğu görüşüne destek verilir.

İddialara göre Oswald Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı Manlicher Caracano marka sniper tüfeği ile başkan Kennedy’i ve Vali Connaly’i altı kez vurarak başkanı öldürmeyi başarmıştır… Sözde suikastçi sniper Lee Harvey Oswald’ın vurduğu başkan Kennedy, feci şekilde can vermiş ve Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır. Ortadaki deliller birden çok keskin nişancının olduğunu apaçık göstermesine rağmen İsrail denetimindeki Amerikan derin devleti suçu Lee Harvey Oswald’ın üzerine atarak delilleri bir bir yok eder. Suikasti gören 57 kişinin tümü ya bir kaza ile ya da intihar ile ölü bulunmuştur..

Lee Harvey Oswald ise suikastten iki gün sonra mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür…

Bu Amerikan milliyetçisi yahudinin Lee Harvey Oswald’ı öldürmesinin nedenini ise”komünistlerden Amerikanın aldığı intikam”olarak yorumlamıştır. Birden çok keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy’nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdir.

Ailesi Kennedy’nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçilerin bulunmasını istediğinde ise Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir. Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmiştir.

Başkan Kennedy’nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

KENNEDY SUİKASTİNİN SONUÇLARI

– Kennedy’nin kapattığı İsrail Dimona çölündeki nükleer santral tekrar açılmış ve İsrail nükleer silah üretimine eskisi gibi hız vermiştir.

– Federal Reserve Bank’ın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan başkan Kennedy’nin çıkarttığı 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi tekrar Rothschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’a verilmiştir.

– II.Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politka izleyen Amerika devleti özellikle Kennedy suikastinden sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır.

– Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir.

– Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir yarışa dönmüştür.

– Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam’a saldırmıştır. Vietnam’da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur.

– Amerika’da İsrail lobisi iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur.

– Amerika İsrail devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek gerekirse, İsrail devletinin çok gizlice yürttüğü ”Samuel Vanunu’yu kaçırma operasyonu”na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve Yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır.

– CIA tüm dünyada ”komünizmle mücadele” doğrultusunda adına GLADIO denen ve Beyrut’taki gerilla kamplarında eğitilen kaatillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın heryerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir.

Bu bağlamda Türkiyedeki sağ-sol çatışmaları,siyasi amaçlar için işlenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio’nun eserleridir. Gladio ordularının kurulması, ne tesadüfse, Kennedy suikastinden hemen sonraya denk gelir.

– Amerika’nın büyük ortadoğu projesi başlamıştır. Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir..

– Kennedy suikastinden sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir. Büyük İsrail Devleti Tevrat’ta Tanrı Yehova’nın yahudilere vaad ettiği topraklardan oluşmaktadır.

– 11 Eylül saldırıları, Münihteki eylemler ve daha birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka birşey değildir.

– Büyük Ortadoğu projesi yeni birşey değil. Yüzyıllardır var olan bir proje. Osmanlıların yıkılması, Arapların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi, Türkiyedeki terör eylemleri ve istikrarsızlık ve Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on on yılda bir sorun çıkarması rastlantı olmasa gerek!!!

BOP DOSYASI /// YUSUF KARACA : Ülke kurtarmak otobüs taşlamakla olmaz

Kuzenim memleketi Malatya’ya gidiyor iki gün önce. Oradan, baba toprağı köyüne gidecek. Doğup büyüdüğü beldelerin otlarını koklayacak, havasını içine çekecek. Otobüsle yaptığı yolculuk, tam anlamıyla işkenceye dönüşüyor:

Kırşehir yakınlarında “doğu arabası” diye bir güzel taşlanıyorlar. Bir Tunceli aracı paramparça edilmiş anlattığına göre. Kırşehir’i geçiyor, geliyorlar Kayseri’ye. Aman Allah’ım, ana baba günü… Polis güvenlik önlemi almış, buna rağmen taş yağıyor. Arabada bulunan kadın ve çocuklar korkup ağlıyorlar.

