Etiket arşivi: Koray KAMACI

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// KORAY KAMACI : ORTADOĞU’DA YAKLAŞAN TEHLİKE : “SU SAVAŞLARI”

Koray KAMACI

Su, Ortadoğu’da tarihin en eski çağlarından beri insanlar için hayati öneme haiz bir unsur olmuştur. Bölgede su kaynakları azdır ve bu nedenle de çok kıymetlidir. Bölgenin büyük bir bölümü sürekli akan sulardan mahrumdur. Yıllık toplam yağışın en az %80’i buharlaşarak kaybolmakta, toprağa işleyen su miktarı insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmaktadır. Mevcut kaynakları da nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, çölün ve çorak arazilerin tarıma açılması ve israfa kaçan sulama yüzünden hızla daralmaktadır. Bu nedenle su, Ortadoğu ülkelerinin en önemli ve hayati bir meselesini oluşturmakta, su kıtlığından zarar görecek hassas bölgelerin en başında yer almasına sebep olmaktadır. Sahip olanlar için su, bir güç öğesi, yeterli suyu olmayanlar için ise Milli Güvenliği sağlayacak en önemli unsur olarak görülmektedir.

Bölge ülkelerinde su hesapsız ve israf ölçülerinde kullanılmaya devam edildikçe, önümüzdeki 25-30 yıl içerisinde ciddi su krizlerinin yaşanacağı tahmin edilmektedir. Ortadoğu’daki hızlı nüfus artışı, tarımsal sulamalara daha fazla yönelme, yer altı kaynaklarının uzun süre kullanımından dolayı tükenmeye yüz tutması, bölgedeki birçok ülkeyi yakın gelecekte su yoksulu ülkeler safına sokacağı hesap edilmektedir. Nitekim, Körfez Savaşı’nın sona ermesi ile bölgede su krizi ortaya çıkmıştır. Ortadoğu su krizi hiçbir ülkenin ve uluslararası kuruluşun içinden çıkamadığı stratejik bir oyun haline gelmiştir. Çözüm için sürdürülebilir istikrar politikaları ile yeni bürokratik yapılar gerekmektedir.

Dünya Bankası’na göre; su arzının en pahalı olduğu yer Ortadoğu’dur. 1985 yılında bu fiyat 300 dolar olmuştur ki, bu Amerika’nın iki katı olup, Güney Asya’ya kıyasla 5 kat daha fazladır. Bu fiyat bile, su arzının artışı sağlanamamıştır.

Ortadoğu ülkelerinin birçoğunda tarım hala en önemli faaliyettedir. Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bazı petrol zengini ülkeler, besin bakımından kendi kendine yeterli olmak çabası ile topraklarının çoraklığına rağmen tarımsal amaçlı sulama için çok büyük yatırımlar yapmaktadır. Dolayısı ile bölgelerindeki yeraltı su kaynaklarının giderek azalmasına neden olmaktadırlar. Bölgedeki suyun %83’ü halihazırda tarıma harcanmakta olup bu oranın 2030 yılında %55’e düşmesi gerektiği ifade edilmektedir. Dünya fiyatının dört katına mal ettiği buğdayı dünya fiyatından pazarlayarak en büyük altı buğday ihracatçısı arasına giren Suudi Arabistan’ın bu üretim için yıllık 8 milyar metreküp su tükettiği dikkate alınırsa, bu bölgedeki su israfının boyutları kendiliğinden ortaya çıkar. Bugün, petrol zengini ülkelerinin birçoğu, sadece petrole bağımlı kalmamak için, çöl ve çorak arazilerin büyük kısmına tarımsal amaçlı sulama için büyük yatırımlar yapmışlardır. Dolayısı ile bölgedeki su kaynakları giderek tükenmeye yüz tutmaktadır. Hal böyleyken suya olan ihtiyaç, bölgedeki su kaynaklarından daha fazla pay elde etmek isteyen ülkeler arasında sorun teşkil etmektedir. Bu sorun, güvensizlik ortamının oluşturduğu silahlanma artışı, karşılıklı çıkar çatışmaları ve yıllardır kronik hale gelmiş Arap-İsrail uyuşmazlığı gibi etkenler ile her geçen gün daha da büyümektedir. Türkiye, Ortadoğu coğrafyasına komşu olması ve Fırat ve Dicle Nehirleri nedeni ile bu sorunun içine çekilmek istenmekte, hatta oynanan bir senaryonun baş aktörü durumuna getirilmeye çalışılmaktadır.

Baktığımız zaman II. Dünya savaşından sonra İngiltere ve Fransa’nın az da olsa bu topraklarda etkinliği azalmıştır. Artık daha çok ABD ve İsrail’in etkinliği bu topraklarda bir hayli artmıştır. Özellikle İsrail kurulduğundan beri bu topraklarda huzur ve barış iyice gitmiş, kan ve savaşlar tam gaz artmıştır. İsrail’in en büyük amacı başta: ‘’Arz-ı Mevud’’ yani vaat edilmiş topraklar bünyesinde ‘’Büyük İsrail’i’’ kurmaktır. Bu amacın dışında ki en önemli amaçları var olmak için bu topraklarda enerji ve su kaynaklarına sahip olmak. İsrail’in birçok politikasında su kaynaklarını ele geçirmenin planları yatar.Örneğin özellikle baktığımız zaman İsrail’in Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in şu sözü çok önemlidir: ‘’Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkân oluşturmazsak, bu kez su için savaşacağız." (Cumhuriyet, 12 Haziran 1991) Evet daha o zamanlar bunlardan bahsedip plan yapıyorlar. Başka bir örnek verecek olursak: "İsrail Hayfa Üniversitesi’nden Prof. Armon Sofer 1990’da verdiği demeçte, Ortadoğu’da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak dedi." (Milliyet, 31 Ekim 1990) Yine yakın tarihten başka bir örnek verecek olursak: "BM Genel Sekreteri Butros Gali, Financial Times’a verdiği demecinde bölgede bundan sonra çıkacak savaşın siyasi değil, su meselesinden çıkacağını söylüyor." (Milliyet, 30 Ocak 1992)

