Etiket arşivi: Emniyet

ERGENEKON DOSYASI : İŞTE AMERİKALILAR’IN ERGENEKON POLİSLERİNE VERDİĞİ EĞİTİMİN BELGES İ /// TARİH : 2008-2009

Yarbay Mustafa Dönmez, Zir Vadisi’nde bulunan askeri mühimmatın sorumlusu olarak 2 yıldan beri tutuklu. Ergenekon üyesi olmakla suçlanıyor. Dönmez bugün savunma yapmaya başlayacak.

Aşağıda Dönmez’in yargılandığı davayla ilgili olarak sizi şok edecek 3 video bulacaksınız.

Ancak videolardan önce bugün davada savunmaya başlayacak yarbay ile ilgili önemli bilgiler verelim…

SAKINCALI PİYADE

Yarbay Mustafa Dönmez, TSK’nın içindeki “sakıncalı piyade”lerden. 68 kuşağından gelen bir babanın çocuğu olan Dönmez, 1980’de ODTÜ’de öğrenciydi. Üniversitede sol görüşe yakın olan Dönmez, bir eylemde yaralandı. Bundan sonra okulu bıraktı. Ailesinin desteği ile Kara Harp Okulu sınavlarına girdi. Sınavda 6. oldu. Harp Okulu’na girdi ve 1985 yılında mezun oldu.

Mustafa Dönmez, muharip değildi. Karargahta görev yapıyordu. Tutuklandığında “ikmal subayı” olan Dönmez, bugüne kadar milyonlarca liralık satın alma gerçekleştirdi ve bilinen usulsüzlüğü olmadı. Aziz Nesin’den Attila İlhan’a kadar pek çok isimle tanışıklığı olan Dönmez’in kendisinin de pek çok dergi de yazısı çıktı. Dönmez’in son yazısının başlığı “Mustafa Kemal ve Tam Bağımsız Türkiye”. Dönmez’in yazdığı dergi, tutuklanmasının ardından kapatıldı.

Peki Dönmez’in başına bunların gelmesini sağlayan başka bir özelliği var mı?

TSK’DAKİ CEMAATE KARŞI

Mustafa Dönmez, orduda cemaate karşı kişiliği ile biliniyor. Cemaate mensup pek çok subayı deşifre eden Dönmez, TSK içinde mevcut yapılanmanın ev toplantıları ile örgütlendiğini ortaya çıkardı. Cemaate alternatif olarak TSK’da kültür çalışmaları yapan Dönmez’in hayatı 2009 yılının Ocak ayında önce Sapanca’daki yazlık evinde, ardından da orada bulunan bir kroki aracılığıyla Zir Vadisi’nde askeri mühimmat bulunduğu iddiasıyla değişti. Dönmez bu nedenle tutuklandı.

Şimdi size Dönmez’in adının gündeme gelmesine neden olan Zir Vadisi kazılarıyla ilgili üç görüntü izletelim…

AMERİKALILAR KURS VERDİ

İlki Zir Vadisi’nde bulunan bir mühimmat ile ilgili. Bombanın adı “datasheet” okunuşu “detaşit”. Zir Vadisi’nde bulunan malzemenin içinde çıkan bu bomba türünü Türk polisi tanımaz diyebilirsiniz. Gerçekten de polisin bu bombayı aldığı eğitimle tanıması mümkün değil. Ancak aşağıda izleyeceğiniz görüntülerde bu bombayı tanıma konusunda polisin Zir Vadisi kazısından sadece 2 gün önce Amerikalı uzmanlardan eğitim aldığını bizzat polislerin ifadesi ile izleyeceksiniz.

İzlemek için LİNKİ tıklayın

LINK : http://www.odatv.com/n.php?n=video2-1402111200

İnsan sormadan edemiyor. Polis iki gün önce ABD’lilerin aldığı eğitim sayesinde tanıdığı bombayı iki gün sonraki kazıda nasıl buluyor? Bu ne tesadüf. Mustafa Dönmez de kazının olduğu gün Zir Vadisi yakınlarındaki 5 ABD’li istihbaratçının ne işi olduğunu soruyor haklı olarak?