Keşke kuzenimin kafasına, küçük bir taş isabet etseydi. Belki kafa dank eder, biraz beni dinlerdi. Üzgünüm ama değmemiş. Kırılsaydı, içinde ne olduğunu öğrenirdik hiç olmazsa. Neyse bu işin yarı şaka, yarı ciddi tarafı. O bilir, niye öyle dediğimi.

Şimdi bu ne arkadaş?

Bu ne?

Ülke kurtarmak Malatya ve Tunceli arabasını taşlamakla mı olur? Üstelik her doğulu, kim demiş Kürt’tür diye. Hem Kürt olsa ne olur. Kürt Müslüman değil mi? Yarın gördüğümüz her sakallı IŞİD üyesidir dersek bu iş nere varır.

Doğu’da PKK yol kesiyor, batıda ajanların peşine takılmış kendini bilmezler.“PKK çevirse yolumuzu Kürtçe bilmiyoruz ne yaparız” diyen kuzenimin yolunu, kendini “Türk” sananlar kesti. Üstelik kuzenim kadar öz be öz Türk olsalar, ona yanmam.

Çekik gözlü diye Çinli yerine Koreli dövmeye “Milliyetçilik” derseniz olacağı bu.

Geçen “Kürt” diye dükkânı yakılan ailenin evladının şehit olduğu ortaya çıktı. Bu kalabalıkları her kim harekete geçirdiyse, bilsinler ki BOP yolunda kullanılıyorlar. Büyük İsrail’e, “yiğit oğlanlık” yapıyorlar. Çünkü olay “Büyük İsrail” olayı, proje, “Büyük İsrail Projesi” … Yani Büyük Ortadoğu Projesi…

Birileri tamda ABD ve İsrail’in istediğini yapıyor. Hem de ona karşıymış görünerek. Eğer bölünmeye karşıysanız, neden insanları zorla ve benimsemedikleri bir tarafa itiyorsunuz.

Adamın biri kırk yılda bir bir kere camiye gitmiş. Gittiği cami de, Hz. Hüseyin’in şahadeti vaaz veya hutbe konusuymuş. Ömründe ilk defa dinliyor, böyle bir konuyu. Dışarı çıkar çıkmaz, önüne çıkan ilk insanın boğazına yapışmış:

Ulan Yezit, Hüseyin’e neler yapmışsınız öyle!..

Adamcağız boğulacak nerdeyse. “Yapma biz kardeşiz, senin bu dediğin on dört asır önce olmuş, bana kıyma… “diye yalvarmış. O da, “ne zaman olursa olsun bana ne, ben yeni duydum” demiş.

Şimdi kıymetli dostlar!

Ülkenin bölündüğünü, yeni duymuşlar var anlaşılan. Ülke yeni değil, “yüzde 10 seçim barajı” geldiğinden beri bölünme sürecine girdi. Ülke, Mahmut ağanın bostanı değil ki bir günde bölünsün. Ülke 1980 İhtilalı, 28 Şubat Süreci, AKP Süreci ve en son Açılım Süreci ile bölündü, bölünüyor. Şimdi de kafa ve gönüllerde bölünüyor.

Otobüs taşlayanların AKP-MHP patentli oldukları, çıkardıkları işaretlerden anlaşılıyor. Taşlayıcıların ya dört parmakları havada, ya iki parmakları… Ya Rabia kod adlı Masonik işareti çakıyorlar, ya uyduruk kurt işareti. Bazılarının Osmanlı Ocağı, bazılarının Ülkü Ocağı üyeleri oldukları önemli iddialar arasında…

Ocaklarını bilmem ama yetiştikleri kucakları hiç yerli değil. O kucak, kesinlikle Müslüman Türk kucağı değil. Müslüman Türk’ün kucağında, kardeşi kardeşe kırdıracak fitne oyunları çıkmaz. Müslüman’ın evi işaretlenmez “alevi” diye. Otobüsü taşlanmaz, doğuya gidiyor diye.

Doğu’yu zihinlerinde vatan toprağı görmeyip, üzerindekileri boğmaya kalkmak, itmeye çalışmak, kesinlikle MOSSAD fitnesidir. Doğu’da sokağa çıkma yasağı ilan edip, batı da vatandaşa ülke insanını taşlatmak, yerli bir ocağın işi olmasa gerek. Olsa olsa, CIA ocağı üyeleridirler.

