Etiket arşivi: GENELKURMAY DOSYASI

GENELKURMAY DOSYASI /// CHP’li Bayır : Ges, MİT’e Bağlanmasaydı Şehit Vermemiz Önlenebilir Miydi ?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Tacettin Bayır, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren görev ve sorumlulukları Genelkurmay Başkanlığı’ndan alınarak MİT’e bağlanan, Genelkurmay Elektronik Sistemleri’ni (GES) Meclis gündemine taşıdı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Tacettin Bayır, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren görev ve sorumlulukları Genelkurmay Başkanlığı‘ndan alınarak MİT‘e bağlanan, Genelkurmay Elektronik Sistemleri’ni (GES) Meclis gündemine taşıdı.

Bayır, Başbakan Davutoğlu’nun yazılı olarak cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, "Son zamanlarda yaşanan terör olaylarında, istihbarat bilgilerini, zamanında ve doğru olarak toplayarak ilgili birim ve komutanlıklara gerekli önlemleri alması için kurulan GES’in, MİT‘e bağlanması ile TSK’nın, istihbarat zaafiyatının oluştuğunu düşünüyor musunuz?" diye sordu.

1957 yılında kurulan ve TSK‘nın ihtiyaç duyduğu muhabere ve elektronik istihbaratı sağlayan ve yurt geneline yayılmış birimleri bulunan Genelkurmay Elektronik Sistemleri Komutanlığı (GES ) dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direktifiyle 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren görev ve sorumlulukları Genelkurmay Başkanlığından alınarak MİT‘e bağlandığını hatırlatan Tacettin Bayır, şunları kaydetti: "Dönemin başbakanı, bakanları ve AKP ve yandaşlarının Türkiye’de askeri vesayet için çalışan karanlık güçler amaç dışı kullandıkları bir mevziyi daha kaybetti naraları atarak ne büyük iş başardıklarını topluma anlatıyorlardı. Söz konusu Genelkurmayın görev alanındaki devir işlemleri de Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamında gerçekleştirilmişti.

Bilindiği gibi GES’in elindeki elektronik imkanlar ve ileri teknoloji ne Emniyet’te ne Jandarma’da ne de başka bir güvenlik biriminde mevcut değildir. GES elindeki bu güçle Türkiye sınırları dahil yakın çevresindeki hemen her türlü dinlemeyi yapabilmektedir. Özellikle terör saldırılarının önlenmesi adına büyük sorumluluk taşıyan bu birim büyük can kayıplarının verildiği Dağlıca ve Iğdır’da gerçekleştirilen terör saldırılarda görevini yerine getirememiştir."

Bayır, şu soruları yöneltti: Sizin sorumluluğunuzdaki MİT ve Emniyet’in hazırladığı istihbarat raporlarının basına yansıdığı kadarıyla, PKK‘nın eylem stratejisini değiştirdiği ve bundan sonraki süreçte kırsal alanda eylemde bulunmayacağı yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu konuda hazırlanan istihbarat raporlarının, TSK‘nın da eylemlere hazırlıksız yakalanmasına neden olduğunu düşünmüyor musunuz? Bu istihbarat raporlarıyla ilgili bir inceleme başlatacak mısınız?

Genelkurmaydan alınarak MİT’e bağlanan GES’in en önemli sorumluluğunun istihbarat bilgilerini, zamanında ve doğru olarak toplayarak ilgili birim ve komutanlıklara gerekli önlemleri alması için servis etmek değil midir? Özellikle Dağlıca‘da Askerlerimizin ardı ardına pusuya düşmesi ve saldırıda 200-300 PKK’lının görev alması, bunların yerinin ve eylem zamanlarının tesbiti konusunda istihbarat zafiyetinin olduğunu düşünüyor musunuz?

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının yerine GES’e AKP hükümetine yakın isimlerin alınmaya başlandığı, yani tecrübeli uzmanların yerine güvenlik birimlerinden AKP‘ye yakın isimlerin getirildiği doğru mudur?

AKP’den milletvekili adayı olan ve bir takım güçler sayesinde tekrar müsteşarlığınıza getirilen Hakan Fidan’ın bu birimin sorumluluğunu yerine getirebildiğini düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız ne zaman görevden alacaksınız?

TSK’nın daha önce kullandığı GES Genelkurmay Elektronik Sistemi MİT’e devredilmeseydi, şehit vermemiz önlenebilir miydi?

TSK’nın daha önce kullandığı GES Genelkurmay Elektronik Sistemi MİT’e devredilmeseydi, şehit sayımız daha az olur muydu?"

GENELKURMAY DOSYASI /// Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı Peki n uyardı : GES, TSK’ya devredilmeli

Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı Pekin uyardı: GES, TSK’ya devredilmeli

Aydınlık’ın haberine göre, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Dağlıca’da verilen şehitlerin "açılım"ın bir sonucu olduğunu bildirdi.

Pekin, sorunun istihbarat olduğuna dikkat çekerek, Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde MİT’e devredilen Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı’nın yeniden Genelkurmay’a devredilmesini istedi.

Pekin, terörle mücadelede en önemli konunun istihbarat olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

· "Ortada bir istihbarat sorunu olduğu açık.

· Genelkurmay’ın gözü kulağı olan GES Komutanlığı’nın devri 2012’de tamamlandı.

· Şu anda askeri istihbarat ciddi sıkıntı içinde.

· GES Komutanlığı elinde olmadığı için TSK istihbarat yapamaz halde.

· Jandarma istihbaratı da büyük ölçüde etkisiz hale getirildi.