Bu kadar değil…

YOUTUBE’A BİZDEN ÖNCE KOYMA

Aşağıda izleyeceğiniz görüntülerde ise polis, Amerikalı eğitmenlerine “Abi” diye hitap ediyor. Ve içlerinden biri cep telefonuyla mühimmatın görüntülerini çekiyor. Bir diğer polis çeken polisi uyarıyor: “Youtube’a bizden önce atmayın!” (Mühimmatlarla ilgili bir başka polis videosu haberimiz için tıklayın )

İzlemek için LİNKİ tıklayın

LİNK : http://www.odatv.com/n.php?n=video3-1402111200

Mühimmat ile ilgili olarak ilginç bir ayrıntı verelim. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin başına gelenlerin bir benzeri Yarbay Mustafa Dönmez’in de başına geliyor. Polisin gönderdiği belgelerde Dönmez’de bulunduğu hakkında rapor verilen 472 adet merminin, gerçekte Dönmez’de bulunmadığını Emniyet mahkemeye yazdığı yazıyla kabul ediyor. Kısacası 473 mermi “sehven” Mustafa Dönmez’de bulunuyor.

MALZEME “SIFIR”

Son görüntülerimiz ise Zir Vadisi’nde bizzat kazıların yapıldığı noktadan. Kazıya tanık olan bir binbaşı ile bir başçavuşun konuşması. İkili arasında geçen konuşmadan hem bulunan malzemenin hem de kutularının “sıfır” olduğu anlaşılıyor. 7 Ocak 2009 günü yapılan konuşmada yapılan tespit, bulunan mühimmatın henüz kar görmediği hatta hiç ıslanmadığı. Sadece bir hafta önce Ankara’da okulların kar nedeniyle tatil edildiği hatırlanırsa bu biraz garip bir durum. Buradan hareketle iki asker malzemelerin “en fazla iki günlük” olduğu sonucuna varıyor. Malzemenin üzerindeki gazetelere bakıldığında ise gazetelerin de yeni olduğu görülüyor. Binbaşı kazıyı inandırıcı bulmadığını “eski kitaplar bunlar” sözleriyle gösteriyor.

İzlemek için LİNKİ tıklayın

LİNK : http://www.odatv.com/n.php?n=video-zir-vadisi-1402111200

KAZILAR NEDEN GECE YAPILIYOR

Son olarak şunu söyleyelim. CMK’nın 118. Maddesi yapılan aramalar için şu kısıtı koyuyor: “(1) Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. (2) Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (CMK 118. Madde)” Bu kazılarda 2. Fıkraya dair hallerin olmadığı açıkça ortada olmasına rağmen, polis bu aramaların tamamını gece yapmayı tercih ediyor. Aramaların gündüz gözüyle yapılmasını nedense uygun bulmuyor.

Bugün savunmasını yapmaya başlayacak “sakıncalı piyade” Mustafa Dönmez, ne zaman ağzını açsa kendisine bir “polis komplosu” yapıldığını anlatıyor, TSK ve emniyette cemaat örgütlenmesine vurgu yapıyor.

Görüntülere bakınca Mustafa Dönmez’e “haksızsın” demek mümkün mü?

Barış Terkoğlu

Odatv.com

Reklamlar

MİT DOSYASI : ‘İstihbarat A.Ş.’yi MİT-Emniyet çökertti

IŞİD’in Suriye ve Türkiye sınırlarındaki faaliyetleri ile bölgedeki muhalif gruplar hakkında topladıkları bilgileri para karşılığında istihbarat servislerine satan Suriyeli Menedi Alsaid’in kurduğu casusluk şebekesi MİT ve Emniyet işbirliğiyle çökertildi…

Mersin’de, MİT’in ve Emniyet’in koordineli çalışması sonucu, IŞİD’in Suriye ve Türkiye sınırlarına yakın faaliyetleri, Suriye’de Türkmen bölgelerinin bulunduğu cepheler ve değişik muhalif gruplar hakkında topladıkları bilgileri para karşılığında muhtelif istihbarat servis yetkililerine sattıkları tespit edilen “casusluk” şebekesi çökertildi. Mersin Savcılığı’nın talimatı ve mahkeme kararıyla gerçekleştirilen operasyonda, örgütün lideri olduğu tespit edilen Menedi Alsaid (24) ve bağlantılı 6 kişi gözaltına alındı.