İstedikleri kadar ocak isimlerinin önüne “Osmanlı”, “Türk” veya “Müslüman” ibaresi eklesinler, boş. BOP’a “Arap Baharı” dediler ne oldu? Dünyayı BOP götürüyor. “Açılım”a “kardeşlik projesi” demişlerdi, şimdi kalleşlik olduğunu kendileri itiraf ediyorlar.

Ülke kurtarmak, otobüs taşlamakla olmaz.

AKP’nin yüklenici firma görevi gibi üstlendiği BOP’u görmekle ve gereğini yapmakla olur. Ve bu AKP’ye, sağ ve sol koltuk değnekliği yapan özürlü muhalefete, ölümüne destekle de olmaz. Hepsinin panzehiri, Haydar Baş Projeleri’ne sarılmak ve uyarılarına kulak vermekle olur.

BOP DOSYASI /// ARSLAN BULUT : “Bundan böyle de çocuklar ölürse…”

Arslan BULUT

arslanbulut

Ahmet Davutoğlu, B20 Türkiye Konferansı’nda yaptığı konuşmada, "Eminim hepiniz Aylan’ın, 3 yaşındaki Suriyeli bebeğin cansız bedenini görmüşsünüzdür. O cansız beden hepimiz için bir uyarı sinyali. Eğer Suriyeli çocuklar evlerinde güvende değilse o zaman bizim çocuklarımız da Ankara, Paris, Londra ya da New York’ta güvende olmayacaklardır" dedi.

O cansız çocuk bedenleriyle ilgili olarak değerli dostum Öruzlan Bolat, yıllar önce tarihi bir uyarı yapmıştı.

Sadece kendisinin mensup olduğu Kabartay-Balkar Cumhuriyeti veya Rusya federasyonu için değil, bütün dünya için…

Bolat, şöyle demişti:

"Adalet, şiddete başvurmamaktır tanımlamasından da faydalanarak bir ‘evrenli bilinci’nden söz edebiliriz. Ancak böyle bir bakış, insan gezegenini yakalayan bu bunamanın üstesinden gelmeye, insanoğlunun gerçekten değişmesi için yol açmaya, şartsız ve ivedilikle acil problemlerimizi çözmeye yardımcı olacaktır: Bu sorunların en önemlisi, gün geçtikçe dünyamızı saran ve böylelikle onu boğan, şiddet biçimi olan yalanları, uydurma haberleri yok etmektir. Biz varız. Çünkü Tanrı böyle istiyor ve demek ki biz, birbirimizin karşısında eşitiz. Ama bundan böyle de çocuklar ölürse, gezegenimizdeki herhangi bir insan topluluğu üzerinde baskı, şiddet uygulanırsa, insan soyunun yaşamaya hakkı yoktur. Yeryüzü gezegeni ölümsüz değildir. Ama insanlık ayrı bir gerçektir, vardır ve o, evrende her zaman var olmalıdır."

***

Batılı güçlerin, "Orta Doğu" dedikleri İslam dünyasında, El Kaide ve IŞİD gibi istihbarat yapıları kurarak, bu coğrafyadaki mazlum insanlara kan kusturduğu, çocukları öldürdüğü, yine Afrika uluslarının, Amerika kıtası ve Okyanusya yerlilerinin şu anda bile temel insan haklarından yoksun olduğu, bütün insanlığın bildiği bir gerçektir.

Mısır’da, Libya’da ve Suriye’de olduğu gibi muhalifleri veya Batılı ülkelerin gönderdiği adamları silahlandırmak suretiyle İslâm ülkelerini kana boğanlar, şimdi sahile vuran bir bebek cesedi karşısında eziliyor! O bebek, "uluslararası toplum" adına dayatılan palavraları, dünyadaki bütün devlet adamlarının ve şiddet mimarlarının suratına çarptı.