· MİT ‘açılım’ sürecini yürütmek ve Suriye muhaliflerini örgütlemekle uğraşıyor.

· Emniyet istihbaratı ise uzun yıllar F tipi örgütün kontrolünde.

· TSK’ya ve aydınlara kumpas kurmakla meşguldü.

· Sonuç böyle oldu."

GENELKURMAY DOSYASI /// E. AMİRAL SONER POLAT : Terörist güle oynaya bomba ekerken GES’i bağlarınd a üzüm toplamak

Soner Polat

Türkiye son günlerde emperyalist çetelerin çatı örgütü PKK’nın kalleş saldırıları ile çalkalandı… Yollara döşenen modern mayınlar ve yüksek tahrip güçlü El Yapımı Patlayıcılar (EYP) hepimizin yüreğinde patladı! Bu tür tuzakların panzehrinin erken ihbar yani istihbarat olduğunu biliyoruz… Peki, niçin devletin istihbarat sistemi sınıfta kaldı?

TÜRKİYE’NİN İSTİHBARAT BİRİKİMİ BİRER BİRER BUDANDI

TSK, öncelikle kendi emrindeki Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı, diğer kaynakları ve Jandarma istihbaratına dayanarak istihbarat çarkını döndürürdü. MİT ve Emniyet Teşkilatı’ndan aldığı bilgilerle özgün istihbaratını desteklerdi…

Ancak bir devlet için inanılması bile güç gelişmeler yaşandı. Jandarma kılcal damarlar gibi ülkenin en ücra köşelerine kadar yayılmıştı. Devleti destekleyen çok etkili bir istihbarat alt yapısı vardı. Zirve yayınevi gibi zırva davaları bahane ederek bu saat gibi işleyen sistemi hedef aldık! Sonunda bu güçlü çarkın dişlilerini tahrip ettik!

GES NİÇİN ÖNEMLİYDİ?
GES, Genelkurmay’ın uzun yıllar içinde tesis ettiği etkin bir istihbarat birimiydi. TSK’nın gözü, kulağı, istihbarat deposuydu! Büyük bir atılım yapmış, büyük devletleri bile imrendirecek bir yapıya kavuşmuştu… PKK ile mücadelede göz kamaştıran istihbarat başarıları kazanmıştı! Çatışmanın sonucunu doğrudan etkileyen Operasyonel İstihbarat (Actionable Intelligence) yetkinliğini her geçen gün artırıyordu… Bu birimin MİT’e bağlanması tam bir ötenaziydi!

Çünkü mevcut yapısı ile MİT bu komutanlığı yönetebilecek asgari yeteneklere sahip değildi! Teknik, istihbari ve askeri gerekçelerle değil, siyasi nedenlerle GES TSK’dan koparıldı. Askeri niteliği öne çıkan bu yapıyı, ancak Genelkurmay gibi kurumsallaşmış, deneyimli bir karargâh idare edebilirdi.

GES’in topladığı istihbaratın kullanıcı makamı TSK iken MİT’i araya sokmak akla sadece SİMİT’i getiriyor… MİT, GES’e sadece ayak bağı olurdu; öyle de oldu! MİT, GES’e bağlanabilirdi ama GES’in MİT’e bağlanması aklın havsalanın alabileceği bir olgu değildi! Bu biraz da fili yönetmek için karıncaya görev verilmesine benziyordu…

EMNİYET İSTİHBARATI VE MİT NE YAPTI?
Koskoca devlet Emniyet istihbaratını FETÖ’ye teslim etti! “Ne istediniz de vermedik!” Vermesine verdiniz de bu örgüt devlet için istihbarat toplayacağına yurtsever avına çıktı! Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Casusluk davalarında destan (!) yazdılar… Cumhurbaşkanı canlı yayında kendi sesiyle Türkiye’ye duyurdu: “Adamlar açılım sürecini silah depolamak için kullanmışlar!” Vay anasını sayın seyirciler! Öyle mi olmuş?

GES’i bağlarında meyve toplamaya başlayan MİT istihbarat etkinliğini artıracağına, diplomasiye merak sardı! PKK ile müzakerelerden sorumlu diplomasi (!) kulübüne dönüştü… PKK hakkında istihbarat toplama aşamasından, demokratik bir devrim gerçekleştirilerek PKK’nın beğenmediği devlet görevlilerinin ipinin çekilmesi aşamasına geçildi!

Ama Allah’ı var, hakkını da yemeyelim, “üç-beş bomba atma!” fantezileri ile istihbarat dünyasına yeni ve üçüncü bir boyut kazandırdı! Ama maalesef bu müthiş keşifleri deşifre oldu! Bu yöndeki yüksek düzeyli (!) tartışmalar, neredeyse “Biri bizi gözetliyor!” programında canlı yayımlanacaktı… O kadar kusur kadı kızında bile olur!

İstihbarat dünyasında olanlar çok iyi bilirler… Yerinden istihbarat toplamayı hedefleyen İnsan İstihbaratı (İNİS) çok önemli ve kritiktir! Yaşamsal önemdeki istihbarat başarılarının arkasında hep İNİS vardır… Ama devlet Güneydoğu’dan çekildi. Korucular ve devlete bağlı yurttaşlarımız kaderine terkedildi! Hatta FETÖ’ye müzahir yargı elemanları bunları deşifre ederek PKK’nın önüne attı! Sorumsuz uygulamalarımızla bu kaynağı da kendi ellerimizle kuruttuk…

BATI ÜLKELERİNİN İSTİHBARAT FAALİYETLERİ
Kendimizi kandırmaktan vaz geçelim. Batı, “PKK/PYD’ye kara gücüm” derken, bu ülkelerle istihbarat işbirliğini sürdürmek önümüze ağır bir fatura çıkarır! Eğer bir Batı ülkesi, bir unsuru kara gücü olarak ilan ediyorsa, bunun kaçınılmaz sonucu o gücü istihbari olarak desteklemektir. Buna Türkiye hakkında istihbarat toplamak da dâhildir!