Alsaid’in, edindiği istihbari bilgileri derlediği gizli bir “basın bürosu” da gün yüzüne çıkarıldı. Son derece gizli yürütülen operasyonla istihbarat şebekesi ortaya çıkarılırken, şebekenin Türkiye aleyhinde kullanılabilecek bilgi arayışında olduğu da belirlendi.

Şebekenin, bazı batı ülkeleri, Türkiye’ye komşu bazı ülkeler ve bazı Körfez ülkelerinin istihbarat servisleriyle teması ve bu servislerin bazı elemanlarıyla para alışverişleri saptandı.

Parayla servis

Milliyet’in aldığı bilgiye göre, Menedi Alsaid, bağlantıda olduğu kişilerle birlikte bir şebeke kurdu. Şebeke üyeleri muhtelif yabancı servisler ve şahıslarla irtibata geçti.

Duyumu alan güvenlik birimlerinin başlattığı istihbari çalışmalar sonucu, Menedi Alsaid’in faaliyetleri sırasında deşifre olmamak amacıyla Muhaned Alsıd, Muhanned Tarıf, Muhanned Sıhatıye, Muhammed El Hamed El Esadi gibi çeşitli isimler kullandığı anlaşıldı. Alsaid’i takibe alan istihbarat birimleri, bu kişinin özellikle Suriye’de topladığı bilgileri muhtelif yabancı ülke servislerine ve görevlilerine servis ettiğini tespit etti.

Savcılık onayı ile baskın

Menedi Alsaid’in Türkiye içinde para karşılığı istihbarat casusluğu yaptığı, bu bağlamda Türkiye aleyhindeki bazı tespitleri ve bilgileri de aynı şekilde muhtelif yabancı servis ve çalışanlarına servis etme ihtimalini değerlendiren istihbarat birimleri, Türkiye’yi sıkıntıya sokabilecek böyle bir durumun yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Mersin Emniyet Müdürlüğü ile temas kurdu.

Koordineli yürütülen teknik takip çalışmaları sonuç verdi ve bu kapsamda Menedi Alsaid’in Türkiye’de, Ömer Huvi, Ramel Alsid, Ebu Vaham Abdulkerim Jarba, Ebu Ramiz Abrama, Taofik Alfaris, Halid Hatib ve Yıhya Hatib adlı şahıslarla bağlantısı da ortaya çıkarıldı.

Çalışmaların olgunlaşması üzerine Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan izinle operasyon başlatıldı. Mahkemeden alınan kararla önceden belirlenen adreslere baskın yapıldı.

1 Eylül 2015’te gerçekleştirilen baskınlar sonucu, istihbarat casusluğu yaptıkları iddia edilen Menedi Alsaid, Yahia Ahmad Khatıb, Khalid Ahmad Khatıb, Taofik Alfarıs, Ebu Vaham Abdulkerim Jarba ve Ramel Alysed (Alsaid) isimli kişiler gözaltına alındı. Gözaltına alınan şüpheliler, 4 Eylül’de adliyeye sevk edildi. Savcılık tarafından sorgulanan şüpheliler 4 Eylül’de tutuklanma talebiyle Mersin 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarıldı.

Menedi Alsaid için denetimli serbestlik kararı verilirken, Adana’daki bekleme merkezine gönderildiği, buradan sınır dışı edileceği ifade ediliyor.

Gizli basın bürosu kurdu

İstihbarat örgütünün lideri olduğu belirtilen Menedi Alsaid’in, 1991 Suriye Haseke doğumlu olduğu, sorgusunda Sünni-Arap olduğunu anlattığı kaydedildi. Şüpheliye, Irak’a giderek temaslarda bulunmak, yabancı istihbaratçılarla görüşmek, muhtelif istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğunu düşündüğü kişilerle bilgi alışverişinde bulunmak ve bu faaliyetleri esnasında bazıları düzenli olmak üzere para almak suçlaması yöneltildi. Türkiye’deki istihbari faaliyetlerini yürüttüğü gizli bir basın bürosunda, Suriye’deki cepheler ve muhaliflere ilişkin bilgileri derlemekle suçlanan Alsaid’in, bütün bu suçlamaları kısmen kabul ettiği bildirildi. (Türker Karapınar/Milliyet)

EMNİYET DOSYASI : Emniyete 12 İHA alınacak

Savunma Sanayii Müsteşarlığınca (SSM), Emniyet Genel Müdürlüğünün ihtiyaç duyduğu operatif ve taktik sınıfı insansız hava aracı (İHA) tedarikine yönelik çalışmaların başlandığı bildirildi. Bu kapsamda, ilk aşamada 6 "ANKA" ve 6 "Taktik Baykar" İHA’nın en acil şekilde alımı öngörülüyor.