***

2006 yılında, "Somali’de çocuklar susuzluktan ölürken, ‘dinlerarası diyalog’ veya ‘medeniyetler buluşması’ gibi ‘küresel sahtekârlık‘lar, insanoğlunu ve özelde Müslümanları, daha özelde Türkleri aptal yerine koymak demektir!" diyorduk.

Aynı yıl, "Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile birlikte hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek. Olumsuz bir tablo çıkarsa İran’a kapılarımızı kapatmak zorunda kalırız" diyen ise Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül idi… Tayyip Erdoğan da benzer sözleri söylemişti!

***

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül‘e o zaman "O birlikte hareket ettiğiniz ABD’yle sadece insanlık namına, ‘Orta Doğu’ya demokrasi getirecektiniz, Irak’ta kan gövdeyi götürüyor. Ajanlarınız Şii-Sünni savaşı çıkarmak için camileri, türbeleri bombalıyor! Siz bırakın demokrasiyi de birkaç dev tankerle Etiyopya, Kenya ve Somali’ye ve diğer ülkelere su götürelim’ önerisinde bulunmaktan aciz misiniz? Her geçen saniye, çocuklar ölüyor! Siz ise Büyük Ortadoğu Projesi’nin peşine düşmüş, Türkiye’yi de Türk ve İslam dünyasını da Irak’a benzeteceksiniz!" diye hem bir öneride hem de uyarıda bulunmuştuk. O tarihten sonra, ABD, "Arap Baharı" diyerek bütün Arap ülkelerini kaosa sürükledi. Libya ve Suriye’nin parçalanıp iç savaşa sürüklenmesinde AKP iktidarı da rol oynadı. Türkiye, Iraklaştırıldı, Suriyeleştirildi…

Atatürk‘ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" politikasının önemi şimdi daha iyi anlaşılıyor ama AKP iktidarı hâlâ anlamadı.

BOP DOSYASI /// SEDAT MEMİLİ : Sayın Fikret Yeni’ye mektubumdur

Sedat Memili yazdı

Başta Sayın Fikret Yeni olmak üzere Adana’da AK Parti İl teşkilatını ve yetkililerini tanımıyorum. Ne kişiliklerine, özel yaşamlarına küçücük bir sözüm olmadığı gibi bu konuda söz söyleyenin de karşısında dururum. Sadece merak ettiğim bazı konular var.

Bu konuları davet ederlerse yüz yüze de konuşmaya ve kendi görüşlerini memnuniyetle yayınlamaya hazırım. Kendilerinin de (benim gibi) asla ve asla bu ülkenin ve ülkede yaşayan insanlarımızın kötülüğünü istediklerini kimse bana inandıramaz.

Yöntem ve anlayış farklılığımız vardır; kim bilir belki ben yanlış düşünüyorum.

Merak ettiğim konuları İl Başkanı Sayın Yeni’nin şahsında AK Parti’nin ileri gelenlerine soruyorum; yanıtlanmasını diliyorum.

1 – Şimdiki Cumhurbaşkanımız, Başbakanlığı döneminde her platformda (30 dan fazla) BOP’sin Eş Başkanı olduğunu açıklamıştır. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) veya Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Ortadoğu Projesi (GOKAP) hakkında bilginiz var mı? Varsa bu eş başkanlığı görüş olarak onaylıyor musunuz?

2 – Bir sabah uyandık ki “Esad”, “Esed” olmuş. Komşumuz Suriye’nin iç işlerine bu denli müdahaleyi gerçekten Türkiye’nin geleceği açısından doğru buluyor musunuz?

3- Eğitim ve Öğretimde “Tevhid-i Tedrisat”tan vaz geçip, sistemin bu denli yaz boz tahtasına çevrilmiş olması, eğitime zarar veriyor mu vermiyor mu?

4 – Çok az kimse Fetullah Gülen örgütüne benim kadar karşı çıkar. AK parti’nin büyürken birlikte büyüttüğü bu örgüt, “Ben de aldatıldım, ben de hata yaptım” dese affedilecek mi? Veya, bu denli büyük hata yapıp, TSK’ni bir kumpasla esir alan alınmasına göz yuman bir iktidar, “hata yaptım” demekle aklanır mı?