Yabancı ülkelerin ülkemiz hakkında istihbarat elde etmek için sınırlarımızın içinde kullandığı bütün kaynakları kurutulmalıdır! Bu yöndeki antlaşmalar süreleri dolduğunda, tek taraflı olarak feshedilmelidir! Ayrıca, bu ülkelerin PYD ile otomasyona dayanan istihbarat sistemleri kurduğu unutulmamalıdır… PYD demek PKK demektir! PYD üzerinden PKK’ya her türlü bilgi kolaylıkla gönderilebilir! PKK’ya yönelik tüm operasyonlarda bu husus göz önünde bulundurulmalıdır…

SONUÇ
Aklıma rahmetli Neşet Ertaş’ın güzel sesi ile içimizi kıpır kıpır ettiği türküsü geliyor: “Kendim ettim, kendim buldum. Gül gibi sararıp soldum!” Bu dağınık yapı bize çok acılar yaşatır! İstihbarat açısından bugünümüzü bile mumla ararız… Devletin istihbarat sistemi tepeden tırnağa yeniden yapılandırılmalıdır! Bu konudaki naçizane önerilerimizi, fırsat olursa ayrı bir yazıda ele alırız…

Ama terörle mücadele etkinliğinin artırılması için bir dakika bile beklemeden GES yeniden TSK’ya devredilmelidir! Türk Milleti bu işin peşini bırakmamalıdır! GES bir an önce terörle müzakere edenlerin elinden kurtarılarak, terörle mücadele edenlerin emrine verilmelidir…

Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr

GENELKURMAY DOSYASI /// DR. NEJAT TARAKÇI : Türk Deniz Kuvvetlerinin Yeni Strateji Belgesi

Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi ve Stratejist

Türk Deniz Kuvvetlerinin yeni strateji belgesi 19 Mayıs 2015’de yayımlandı. Bundan önceki belge Kasım 1997 tarihinde Deniz Kuvvetleri Dergisinin eki olarak ‘ Açık Denizlere Doğru” başlığı ile yayımlanmıştı. Aradan 18 yıl geçti. Gerçekten Türk Deniz Kuvvetlerimiz bu süre içinde sadece bölgesel değil, ABD gibi dünya çapında deniz güçlerinin bile rakip olarak gördüğü bir konuma geldi. ABD’nin dünya hâkimiyetinin esas unsuru deniz kuvvetidir. Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun yükselen ve güçlenen tüm deniz kuvvetlerine karşı çıkmak ABD’nin genel ilkelerindendir. [1] Dünyamızın hem sınır ve siyasi güvenliği hem de enerji güvenliği deniz gücü dengelerine bağlıdır. Pasifik’te ABD – Japonya – Avustralya Çin’e karşı, Akdeniz ve Karadeniz’de NATO Rusya ve hatta Çin’e karşı[2] denge kurmaya çalışmaktadır. Batı’nın ve Japonya’nın Basra Körfezi’ndeki (S. Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Umman ) enerji güvenliği ABD Deniz Kuvvetlerince sağlanmaktadır. Geleceğin yeni Basra Körfezi’nin Doğu Akdeniz olacağı kesinleşmiştir. Mısır’ın Nil Deltasında, Kıbrıs, İsrail, Lübnan, Gazze ve Suriye’nin Münhasır Ekonomik Bölgelerinde zengin doğal gaz ve petrol rezervleri olduğu kesinleşmiştir. Bu bölgedeki kaynakların barış, işbirliği ve ortak bir işletme anlayışı ile çıkarılması ve dağıtılması en uygun çözümdür. Ancak anlaşmazlık halinde sonucu deniz kuvvetleri belirleyecektir. Diğer taraftan ABD’nin Ortadoğu’daki öncelikleri nedeniyle uykuya yatırılmış olan Ukrayna Krizi de yakın gelecekte Karadeniz’i yeniden ısıtacaktır. Bu bağlamda Türk Deniz Kuvvetlerinin Karadeniz’de de çok yönlü görevler üstlenmesi kaçınılmaz olacaktır. Türk Deniz Kuvvetleri son 15 yılda gerek kuvvet yapısı, gerekse öz kaynaklara dayalı büyümeyle radikal bir stratejik atılım yapmıştır. Ülkemizde 2007’den sonra yaşanan ve kumpas olduğu ortaya çıkan adli ve hukuki süreçte Türk Deniz Kuvvetleri personelinin neden öncelikle hedef alındığının cevabı da bu gelişme ile ilgilidir.