SSM’den verilen bilgiye göre alım iki aşamada gerçekleştirilecek. İlk etapta acil ihtiyaç kapsamında ikişer set yani 6 Anka ve 6 Bayraktar’dan oluşan İHA’lar emniyet genel müdürlüğü’ne teslim edilmeye başlanacak. İlk teslimat, Haziran 2016’da Kale/Baykar tarafından gerçekleştirilecek. Bunu 2017’de TAI’nin Anka teslimatı izleyecek. İkinci pakette ise kalan İHA’lar 2020’ye kadar Emniyet havacılık birimlerine verilecek.

TSK TARAFINDAN KULLANILIYOR

Milli imkanlarla geliştirilen Bayraktar, Taktik İHA sınıfında. 8 bin metreden uçabilen araç, 24 saat havada kalabiliyor. 150 kilometrelik alanda çektiği görüntüleri yer istasyonuna iletiyor. Toplam 12 Bayraktar, geçtiğimiz aylarda Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edilmişti. Eğitimleri tamamlanmak üzere olan Taktik İHA’lara kamera modifikasyonu da tamamlandı. Sistemlerin önümüzdeki aydan itibaren Güneydoğu’da göreve başlaması planlanıyor.

ANKA’YA ÖZEL RADAR

TAI tarafından geliştirilen Anka ise MALE (Orta İrtifa Uzun Havada Kalış) olarak adlandırılan sınıfta. Seyir irtifası 10 bin metre olan araç, 24 saat uçabiliyor. TAI, Anka’nın A ve B modellerinde test çalışmalarını yapmıştı. Halen imalatçı Anka-S modeli üzerinde çalışıyor. Aselsan tarafından geliştirilen ASELFLIR 300 kamerası ile hedeflerini takip edecek sistem ayrıca CATS hedefleme sistemine de sahip olacak. Uydu üzerinden uzun menzilli operasyon yapabilecek Anka-s, 2017’den itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girecek.

EMNİYET’İN İSTİHBARAT KABİLİYETİ ARTIRILIYOR

Emniyet Genel Müdürlüğü, 2 yıldır Kale/Baykar imalatı, elden atılan mini-İHA sistemlerini kullanıyor. Mini-İHA’lar operasyon bölgesinde hızlı istihbarat amaçlı elden atılıyor. Aldığı görüntüyü yere ileten sistem aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri ve Katar Ordusu tarafından da kullanılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün envanterinde Kingair 350 tipi kamera ve sistemlere sahip insanlı istihbarat uçağı da bulunuyor. Ayrıca Bell 430 tipi helikoptere takılan kamera sistemleri ile gece ve gündüz takip gerçekleştirilebiliyor.

IŞİD DOSYASI : MİT, Emniyet’ten aldığı 60 yabancıyı IŞİD’e verdi

IŞİD’in bombalı saldırısında 32 kişinin öldüğü Şanlıurfa’da skandal bir olay yaşandığı ortaya çıktı. İddiaya göre, geçtiğimiz yıl şehirde gözaltına alınan 60 yabancı MİT tarafından IŞİD’e teslim edildi. Skandalın arkasından İl Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı çıktı. Yabancıların, Pınarbaşı’nın bilgisi dahilinde MİT’e verildiği öğrenildi.