5- İsrail’e karşı imiş gibi görünen ancak bütün politikaları İsrail’in, Ortadoğu emelleri ile örtüşen Sayın recep tayyip Erdoğan’ın İsrail’den aldığı ödülü ben hazmediyorum. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca, Türkiye’nin tohum üzerindeki egemenlik hakkının İsrail’in elinde olmasına ve Türk Çiftçisinin İsrail’e kurban edilmesine karşıyım. Sizce nerede yanılıyorum?

6- Adana medya Gazetesi’nde 12 bölüm halinde diğer hükümetlerin ve AK Parti hükümetinin yaptığı özelleştirmeleri araştırıp yayınladım. Bütün verileri devletin yetkili kurumlarından aldım. Bu rakamlara göre yapılan SARAY’ın maliyetinin, Kaç liman, kaç fabrika, tesis ve kuruluş olduğunun listesini çıkardım. Ülkenin paraya ihtiyacı yoksa bu kadar kuruluş neden satıldı? Eğer ülkenin ihtiyacı varsa bu kuruluşların satışıyla elde edilen paranın Saray’a harcanması hangi gerekliliğin karşıtıdır.

7- Yine Adana Medya Sütunlarında yayınladığım bir konu var: Dönemin Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül, 02.04.2003 tarihinde dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Colin Powell ile 2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma imzaladı. Bu maddeler daha sonra basına yansıdı.

Sizin bu maddeler hakkında bilginiz var mı?

Bu maddelerin bu gün yurdumun bütün köşelerinde çoban ateşi gibi oluşan şehitlerle ilgisi olduğunu düşünüyor musunuz? (Ben düşünüyorum)

10- Gerçekten 17/25 Aralık olaylarının masumane bir olay olduğuna inancınız var mı?

11- Bütün araştırmalarıma rağmen Açılımın ne olduğunu somut olarak anlamış değilim. Savunan niçin savunduğunu, karşı olan da niçin karşı olanda nçin karşı olduğunu bilmiyor. Eğer siz somut olarak temsilcisi bulunduğunun partinin ne yapmaya çalıştığını biliyorsanız lütfen anlatın. Ben de öğreneyim.

12- Recep Tayyip Erdoğan hayranlığı bu partiye ne kadar zarar veriyorsa, Recep Tayyip Erdoğan’a ölçüsüz düşmanlık da muhalefete öylesine zarar veriyor. O açıdan doğruları Adana’da ilk ağızdan öğrenme talebindeyim.

İyi niyetinden şüphe etmediğim değerli yöneticiler, bu konularda açıklık getirirseniz hem ben hem de kamuoyu bazı önyargılarını gidermiş olabilir.

Saygılarımla

BOP DOSYASI /// MURAT ÇABAS : Utanması gerekenler timsah gözyaşı döküyor

Önceki gün Bodrum sahilinde bulunan 3 yaşındaki Suriyeli Aylan Kurdi’nin cansız bedeninin yürek parçalayan fotoğrafı tüm dünyanın gündemindeydi.

Yerli yabancı birçok gazete ve dergi bu haberi manşetten verdiler.

Independent, Daily Mail, NBC TV, Huffington Post, Washington Post, New York Times gibi İngiltere’nin ve ABD’nin önemli basın organları haberi ön planda yayınladılar.

Peki, cansız bedeniyle dünyanın gündemine oturan minik Aylan’ın hikayesi neydi?

Bu Bodrum’da gördüğümüz minik cansız beden, yaşanan hangi gerçeklerin bir sonucuydu?

Hatırlarsanız, geçen yılın Ekim ayında IŞİD Kobani’yi işgal etmiş ve Kobani halkı da kaçmak zorunda kalmıştı.

İşte minik Aylan Kurdi, kardeşi Galip, annesi Rihan ve babası Abdullah da bu IŞİD saldırılarından kaçmaya çalışan Kobanili bir ailenin fertleri…

Aylar sonra Bodrum’a gelen bu aile önceki gün Ali Hoca Burnu Plajı’ndan Yunanistan’ın Kos (İstanköy) adasına kaçak yollarla geçmek için bot kiralıyorlar ve 6 kişinin bulunduğu lastik bot batıyor. Minik Aylan, kardeşi Galip ve anneleri boğularak ölüyor, cansız bedenler Bodrum sahilinde bulunuyor. Baba Abdullah ise kurtuluyor.