Türk Deniz Kuvvetlerimizin bu süreçte stratejik, teknik, alt yapı ve donanımsal anlamda yükselişi ve milli çıkarlara uygun bir politika izlemesi onu potansiyel bir rakip ve tehdit konumuna getirmiştir. Özellikle Osmanlı’nın 300 yıllık kapalı denizi Karadeniz’e kıyıdaş olmayan deniz kuvvetlerinin girişini engelleyecek BLACKSEAFOR[3] ve Karadeniz Uyumu Harekâtı ( Operation Black Sea Harmony) gibi işbirliği projeleri Batı blokunda hoş karşılanmadı. 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahale sonrası, Karadeniz’e çıkan ABD savaş gemilerinin Montrö Antlaşmasını delme girişimlerine meydan verilmedi. Türk Deniz Kuvvetlerimiz 2009 yılından itibaren Görev Kuvveti çapında açık denizlere açılmaya başladı. 2010 yılında varılan anlaşma gereği Türk Deniz Kuvvetleri Arnavutluk limanlarını kullanmaya başladı.[4] Daha sonra Türk savaş gemileri Somali açıklarında NATO çapındaki görev organizasyonunda yer aldılar. Üç kere anılan Görev Kuvvetinin komutasını da Türk deniz subayları deruhte etti. Kendi savaş gemisini yapan ve dünyada denizaltı inşa kabiliyetine sahip altı ülkeden biri olan Türkiye, Milli Gemi Projesi kapsamında 2008-2013 yılları arasında üç korveti donanmaya dâhil etti. Sırada helikopter ve amfibi hücum gemisi projeleri var. Böylece Türk Deniz Kuvvetleri savunmacı karakterdeki bir kıyı donanmasından, ülkemizin bekası ve ulusal çıkarları için gereğinde aktif güç uygulayabilecek bölgesel bir deniz kuvveti haline geldi. Türk Deniz Kuvvetlerimiz yeni yayınlanan strateji belgesinde, giderek güçlenen kuvvet yapısına uygun olarak, ülkemizin stratejik çıkarlarına uygun bir şekilde yeni öngörü ve vazifesini ortaya koymaktadır.

Stratejik Belge’nin Ana Hatları
Türk Deniz Kuvvetlerimizin öngörüsü; Ana Vatanda Güvende Olmak için, Denizde Güçlü Olmak; Dünyada Söz Sahibi Olmak için, Tüm Denizlerde Var Olmak şeklinde ifade edilmektedir. Bu ilke, Türkiye’nin bölgesel bir güç olabilmesinin özellikle deniz kuvvetlerinin gücüne bağlı olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü bölgesel güç olmanın asgari şartı, sınır ötesine ve öncelikle bölge içinde deniz yoluyla ulaşılabilen her yere güç nakletme ve kuvvet uygulama olanağına sahip olabilmektir. Deniz Kuvvetlerimizin bu kabiliyete sahip olduğunu ve daha etkin bir rol için kısa vadede hazır olacağı belgede vurgulanmaktadır.

Denizlerin Önemi
Küresel ticaretin tonaj olarak % 80’i, petrol taşımacılığının % 60’ı ve doğal gaz taşımacılığının % 25’i deniz yoluyla yapılmaktadır. Ülkelerin rekabet gücü, uluslararası deniz ulaştırma sisteminden istifade edebilmesi ile orantılı hale gelmiştir. İlerleyen teknoloji ve maliyetlerin düşürülmesine paralel olarak deniz dibi hidrokarbon kaynaklarının çıkarılması daha ekonomik hale gelmiştir. Bu durum tüm dünya denizlerinde yeni bir paylaşım savaşını da beraberinde getirmiştir. Bu rekabetin en güncel örnekleri Doğu Akdeniz çanağında ve Batı Pasifik’te yaşanmaktadır. Diğer taraftan Küresel Ekonomik Sistemin can damarları olan fiber optik kablo hatlarının önemli bir kısmı denizaltından geçmektedir. Trilyonlarca dolarlık finansal işlemler ve askeri iletişim de bu kablolar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Bunların kıyı terminalleri ve bağlantı noktaları küresel ekonominin, ticaretin, bankacılık ve güvenlik sisteminin can damarlarını oluşturmaktadır. Bu bağlamda 21. Yüzyılı Deniz Çağı olarak nitelendirmek mümkündür.

Türkiye’nin Deniz Güvenlik Durumu
Türkiye’nin coğrafi konumu dünyada hiçbir ülke ile kıyaslanamayacak kadar özgündür. Bütün dünya denizlerine erişimi sağlayan, ancak Karadeniz’e çıkış ve girişi kontrol eden jeostratejik bir konumdadır. Bu özelliği, 1936 Montrö Antlaşması ile uluslararası hukuka dayanan bir statü ile güçlendirilmiştir. Türkiye’yi çevreleyen deniz alanları hegemonyan güçlerin eninde sonunda kuvvet uygulayacağı alanlardır. Bu bağlamda Türk Deniz Kuvvetlerinin her üç denizde de olası çatışma ve risklere karşı gerek alt yapısal, gerekse harekât ve stratejik yönüyle hazır olması gerekmektedir.

Karadeniz
Türk İstiklal Savaşı, Karadeniz üzerinden yapılan deniz nakliyatı sayesinde kazanılmıştır. Bu zaferde Rusya’nın Batum, Tuapse ve Novorossisk limanlarını Türk gemilerine açması ve ayrıca para, silah ve cephane yardımı yapmasının payı büyüktür. Osmanlının 300 yıllık kapalı deniz olan Karadeniz bugün de hem Türkiye’nin güvenliği hem de bölgesel güç dengeleri yönüyle önemini korumaktadır. Türkiye’nin girişimiyle 2004 yılında Karadeniz Uyumu Harekâtı (Operation Black Sea Harmony) adlı bir proje başlatılmıştır. Ana kavram Karadeniz’in güvenliğinin bölge ülkelerinin katılımıyla işbirliği şeklinde ele alınmasıdır. Türkiye bu projeyi çok uluslu hale getirmeyi başarmıştır. 2006 yılından itibaren Rusya da deniz görev grubuna katılmıştır. Romanya ve Ukrayna da katılıma olumlu yanıt vermişlerdir. Projenin Daimi Koordinasyon Merkezi Karadeniz Ereğli’de 2005’de kurulmuştur.