Şanlıurfa’da son günlerde yaşanan terör olayları, ildeki güvenlik ve istihbarat zafiyetini tartışmaya açtı. Geçtiğimiz ay Suruç ilçesinde IŞİD mensubu bir canlı bombanın saldırısı sonrası 32 kişi hayatını kaybetti. Bu olayın hemen ardından Ceylanpınar’da polise yönelik suikast gerçekleştirildi. İl Emniyet Müdürü Pınarbaşı ise güvenlik zafiyetinin üzerini örtmek için ‘paralel’ safsatasına sarıldı. Pınarbaşı’nın “İlimizin plaka tanıma sistemi ‘abiler’inden aldığı talimatla kapatılarak asayiş ve terör olayları tırmandırılmaya çalışılmıştır.” şeklindeki iddiası yalan çıkarken, kentte yeni bir skandal yaşandığı ortaya çıktı. Nokta Dergisi’ndeki iddiaya göre, terör örgütü IŞİD’e katılmak üzere İstanbul ve Ankara üzerinden Şanlıurfa’ya gelen yüzlerce yabancı ülke vatandaşları, polis tarafından gözaltına alındı. Nisan-Ekim 2014 tarihleri arasında yakalanan kişiler hakkında Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’nde işlem yapıldı. Ancak sınır dışı edilmesi gereken 60 yabancı, İl Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı’nın bilgisi dahilinde önce Asayiş Şube Müdürlüğü nezarethanesine konuldu, üç gün sonra da Şanlıurfa’da görevli Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personellerine teslim edildi. MİT de Suriye’de savaşmak için gönüllü olan bu kişileri sınırın diğer tarafına geçirerek IŞİD’e verdi. Terör örgütüne teslim edilen kişiler arasında Amerikan vatandaşı Johan Castillo B., Alman Toni N., Fransız Mahmut B. ile Rus Dzheren E. ve Rusina M. gibi isimler bulunuyor.

Emniyet kaynakları ise yakalanan yabancı ülke vatandaşlarıyla ilgili izlenmesi gereken bütün prosedürlerin düzenlenen kanunlarda açıkça ortaya konulduğuna dikkat çekiyor. Oturumu olmayan yabancı kişilerin, yapılan işlemlerin hemen ardından 3 gün içerisinde sınır dışı edilmesi gerektiğini vurgulayan kaynaklar, “Burada Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan usulsüz bir işlem söz konusu. Buna rağmen bu kişiler hangi saiklerle MİT’e teslim ediliyor? Neden sınır dışı edimedi?” değerlendirmesinde bulunuyor. Uzmanlar ayrıca emniyet müdürünün personeline gözaltına alınan şahısların MİT’e teslim edilmesi yönünde bir talimat veremeyeceğinin altını çiziyor.

ANKARA’DA IŞİD OPERASYONU: 12 GÖZALTI

Öte yandan Ankara merkezli 4 ilde terör örgütü IŞİD’e eşzamanlı şafak operasyon düzenlendi. Sabah saatlerinde yapılan operasyon kapsamında 12 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Başkent’teki baskınlardan biri, Etimesgut Devlet Hastanesi karşısındaki sokakta gerçekleştirildi. Olası bir çatışma ihtimaline karşı tedbirli davranan polis, burada yaklaşık dört saat kaldı. Yapılan aramaların ardından bir kişi gözaltına alındı.

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI /// Sabah : Emniyet Gülen örgütüne ‘terör örgütü’ diyor, ama de lil sunmuyor

‘Emniyet’ten 52 sayfalık Gülen örgütü raporu’ iddiası

Sabah yazarı Ferhat Ünlü, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrası AKP hükümeti tarafından "paralel yapı" olarak nitelenen ve savcılığın "Gülen örgütü" adı altında soruşturma başlattığı Gülen cemaatiyle ilgili "Emniyet Gülen örgütünün ‘terör örgütü’ olarak nitelendirilebileceğini belirtiyor. Bununla birlikte cebir ve şiddet unsurunun, raporun gönderildiği başsavcılıkça yürütülen soruşturma sonucunda delillerle desteklenmesi halinde terör örgütü niteliklerinin tamamlanacağı görüşü de eklenmiş" iddiasında bulundu. "Ama önemli olan, istihbari tespit ve bulguları hukuki delillere dönüştürebilmek" diyen Ünlü, "Yani Emniyet de topu en kritik noktada yargıya atıyor" ifadesinin Ünlü’nün Sabah’ta "Devletin gizli Gülen raporu" başlığıyla yayımlanan (19 Temmuz 2015) yazısı şöyle:

Devletin polisiye ya da istihbari konseptiyle yargı kararlarının kusursuz biçimde örtüştüğü rejimlerde jüristokrasi (yargıçlar, savcılar rejimi) gölgesi her zaman daha belirgindir. Türkiye’de 2007-2012 arasında olduğu gibi polis fezlekelerinin iddianamelere, iddianamelerin de yargı kararlarına dönüştüğü bir sistemdir bu. Bugün aynı şeyi gözlemlemiyoruz. Öyle ki Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne, nam-ı diğer Kırmızı Kitap’a terör örgütü ve ulusal güvenliğe tehdit içeren paralel yapılanma olarak giren Gülen Örgütü’yle ilgili yargı kararları Kırmızı Kitap’taki bu yaklaşımı yansıtmıyor. Bunun son örneğini böcek davasının gerekçeli kararında gördük. Kararda özetle örgütün casusluk suçlarının ispatlanamadığı belirtiliyor. Gülenist jüristokrasi rejiminde yaşamaya devam ediyor olsaydık cemaatçiler, muhalifleriyle ilgili bu tür kararlar vermez, bilakis delil yoksa sahtesini üretip iddiayı karara dönüştürmeye çalışırlardı. Nitekim öyle yaptılar yakın geçmişte. Bu hafta Üç Boyutlu Portre’de flaş kısımları 1 Temmuz’da SABAH Gazetesi’nde manşetten yayınlanmış, ancak detayları pek bilinmeyen Emniyet’in FETÖ Raporu’ndan yerimiz elverdiği ölçüde bölümler paylaşacağız. Bu rapordaki bilgi ve kanaatlerin ne kadarının yargı kararına dönüştüğünü ise davaların sonuçlanmasından sonra hep birlikte göreceğiz. Raporu detaylı okuyunca örgüt yapılanmasının devlet raporlarındaki görünümü ile bu örgüte ilişkin yargı kararlarındaki görünümü arasındaki çelişki görülüyor. Bunun en önemli sebebi, örgüte atfedilen casusluk gibi suçların, istihbari açıdan doğru olmasına rağmen hukuken ispatlanmasının güç olması.

Haberleşme yöntemleri

Emniyet Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan gizli ibareli 4 Mart 2015 tarihli raporda Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya’nın imzası bulunuyor. Rapor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 2014/109321 sayılı soruşturma kapsamında Emniyet’ten bilgi istemesi üzerine gönderilmiş. Özetle Gülen Örgütü’nün 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, yani bir terör örgütü olup olmadığı soruluyor Emniyet’ten. Emniyet de 52 sayfalık raporun Netice ve Kanaat bölümünde örgütün devletin varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla kurulduğunu ve bu yönüyle 3713 sayılı kanun kapsamında terör örgütü olarak nitelendirilebileceğini belirtiyor. Bununla birlikte cebir ve şiddet unsurunun, raporun gönderildiği başsavcılıkça yürütülen soruşturma sonucunda delillerle desteklenmesi halinde terör örgütü niteliklerinin tamamlanacağı görüşü de eklenmiş. Yani Emniyet de topu en kritik noktada yargıya atıyor. Raporun bir yerinde, "Özellikle 1990’lı yılların başından itibaren yurtdışına açılmaya başlayan yapı, zaman içerisinde hayatın doğal akışına aykırı şekilde dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelmiştir" cümlesi var. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) eski Müsteşarı Şenkal Atasagun’un da istihbarat raporlarına dayanarak benzer görüşler ileri sürdüğünü 9 Kasım 2014 tarihinde bu köşede yazmıştık. Ama önemli olan, istihbari tespit ve bulguları hukuki delillere dönüştürebilmek. Raporda -detayları yazının uzun versiyonunda okuyabilirsiniz- Paralel Devlet Yapılanması’nın örgütlenme modeli, Skype, WhatsApp kullanmadan pelür kağıdı ve canlı kurye ile haberleşmeye kadar çeşitlilik arzeden gizli haberleşme metotları, istihbarat ağı, arşivi ve yabancı gizli servislerle ilişkisine dair bilgiler var. Paralel Devletle Mücadele konusundaki yanlışlık ve eksikliklerin izinin, devletin bu tür raporları ile yargı kararları arasındaki farklılıklarda sürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet, bu mücadeleyi kendisi açısından varoluşsal bir savaş olarak görüyorsa (ki haklı olarak öyle görüyor) ilgililer nüanslara yoğunlaşmalı. Malum, şeytan ayrıntıda gizlidir.

TERÖR /// Emniyet : 3 örgüt eylem hazırlığında

Emniyet 3 ayrı terör örgütünün, farklı hedeflere yönelik eylemler gerçekleştirebileceği uyarısı yaptı.