Tabi, dünya minik Aylan’dan, cansız bedeni sahilde bulunduğu için haberdar oldu ve timsah gözyaşları dökmeye başladı, peki ya bugüne kadar cansız bedenleri karaya vurmayan binlerce Aylan, onlardan haberdar olan var mı?

Ya da ABD, İngiltere, İsrail ve diğer batılı güçlerin Ortadoğu’da Büyük Ortadoğu projesi amaçlı besleyip büyüttüğü terörün Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da acımasızca katlettiği ve cesetlerinden bile haberdar olamadığımız onbinlerce Aylan, onlar için gerçekten gözyaşı döken var mı?

O beğenmediğiniz Esad’ın hakim olduğu bir Suriye’de, bir Kobani’de, Kaddafi’nin hakim olduğu bir Libya’da bu tür dramlar yaşanmıyordu.

Büyük İsrail devleti amaçlı BOP uğruna, İslam dünyasına bir hançer gibi saplanan, Müslüman görünümlü, ABD-İsrail-İngiltere üretimi, kollarında haç dövmesi, göğüslerinde haç taşıyan teröristler, “Allahuekber” diyerek kadın demeden, çocuk demeden Müslümanları katlettiği için bu dramlar yaşanıyor.

Amaç belli, İsrail projesinin bir parçası olan Suriye’nin kuzeyini terör bahanesiyle boşalttırıp, buranın halkını mülteci haline getirip, Yahudi Barzani’nin kontrolünde bu bölgede İsrailoğullarına yerleşim yeri açmak…

Yani Filistin coğrafyasında yaşayan Filistinlinin kaderini Suriye’nin kuzeyinde Kobanili, Afrinli, Tel Abyadlı, Cizireli yaşıyor. Görünen o ki, yarın da Türkiye’nin güneydoğusu aynı kaderi yaşayacak.

Bu yaşanan dramlarda maalesef BOP’ta misyon sahibi olan siyasileri bulunan Türkiye’nin de sorumluluğu var.

Neticede bundan 4 yıl önce Suriye krizi yokken, Esad’ın Suriye’nin tamamına hakim olduğu dönemlerde Suriye en güvenilir komşumuzdu, Kobali, Afrinli, Cizireli gayet güven ve huzur içinde hayat sürüyorlardı. ABD düğmeye bastı bir anda “dost Esad”, “zalim Esed” oluverdi ve Suriye’deki küresel terörün geçiş güzergahı maalesef Türkiye oldu.

Kim derdi ki 4 yıl sonra Kobanili aileler Ege Denizi’nden Yunanistan’a geçerken denizde boğulacak, “Ne işleri var huzur içinde yaşayan Kobanililerin Ege Denizi’nde, şişme bir botta” demezler miydi? Peki, aynı şey güneydoğulu kardeşlerimiz için söylense bugün ne dersiniz?

BOP uğruna, arzı mevut uğruna, büyük İsrail uğruna masum insanlar, bebekler, çocuklar, kadınlar ya öldürülüyor, ya yerinden yurdundan ediliyor, ya şişme botlarda ölüme terk ediliyor, cesetleri sahillerden toplanıyor ya da mültecilere köle gözüyle bakan batılıların olmayan insafına bırakılıyor.

Onlar da bir taraftan yaşanan bu dramların sebebi olmaya devam ederken bir taraftan da timsah gözyaşı dökmeye devam ediyorlar, kan içici vampirler olarak dünyaya insanlık dersi vermeyi de ihmal etmiyorlar.

BOP DOSYASI /// MEHMET EMİN KOÇ : Aklı karışıklar için BOP rehberi

Amerika’nın, nihai hedefi Büyük İsrail’i oluşturmak olan ve bu bağlamda topyekun İslam coğrafyasını adeta kan gölüne çeviren Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) İslamcı kisveli yerel ve bölgesel taşeronları kolayca bulabilmesinin ruhsal, dinsel ve sosyolojik altyapısını tahlil etmeyi sürdürüyoruz.