Belge Metni: 2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna krizi sonrası Karadeniz, daha yüksek bir olasılıkla Küresel ölçekli bir jeopolitik rekabetin yansımalarına açık hale gelmiştir. Bu denizde Türkiye’nin temel politikası; bölge ülkeleri ile birlikte bu bölgeye münhasır bir bölgesel kimlik ve buna dayalı bir bölgesel işbirliği ortamı oluşturmayı, bu suretle istikrarı bozabilecek olası dış müdahale ihtimalini asgariye indirmeyi, Karadeniz’i jeopolitik rekabetin dışında tutmayı hedeflemektedir.

Bu politika özellikle Rusya’ya karşı Karadeniz üzerinden güç uygulanmasını ön gören stratejilere kapıyı kapatmakta olup, son derece haklı gerekçelere dayanmaktadır.

Ege Denizi
Kuzey-Güney ekseninde Türkiye’yi okyanuslara bağlayan Ege Denizi, Lozan ve 1947 Paris Anlaşmalarıyla adeta Türk Deniz Kuvvetlerine kapatılmıştır. Bu gün Marmara’dan Akdeniz’e çıkmak için tek bir açık deniz rotası kalmıştır. Her yer Yunan karasuları ile kuşatılmıştır. Bununla da yetinmeyen Yunanistan hala Kardak (İkizce) Adaları gibi aidiyeti belirsiz ve mülkiyeti Osmanlı Devleti tarafından anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklara sahip çıkmak suretiyle Ege’yi tamamen bir Yunan Denizi haline getirmeye çalışmaktadır.

Belge Metni: Türkiye’nin toplam deniz ticaretinin % 67’si Ege üzerinden gerçekleştirilmektedir. Açık deniz alanlarının daha da fazla daralması; Türk Donanması’nın eğitim ihtiyaçları açasından gerekli olan harekât alanının ve askeri uçuşlara açık hava sahasının sınırlanmasına, Ege Denizi’ndeki canlı cansız kaynakların paylaşımında ülkemiz aleyhine kabul edilemez adaletsizliğe yol açmaktadır. Bu nedenle Ege’deki mevcut (tek rota) açık deniz alanlarının korunması, Türkiye için hayati önem taşımaktadır. Ege’deki karasularının Yunanistan tarafından 6 deniz milinin üzerine çıkarılması haline izlenecek tutum, 8 Haziran 1995 tarihinde bizzat TBMM tarafından alınan kararla kamuoyuna duyurulmuştur. Başlıca Ege Denizi sorunları arasında, Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemmiş Ada, Adacık ve Kayalıklar; Ege’deki karasuları alan dağılımını etkilemeleri, deniz yetki alanları ve hava sahasına ilişkin sorunlarla doğrudan ilintili olması nedenleriyle temel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer bir sorun da Ege’deki bazı adaların Lozan ve Paris Antlaşmalarına aykırı olarak silahlandırılmalarıdır.

Türk Deniz Kuvvetlerimiz Ege’deki tarihi derinliği olan sorunların devam ettiğini buna ilave olarak Kıbrıs ve etrafı öncelikli olmak üzere Doğu Akdeniz’deki yeni anlaşmazlık alanlarının da buna dâhil olduğunu vurgulamaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında Türk Deniz Kuvvetlerimizin Ege’deki sorunlara vakıf olduğu, sorunları yakından takip ettiği ve konunun politik olarak ele alınması haline varlıkları ve kararlılıklarıyla caydırıcı ve gerekirse fiili destek sağlayacakları anlaşılmaktadır.

Doğu Akdeniz
D. Akdeniz gerek deniz güvenliği gerekse, enerji güvenliği yönüyle geleceğin en çok tartışılacak bölgesidir. 2006 yılında hizmete giren Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Samsun-Ceyhan petrol boru hattı ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı nedeniyle İskenderun Körfezi stratejik bir önem kazanmıştır.

Belge Metni: Bu bölgede, komşu ve karşı kıyıdaş devletlerarası kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırmasına ilişkin çok taraflı bir antlaşmanın bulunmaması nedeniyle, enerji odaklı gelişmeler deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorununu da beraberinde getirmiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2003 yılından itibaren, diğer bölge ülkelerinin haklarını göz ardı eden ikili antlaşmalara yapmıştır. GKRY, 2003’de Mısır, 2007’de Lübnan ve 2010’da İsrail ile MEB antlaşması yapmış, petrol araştırılması ve çıkartılması için ihaleler açmış, ruhsatlar vermiş, sondaj faaliyetleri başlatmıştır. GKRY’nin Ada’nın deniz yetki alanlarını tek başına sahiplenme çabaları, Kıbrıs sorununu da deniz ortamını içerecek şekilde genişletmiştir. GKRY’nin bu tasarrufları Türkiye ve KKTC tarafından protesto edilmiş, uyuşmazlık konuları olarak BM nezdinde kayda geçirilmiştir. Türkiye anılan bölgedeki haklarını korumak için her türlü tedbiri alacağını açıklamıştır. Önümüzdeki dönemde bölgedeki MEB konusu temel sorun olarak gözükmektedir.