Emniyet Genel Müdürlüğü, Suruç saldırısıyla fitili ateşlenen terör eylemleri ve bu eylemleri gerçekleştiren örgütlere karşı yürütülen operasyonlar sırasında edinilen yeni istihbarat bilgileri doğrultusunda, kendisine bağlı tüm güvenlik birimlerine yeni uyarılar yaptı. Edinilen bilgilere göre, operasyonların hedefindeki 3 terör örgütünün, birbirinden farklı tarzda ‘şok’ saldırılar gerçekleştirebileceği analizi yapıldı. PKK’nın şehir yapılanmalarının, askeri tesisler de dahil olmak üzere her türlü kamu kurumuna ve personeline yönelik saldırı düzenleyebileceği öngörüsü yapılan Emniyet raporunda, bu örgütün özellikle metropollerde devleti temsil eden kurumları hedef alan yeni saldırılar gerçekleştireceği yönünde istihbari bilgilere ulaşıldığı kaydediliyor.

Analize dayalı istihbarat raporlarında, operasyonların hedefindeki bir diğer örgüt olan DHKP-C’nin ise Ankara ve İstanbul’da Emniyete ait önemli binaları hedef alan eylemler gerçekleştirebileceği öngörüsü yer alıyor. Emniyet’in istihbarat raporlarındaki en çarpıcı saptamalar ise IŞİD’in Türkiye’deki eylem potansiyeli ve yeni aşamada gerçekleştirmesi muhtemel eylemlerin şekli ve yerine ilişkin… Farklı istihbarat kaynaklarından derlenen bilgilerden hareketle IŞİD’in yeni dönemde turizm bölgelerini hedef alacak eylemlere yönelebileceğine ilişkin bir değerlendirme yapan Emniyet, bu eylemlerin ‘turist’ kılığında ülkeye giriş yapacak yabancı uyruklu IŞİD militanlarınca gerçekleştirilebileceğini saptadı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bu 3 örgütün yapma potansiyeli olduğu farklı eylem çeşitleri konusunda ilgili bütün birimlerini uyardığı, özellikle turizm bölgelerinde ivedilikle ilave güvenlik tedbirleri alınmasını istediği öğrenildi.

EMNİYET DOSYASI /// Atilla Kart : Emniyet’in hafızası, arşivi yok edildi

CHP eski Konya Milletvekili Atilla Kart, Türkiye’nin emniyet ve kolluk yapılanmasının hafızasının, arşivinin yok edildiğini belirterek, Suruç’ta yaşanan bombalı saldırının özünde, temelinde istihbarat zafiyeti olduğunu belirtti.

Türkiye’den IŞİD‘e katılımları Meclis’te düzenlediği basın toplantılarıyla sürekli gündemde tutmaya çalışan Atilla Kart, Şanlıurfa Suruç‘ta yaşanan bombalı saldırıyla ilgili ortaya çıkan tablonun bir sonuç olduğunu ifade etti.

SİLAH VE MÜHİMMAT TAŞIYAN 16 UÇUŞU TESPİT ETTİK

"Şu anda biz çok ağır bir sonucu yaşıyoruz, çok acı bir sonucu yaşıyoruz." diyen Kart, şöyle devam etti: "Bu sonucu yaratan sebepleri cesaretle, sorumlukla, bir özgüvenle Türkiye’nin yüzleşmesi gerekir. Bunu ‘sen-ben çekişmesi’ne dönüştürmeden, kamuoyunun, halkımızın doğru bilgilendirilmesi amacıyla yapmak gerekir. 2013 yılı başından itibaren Suudi Arabistan silahlı kuvvetlerine ait nakliye uçaklarının Ankara Esenboğa’ya silah ve mühimmat taşıdığını belgeleriyle, uçuş saatleriyle dile getirdik biz, 16 uçuşu tespit ettik. Ama bu sayı öyle anlaşılıyor ki bu sayı belki 160, belki 260."