Haçlı dünyası ve İngilizlerin İslam coğrafyasına dönük klasik Şark ve sömürge projeleri, ABD inisiyatifiyle Büyük Ortadoğu Projesi olarak güncellenmiştir.

Çeyrek asırdan beri en vahşi ve can alıcı vaziyetiyle uygulanan BOP projesinde Selefiler, Vehhabiler, Barzaniler, el-Kaide, IŞİD, Ceyş’u Ricali’t-Tarikat’in Nakşibendiyye adlı Nakşi tugaylar, Selefi-Vehhabi öğretilerle akıl tutulması yaşayan Türkiyeli İslamcılar, Nurcular ve Nakşiler kendi kıratlarına ve imalatlarına göre bu projede görev üstlenmişlerdir.

Yerel, bölgesel ve hatta küresel ölçekli görevler üstlenen İslamcıların seleflerine değinmiş, Haleflerini bugüne bırakmıştık. Devam edelim…

– İngiliz Sömürge elemanları ve özel eğitimli misyon şefleriyle irtibatlı Nakşi Halid-i Bağdadi ekolünün Osmanlı sarayına nüfuz etmesinden itibaren Osmanlı hinterlandındaki Ehl-i Beyt ekollerine adeta kan kusturulmuştur. Ki Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın tespitiyle Anadolu-Balkanları İslamlaştıran ve Osmanlı’nın kurucu çekirdek gücü olan Bektaşiler başta olmak üzere Ehl-i Beyt soyları ve sevenlerine yönelik kıyım ve katliam ayyuka çıkmıştır. Dönemin İngiliz Büyükelçisi Lord S. Canning, Marmara denizinin ölülerle ve kanla beneklendiğini rapor etmiştir (Bkz. Dini ve Tarihi Arka Planıyla Ehl-i Beyt’e Karşı Bir Akım: Nakşibendilik, s. 247 vd.).

– Halid Bağdadi, Bağdat-Şam-Diyarbakır üçgeninde Taha Nehri ve Abdusselam Barzani’ye Nakşi icazeti vererek, Yahudi Barzani ailesine Nakşi-Şeyh kisvesi giydirmiştir. Aynı süreçte İngilizlerle içli-dışlı ve Mason localarıyla irtibatlı C. Efgani, R. Rıza ve M. Abduh’tan beslenen Said Kürdi maharetiyle Nurculuk ihdas edilmiştir. Bu din kisveli zemin üzerinden İngilizlerin Şark projesi gereği Osmanlı ve Milli Mücadele yıllarındaki Nakşi-Kürt isyanları dizayn edilmiş, Osmanlı’nın ve sonrasında yeni Cumhuriyetin en dar ve en zor zamanlarında seri isyanlar baş göstermiştir (Bkz: Dini ve Tarihi Arka Planıyla Ehl-i Beyt’e Karşı Bir Akım: Nakşibendilik, s. s. 335 vd.; Prof. Dr. Ramazan K. Kurt, Yahudi Kürtlükten Nakşibendi – Halidi Şeyhliğine Barzaniler, Ortadoğu-22 Haziran 2008; Ahmet Uçar, Hahamların Torunları Barzaniler, Tarih ve Düşünce dergisi, Aralık 2002 ).

– Prof. Dr. Baş tarafından Seyyid ve Şerif olduğu ortaya konan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk’e karşı Yunan-İngiliz istihbaratı ağzıyla konuşan ve iş gören Nakşi-Nurcu-Kürt ayrılıkçı ekolleri Milli Mücadele yıllarının en zor anlarında ve sonrasından bugünlere fırsat buldukların boy göstermiştir. (Prof. Dr. Haydar Baş, Delilleriyle Atatürk’ün soyağacı, Yenimesaj 15 Kasım 2014).