Türk Deniz Kuvvetlerinin Kuvvet Kullanma Konsepti

Belgede yer alan önemli kuvvet kullanma alanları şöyledir:

· Uluslararası kamuoyuna deklare edilmiş ve olası deniz yetki alanlarımızdaki izinsiz araştırma/sondaj faaliyetleri engellenecek
· Karadeniz Uyumu Harekâtı sürdürülecek, tüm sahildar ülkelerin katılımına yönelik çalışmalara devam edilecek
· 2006 yılından itibaren Ceyhan terminali bölgesindeki deniz ulaştırmasının güvenliğine destek vermek amacıyla başlatılan Akdeniz Kalkanı Harekâtına devam edilecektir.
· Adil ve kalıcı bir çözüm bulunana kadar, ana vatan ve garantör ülke sorumluluğu içinde KKTC’nin savunması desteklenecektir
· Kıyıdaşlar arasındaki güven ortamının yeniden tesis edilebilmesine bağlı olarak Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Kuvvetinin (BLACKSEAFOR) idamesi ve etkinliğinin artırılmasına yönelik gayretler sürdürülecektir

Sonuç ve Öneriler
Deniz kuvveti kurulması ve idamesi en zor kuvvettir. Uzun vadeli yatırım gerektirir. Aynı derecede de gerilemesi ve çökmesi de en kolay olanıdır. Çünkü çağdaş bilgiye ve modern teknolojiye dayanan ve insanın en yabancı olduğu deniz ortamında görev yapan bir kuvvettir. Aynı anda denizle ve düşmanla mücadele etmeyi gerektirir. O nedenle esas unsuru yetenekli ve bilgili personeldir. Gemi ve teknoloji daha sonra gelir. Osmanlı İmparatorluğu, denizlerde yenildikten sonra çöküşe geçti, Sovyetler Birliği, donanması zayıfladığı için çöktü ve dağıldı. Osmanlı İmparatorluğunu İstanbul’a gelen savaş gemileri teslim aldı. Japonya denizlerde yenildikten sonra Missuri zırhlısında İmparatorlarının attığı imza ile teslim oldu. Bütün bu tarihi gerçekleri göz önünde bulundurmak zorundayız.

Türk Deniz Kuvvetlerimiz ülkemizin bekası ve milletimizin güvenliği başta olmak üzere milli hak ve menfaatlerimizin korunması yönünde en güvenilir sigorta olma işlevini sürdürmektedir. Halen bölgesel bir deniz gücü statüsünde değerlendirilen Türk Deniz Kuvvetlerimiz modernizasyon projeleri ile kuvvet yapısını giderek güçlendirmektedir. Nihai amaç, Türk Deniz Kuvvetlerimizin küresel bir deniz gücü konumuna yükselmesidir. Buna mecburuz. Çünkü sadece Türkiye’nin değil, dünyamızın geleceği de denizlerde şekillenecektir. Bu bağlamda çok zor bir coğrafyada yer alan ülkemizin kontrol ve savunulması gereken kıyı uzunluğu 7816 km. kara sınırlarımızın uzunluğu ise sadece 2.949 km’dir. Deniz ekonomik alanlarımızı da dâhil ettiğimizde, Türk Deniz Kuvvetlerimiz, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık dört katını aşkın bir deniz alanının sorumluluğunu üstlenmektedir. Mavi Vatan olarak adlandırdığımız anılan deniz alanları ülkemizin ve milletimizin geleceğidir. Atatürk 1930’larda Akdeniz’de sözü geçen bir donanma kurmayı başarmıştı. O donanma sayesinde İkinci Dünya Savaşı’nın ön sarsıntılarından etkilenmedik. Ancak Atatürk öldükten sonra donanmamız öksüz kaldı. Savaşa girmediğimiz halde, donanmanın yetersizliğinden bize ait olan ve İtalya tarafından Türkiye’ye terk edilen On İki Adaları bile alamadık. Türkiye, 1963 yılında Kıbrıs’ta soydaşları katledilirken donanmanın ne işe yaradığını anladı. 10 yıl içinde hurdaya çıkan M-47 tanklarının motorlarını kullanarak kendi çıkarma gemilerimiz yaptık. Projeyi Vedii Birget Amiralimiz yürüttü. Nur içinde yatsın. Görüldüğü gibi en az 10 yıllık bir çaba ile deniz aşırı harekât yapacak konuma geldik. Çıkarma gemilerimizi yapmaya başladığımızda ABD bize, siz gemi yapmayın. Biz size istediğiniz kadar veririz dedi. Biz kabul etmedik. Kendi teknolojimiz geliştirdik. 1974’de bunun mükâfatını aldık. Tüm dünyanın hayranlığını kazanan bir zaferle bugünkü KKTC’nin sınırlarını çizdik. Türk Deniz Kuvvetlerimiz milli sanayi yolunda liderlik yaptı. 1963’den başlayan bir atılımla, 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası uygulanan ambargo ile kendine geldi. Milli ve kendine yeterli bir deniz kuvveti oluşturmanın yolları o zaman arandı. Ülkemiz 92 yıllık Cumhuriyetimiz sayesinde dünya çapında bir donanmayı yaratmayı başardı. Bu sürece katkısı olan her millet ferdine sonsuz teşekkürler. Türk Deniz Kuvvetlerini el birliği ile koruyalım, yükselmesine destek verelim.

İzmir Eylül 2015

[1] George Friedman, Gelecek 10 Yıl, Pegasus Yayınları s. 236

[2] Çin son zamanlarda Rusya ile olan stratejik dayanışma içinde Akdeniz’e ve Karadeniz’e gemi göndermiştir.

[3] BLACKSEAFOR Projesi Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Kuvveti
[4] http://www.zaman.com.tr/dunya_arnavutluktan-turk-deniz-kuvvetlerine-izin-cikti_987829.html

GENELKURMAY DOSYASI /// Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı Pekin uyardı : GES, TSK’ya devredilmeli

Aydınlık’ın haberine göre, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Dağlıca’da verilen şehitlerin "açılım"ın bir sonucu olduğunu bildirdi.