DAHA DA AĞIR SONUÇLARI OLABİLİR KAYGISI İÇİNDEYİM

Türkiye’nin her tarafından IŞID’e katılım olduğu konusunda uyarılarda bulunduklarını vurgulayan Kart, şu değerlendirmelerde bulundu: "Yasin El Kadı’nın yasaklı olduğu dönemde Türkiye’ye gelmesi, MİT istihbaratıyla görüşülmesi, Suudi Arabistan ilişkileri, yine 2013 yılı, bizim tespitlerimiz bu yönde, daha öncesi mutlaka vardır ama kendi tespitlerimize göre söylüyorum; 2013 yılından itibaren Türkiye’nin her tarafından Konya dahil olmak üzere, Türkiye’nin muhtelif illerden ailelerin Gaziantep üzeri IŞİD‘e katılımlarını aile ismi vererek, çocuk ismi vererek, Gaziantep’teki adres bilgilerini vererek bunları takip ettik, dile getirdik. Orada IŞİD ikliminin himaye edilmesi, beslenmesi, yeşertilmesi; maalesef bu süreçler yaşandı. Ve bu tabloyla beraber Türkiye-Suriye sınırındaki geçiş kolaylığı, bütün bunlar göz önüne alınınca böyle bir tablonun doğması kaçınılmazdı. Bunun çok ağır sonuçlarını yaşıyoruz. Bunun daha da ağır sonuçları olabilir kaygısı içindeyim."

BU İŞİN ÖZÜNDE İSTİHBARAT ZAFİYETİ VAR

"Türkiye’nin Emniyet yapılanması ve kolluk yapılanması anlamında hafızası yok edildi. Bu kurumların arşivi yok edildi." diyen Kart, bu işin özünde, temelinde istihbarat zafiyeti olduğuna dikkat çekti. Türkiye Cumhuriyeti’nin istihbarat birimlerinin tek elde toplanıp MİT‘in insiyatifi ve sorumluluğuna verildiğini dile getiren Kart, MİT‘in Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir anayasal kurumu konumunda olmadığını savundu. Kart, "MİT, AKP’nin ve Cumhurbaşkanı’nın kişisel ve siyasi stratejilerini belirleyen, bu anlamda danışmanlık görevi yapan ve tamamen bir parti teşkilatı hiyeraşisi içinde görev yapan, bu yönüyle devletin anayasal bir kurumu olmaktan çıkan bir kurum niteliğinde." diye konuştu.

OLAYLARIN PERDE GERİSİ HİÇBİR ŞEKİLDE AYDINLATILMIYOR

Anayasal kurumların geneli için zafiyet ve tahribatın zaman içinde ortaya çıktığını anlatan Kart, MİT gibi kurumlarda ise yapılan görevin niteliği gereği hemen ortaya çıktığını vurguladı. Kart, şunları kaydetti: "Diyarbakır’da HDP mitinginde yapılan saldırıdan başlayın da, Niğde saldırısından başlayın da, bütün bu süreçlerde bu olayların perde gerisinin hiçbir şekilde aydınlatılmadığını görüyoruz, üstüne gidilmediğini görüyoruz. Mevcut hafızaların, arşivin yok edildiğini biliyoruz. Böyle bir tablo içinde bu sonuçların ortaya çıkması kaçınılmazdır. MİT ve benzeri kurumdaki birimler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumu olmaktan çıkmışlardır. 17/25 Aralık süreciyle ilgili olarak Nisan 2013’te MİT bütün bunları tespit ediyor. Bunun idari ve adli yönden yasal gereğini yapması gerekirken; dönemin Başbakana rapor düzenliyor; ‘Aman Sayın Başbakan’ım şunlar şunlar var, tedbirinizi alın. Sizin için iyi olmaz.’ Böyle bir kurumun milli bir kurum olduğundan söz edilebilir mi, devleti temsil ettiğinden söz edilebilir mi? Bu, yıllardır anlatmaya çalıştığımız parti hegomanyası, parti devleti yapılanmasının en acı, en dramatik örneklerinden birisidir, şu an gittiği nokta. MİT‘in başındaki kişinin siyasete girmesi, siyasetten çekilmesi, bunların hepsi bir araya geldiği zaman, MİT‘in Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümüne güven vermesinden söz edemezsiniz, maalesef mümkün değil."

IŞİD‘in Türkiye’deki uyuyan hücrelerinden 2-3 yıldır bahsettiklerine dikkat çeken Kart, bir hafta içinde yeni bir takım bilgi ve dökümanlara ulaşabileceğini ve bunu da kamuoyu ile paylaşacaklarını kaydetti. Bunun bilinen bir gerçek olduğunu ifade eden Kart, oluşturulan iklimin sonucunda bu hücrelenmeler, yuvalanmaların gerçekleştirildiğinin altını çizdi.