– İkinci Dünya savaşı sonrasında Asya ve Ortadoğu’ya ilişkin sömürge ve işgal projelerinde inisiyatifi ABD üstlenmiştir… Yeni dönemde Selefilik-Vehhabilik-Nakşilik karışımı akım mutasyona uğrayarak Afganistan-Pakistan bölgesinde el-Kaide, Suud ekseninde resmi Vehhabilik, Mısır’da İhvan-ı Müslimin, Anadolu’da Nakşilik-Nurculuk versiyonları şeklinde yörelere uyumlu yapıda türetilerek çeşitlendirilmiştir.

Güya birbirlerinden farklı ve aykırı gibi görünen bu İngiliz-ABD özel imalatı türeme akımlar, hakikatte birbirleriyle ruh ikizi derecesinde bağlantılı oldukları gibi, hepsinin hedefi de Ehl-i Beyt yolu ve sevenleri olmuştur.

Nitekim Selefi İhvan’ın banisi H. el-Banna, Vehhabi Suud kralı Abdülaziz’le 1946’da buluşmuş, ülkesinde kendi faaliyetleri için bir merkez açma talebinde bulunmuştur. İhvan’ın öncülerinden Seyyid Kutub’un kardeşi M. Kutup ve M. Surur, Suud’a yerleşmiş; Kutup, Mekke’de üniversite dekanı yapılmıştır (S. Arabistan’da İhyacı Hareketler Olarak Sahve ve Vehhabilik, İ. Akdoğan-R. Kalaycı, Turkish Journal of Middle Eastern Studies, Mayıs 2104, s 157-186).

– Dönemin Arap dünyasının Selefi-Vehhabi eserleri, Türkiye’deki yeniyetme Radikal İslamcı-Nakşi-Nurcu ekiplerce tercüme edilerek tüm teo-politik mikroplarıyla ülkemize ithal edilmiş; İslamcı gençliğin el kitabı haline getirilmiştir.

Bu tercümelerle beslenen gençlik, ’75-’80’li yılların Türkiye sokaklarını "Dinsiz devlet yıkılacak elbet", "İslam gelecek vahşet bitecek" naralarıyla inletmiştir. Bu özel imalat İslamcı gençlik, 1969’da İstanbul’a gelen sömürgeci Amerika’nın 6. Filosu’na karşı nara atmak yerine; 6. Filo’yu "Yaşasın tam bağımsız Türkiye… Kahrolsun Amerika!" diye protesto eden Türk gençliğine karşı çıkmış-çıkartılmıştır… Güya İslam hilafetini ilan eden IŞİD’in, İsrail’e toz kondurmayıp tekbirlerle seri Müslüman kellesi uçurması, ’69 İslamcılığının güncel versiyonundan başka nedir?!

– 80’lere kadar bu sloganlarla serpilip gelen Türkiyeli İslamcılar, nihayet son çeyrekte özel bir operasyonla iktidara kondurulmuştur. "İslam gelecek vahşet bitecek" idi, ama öyle olmadı; BOP geldi… Amerika’nın BOP’unda üstlendikleri görevin semeresi bölgemiz en ağır vahşeti yaşıyor; ABD-İsrail hizmetkarı eli palalı IŞİD, Barzani, PKK, ÖSO, el-Kaide ve el-Nusra gibi isyankarlar semirtiliyor. Nakşi-Nurcu ve Selefi gruplar da, bu vaziyetlerine fetva ve destek sağlayarak elleri ve gönülleri Müslüman kanına bulanıyor… Böylesi iflah olur mu?!

– Sakife’deki savrulmayla başlayan haksızlık ve siyasal İslamcılığın kanlı süreci, bugün İslam coğrafyasını kan gölüne çevirmekte, adeta İslamlık ve insanlık kökünden kazınmaktadır.

Âyînesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz;

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde, der Ziya Paşa… Öyleyse kendinizi, rütbe-i aklınızı ve imanınızı, BOP eserinizde görün ey İslamcılar!

Bu sürecin Tevhid ve hak istikamete döndürülüp akan kanın durdurulması ve medeniyetimizin yapıtaşı olan İslam’ın gönüllerimizi yeniden yeşertmesi için "Tevhid’in merkezi Ehl-i Beyt’tir" esasıyla gayret sarf eden bir halk ve hak adamı vardır; o da Prof. Dr. Haydar Baş’tır… Gerisi kaos ve savaştır.