Pekin, sorunun istihbarat olduğuna dikkat çekerek, Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde MİT’e devredilen Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı’nın yeniden Genelkurmay’a devredilmesini istedi.

Pekin, terörle mücadelede en önemli konunun istihbarat olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Ortada bir istihbarat sorunu olduğu açık. Genelkurmay’ın gözü kulağı olan GES Komutanlığı’nın devri 2012’de tamamlandı. Şu anda askeri istihbarat ciddi sıkıntı içinde. GES Komutanlığı elinde olmadığı için TSK istihbarat yapamaz halde. Jandarma istihbaratı da büyük ölçüde etkisiz hale getirildi. MİT ‘açılım’ sürecini yürütmek ve Suriye muhaliflerini örgütlemekle uğraşıyor. Emniyet istihbaratı ise uzun yıllar F tipi örgütün kontrolünde. TSK’ya ve aydınlara kumpas kurmakla meşguldü. Sonuç böyle oldu."

GENELKURMAY DOSYASI /// Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı : TSK’da yeniden yapılanma nereden, nası l başlamalı ?

‘TSK’nın ağırlık merkezi Kara Kuvvetleri’nden Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne kaymalı’

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı, Al Jazeera Türk yazarı ve Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Pekin, dünyadaki klasik savaşların yerini özel kuvvetlere ve özel unsurlara bıraktığını söyleyerek, “TSK’nın ağırlık merkezi Kara Kuvvetleri’nden Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne kaymalı ve Kara Kuvvetleri daha ekonomik yöntemlerle görevini yapabilecek bir organizasyona yönlenmelidir” dedi.

TSK’nın da reform geçirmesi gerektiğini belirten Pekin, “orduda reform tek başına ordunun işi değil, hükümetin de direktifleriyle katılması gereken bir süreç” ifadelerini kullandı.

Pekin’in Al Jazeera Türk’te "TSK’da yeniden yapılanma nereden başlamalı?" başlığıyla yayımlanan (7 Ağustos 2015) yazısı şöyle:

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) reorganizasyon ve yeniden yapılanma ihtiyacı açıkça kendini ortaya koyuyordu. Bu nasıl ve hangi yöntemle yapılacaktı? TSK gibi katı hiyerarşik ve büyük organizasyonlarda üstelik PKK terörüne karşı savaşırken büyük çaplı değişiklikler yapmak büyük risk almak demekti.

Hiçbir komutan bu riski alamadı maalesef. Palyatif tedbirlerle sorunları çözmeye ve TSK’nın Harbe Hazırlık Durumu’nu yükseltmeye ya da mevcut ve gelecek tehditleri karşılayabilecek duruma getirmeye çalıştılar. Bu konuda önümüzdeki en önemli örnek, ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Gordon R. Sullivan’ın ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda (KKK) yaptığı reformlar ve reorganizasyondu. Hatta Orgeneral (E) Sullivan’ın icra subayı ile birlikte söz konusu reformu anlattığı ‘’Umut bir yöntem olamaz’’ kitabı KKK personelinin başucu kitabı haline gelmişti.

Peki, biz nasıl bir yöntem uygulamalıydık? Komutanları, subayları, astsubayları nasıl ikna edebilirdik? Bu konuda çok sayıda çalışma yapıldı ancak bir türlü önemli reformları yapmaya elimiz gitmiyordu. Nasıl bir yöntem uygulanmalıydı? Yapılmakta olan ve aslında yapılması gereken neydi?

Bütün bu çalışmalarda TSK her şeyi kendi yapıyor ve hükümetin hazırlaması gereken dokümanları bile kendi hazırlıyordu. Halbuki bu tür önemli reformlar ve yapısal değişikliklerde hükümet direktifi çok önemli bir yer tutardı. Çünkü bu direktif ortaklaşa hazırlanan bir stratejik öngörü dokümanına göre belirlenir, ülkenin önümüzdeki 40-50 yıllık dönemde nasıl bir TSK’ya ihtiyacı olduğunu ortaya koyardı.

Orduda reform tek başına ordunun işi değildir

Stratejik öngörü dokümanı gelecek 40-50 yıllık bir zaman diliminde, dünyada ve bölgede olabilecekleri belirtir, bunların ülkemizi nasıl etkileyeceğini ve ülkemize yönelik risk ve tehditleri açıklardı. Bu stratejik öngörü dokümanına göre hazırlanacak hükümet direktifi de bu tehdit ve riskleri karşılamak için nasıl bir güç geliştirilmesi ve bunun maliyetinin ne olması gerektiğini genel hatlarıyla belirtirdi. Maalesef yapılan bütün çalışmalarda TSK bu dokümanları kendisi hazırlamak durumunda kalmış, yani kendi kendine direktif vermiştir.

Oysa dünyada hiçbir ülkenin silahlı gücü kendi kendine reform yapmamış ve reorganizasyona gitmemiştir. Çünkü sonuçta bu bir bütçe meselesidir, ülkenin güvenliği ve bekası sorunudur. Yani devletin en kritik temel görevlerindendir.

Yapılması gereken, önce önümüzdeki asgari 40-50 yıllık süreci değerlendiren, tehdit ve riskleri ortaya koyan stratejik öngörü dokümanının ve akabinde güç geliştirmenin esaslarını ortaya koyan hükümet direktifinin hazırlanmasıdır. Bundan sonra yapılacaklar buralarda belirtilen esaslara göre yürütülecektir.

Bu belgelerde yanıtlanması gereken pek çok soru var. Ülkenin güvenlik, beka ve millî çıkarlarının korunması ve sağlanması için nasıl bir silahlı güce ihtiyaç vardır? Bu gücün ne kadarı barıştan itibaren hazır tutulacaktır? Ne kadarı seferberlikle oluşturulacaktır? Her an harbe hazır birliklerle belirli zaman periyodu içerisinde harbe hazır hale getirilecek birlikler nasıl kademelenecektir? Bütün bunların sağlanması için gereken bütçe nedir? Bunlara ayrılacak bütçe yapılacak ittifaklarla azaltılabilir mi? Yani yapılacak ittifaklarla bazı ihtiyaçlar karşılanabilir mi?

TSK’nın yapısı nasıl olacak? Bu yapı içinde Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri unsurlarının oranı ne olacak? TSK ağırlıklı olarak hangi unsurlardan oluşacak ya da bu unsurların dağılımı nasıl olacak? Kuvvetler arasındaki oranlar belirlendikten sonra bunun bütçeye yansıması nasıl olacak? Ve elbette bütün bunları sevk ve idare edecek komuta/kontrol yapısı nasıl olacak ya da olmalı?

Tehditlerin türü değişti

Ülkenin savunulması, dıştan gelecek tehditlere karşı tedbir alınması tabii ki çok önemli. Günümüzde ülkelerin bir başka ülke tarafından bir taarruza uğraması ve işgali oldukça uzak bir ihtimal. Buna karşılık ülke içerisinde silahlı muhalif unsurları kullanarak ülkelerin bir iç çatışmayla çökertilmesi, yani vekalet savaşları önemli ölçüde kullanılıyor. Ülke içindeki etnik, mezhepsel unsurlar bu kullanım için biçilmiş kaftan. Hatta bu işi gelir kapısı haline getirmiş örgütler var ve dünyanın her yerinde savaşıyorlar.

Silah teknolojilerinde çok önemli değişiklikler olmuş. Kıtalararası menzile sahip silahlar, uçaklarla atılan 200-300 km menzilli füzeler, kitle tahrip silahları, terör faaliyetleri ve el yapımı patlayıcılar vb. asimetrik tehdit unsurları büyük önem kazanmış, hatta bazen ülkelerin hareketsiz kalmalarına neden olmuştur.

Klasik savaş yerini özel kuvvetler ve özel unsurlarla yapılan savaşlara bırakmış, devletler özellikle de global güçler topyekûn bir savaşın ya da iki devletin birbiriyle savaşmasının yıkım olduğunu görerek geçmişteki savaş yöntemlerinden vazgeçmeye başlamışlardır.

O zaman bu tür bir savaşa nasıl hazır olacağız? Yani bir taraftan ülke içinde oluşan silahlı muhalefet veya terör eylemleri, bunların dışarıdan gelen unsurlarla takviyesinin önlenmesi, halkın hazırlanması ve korunması nasıl sağlanacak?

Kitle tahrip silahlarına, hava taarruzlarına, füzelere karşı savunma için ne yapacağız, nasıl bir güç veya savunma yöntemi geliştireceğiz?

Ülkenin açık denizlerdeki menfaatlerini, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığındaki haklarını nasıl savunacağız? Ticaret gemilerimizin kullandığı deniz yollarının, boğazlar ve geçitlerin emniyet ve güvenliğini nasıl sağlayacağız?

Milli çıkarlarımızı savunmak için nasıl bir caydırıcı güç oluşturmalıyız? Türkiye sadece bir kara gücü olarak mı kalmalı?

Türk milleti ülkesine yapılacak bir topyekûn saldırı için nasıl bir örgütlenme içinde olmalı?

Yukarıda sıraladığımız tüm ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenecek tüm bu görevleri karşılayacak bir organizasyon oluşturmak, aynı zamanda bütçeyi uygun kullanmayı sağlar ve ekonomi üzerinde büyük bir baskı yaratmaz.

O zaman yapılması gereken bellidir. TSK’nın ağırlık merkezi Kara Kuvvetleri’nden Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne kaymalı ve Kara Kuvvetleri daha ekonomik yöntemlerle görevini yapabilecek bir organizasyona yönlenmelidir.

Sonraki yazılarda da yukarıdaki sorulara yanıt vermeye çalışacağım.

GENELKURMAY DOSYASI : Batman İUS Komutanlığında 24 Saat İstihbarat

Batman İnsansız Uçak Sistemleri (İUS) Komutanlığındaki insansız hava araçları, 24 saat sınırı ve bölgeyi tarayarak gözlem altında tutuyor.

Türkiye’de insansız hava araçlarının konuşlandığı yer olan Batman 14. İUS (İnsansız Uçak Sitemleri) Komutanlığı, 24 saatlik esas ile teyakkuz halinde.

Türkiye’nin havadan istihbarat ve görüntü sağlayan en önemli merkez olan Batman İUS Komutanlığında mesailerin çoğu görev başında geçiyor.

Türkiye’nin güney sınırlarında yaşanan hareketlilik nedeniyle devamlı suretle insansız hava araçları uçuşurken, Irak ve Suriye sınırındaki gelişmeler, Batmanda konuşlanan sistem ile anında Genelkurmay Başkanlığına gönderiliyor.

Türkiye’nin güvenliği için insansız hava araçları ve sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirten yetkililer, "Batmandaki sistem ve insansız hava araçları rütbeli personelimiz tarafından koordineli bir şekilde kullanılmaktadır. Buradaki amaç, ülkemizin iç ve dış güvenliğini sağlamak, olası gelişmeleri anında görüntülerle komuta kademesine bildirmektir" dediler. Kaynak: Batman Gazetesi