Su sorununun Ortadoğu’da bir savaşa yol açabileceği ihtimali ilk olarak 1986 yılında CIA’in Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır. Bu coğrafyada oynanan oyunların temelinde ki unsurların en büyüğü Su sorunlarıdır. "Amerika Dış İşleri Bakanlığınca hazırlanan ‘Ortadoğu’da Su Sorunları’ adlı raporda İsrail Hükümeti’nin Türkiye’ye, Ortadoğu’da savaş su yüzünden çıkabilir mesajını gönderdiğini unutmamamız gerekir. Yine bu bağlamda, İsrail’in Batı Şeria ve Güney Lübnan’ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de buraların zengin su kaynaklarına sahip olmaları. Golan Tepeleri dağlık, yağışlı ve münbit bölgeler. Buraları gözden çıkaramıyor. Ayrıca İsrail Taberiye Gölü’nün Suriye’ye ait bölümünü de işgal etmiş durumda, bütün gölü kullanıyor. Çünkü denizden su arıtma çok masraflı bir işlem. Bu İsrail’in enflasyonunu çok etkiliyor. İsrail’in birçok işgalini bu şekilde anlayabiliriz. Yaşanan su sorununda anahtar ülke hiç şüphesi Türkiye’dir. Los Angeles Times’ın 1992’de Hürriyet gazetesinde bölgede ki su sorunları ile ilgili çıkan haberi de bu tespiti doğrulamaktadır. Hal böyleyken yaşanan bu sorunun gelecekte bizi önemli derecede etkileyeceğine şüphe yok! Fırat ve Dicle nehirleri bu bağlamda önem teşkil etmektedir. Özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi yani ‘’GAP’’ bu konuda dikkate değer bir projedir. Ortadoğu su sorununda üç kilit ülke, Sudan-Etiyopya-Türkiye’dir. Etiyopya’nın İsrail güdümlü dış politikası, gözleri Türkiye ve Sudan üzerine çekmektedir. Bu durumda GAP da ayrı bir önem kazanmaktadır. Güneydoğu’da Kudüs merkezli manevralara çok sık rastlanmaktadır. Sudan’ın İsrail açısından sahip olduğu stratejik önem ise, bu ülkede yaşanan sorunların son bulmasını da engellemektedir. İsrail, bölgesindeki suyu kontrol altına almak istiyor. Ürdün nehrinden, Yarmuk ve Batı Şeria’daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su sağlıyor. Versay Barış Konferansı’nda 1919’da ileri sürülen Siyonist haritaya Litani Nehri de dahildir. İsrail 1982’de Lübnan’a saldırısında bu nehri kontrol altına almak istemiştir. Tevrat’ta geçen vaat edilmiş toprakları alarak Büyük İsrail’i kurmak için su yolları da belli bir sınırı ihtiva eder. Örneğin İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Gurion’un şu sözleri çok manidardır: "Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır: Nil’den Fırat’a kadar."

Evet, sevgili dostlar planlar ve söylemler gayet açık. Bu planların ve söylemlerin de ortasında şüphesiz Türkiye yer almaktadır. Peki, bizim suyun artan stratejik değeri ile alakalı planlarımız nedir? İşte burası çok önemli…!

Ve son söz:’’Derin Düşünmeyen Devletlerin Yüksek İdealleri Olamaz’’

Reklamlar

ARAŞTIRMA DOSYASI /// KORAY KAMACI : Kripto Gazeteciler Ve Terör Olayları

Koray KAMACI

Günümüzde yaşanan olayları görüp, bunları yazan ve yorumlayan gazeteci müsvettelerine bakınca utanıyorum. Bir insan nasıl olur da bu kadar da Devlet ve Millet düşmanı olur anlamıyorum. Bu Ülkede bazı Kripto gazeteciler var. Menşei farklı olanlardan! ABD’de rotasyona alındıktan sonra birden yıldızları parlatılan ve onun bunun adamı olan gazetecilerden bahsediyorum. Bunlar dönem adamı bile olamaz. Çünkü Kıbleleri Washington’dur onların. Abdestlerini de Tel-Aviv’de alırlar. Bazıları hakkında öyle bilgiler var ki okudukça kahroluyorum. Bu gazeteci kisvelerine inanan insanları da anlamak mümkün değil. Yani ABD’ye gidip de dil veya sözde master yapma bahanesi ile orada CIA ve bazı düşünce kuruluşları ile irtibata geçip rotasyona alınan gazetecileri çok iyi biliyoruz. Bunlar orada birilerinden emir alıp Türkiye’ye gelerek, yeri geldiğinde Ordu düşmanlığı, yeri geldiğinde de Devlet düşmanlığı yaparak ortalığı karıştırmaya çalışan insanlardır. Bu sözde gazeteci tayfası, yalan konusunda da çok maharetlidirler. Bu arada bunların ABD’de aldığı en sağlam eğitim Psikolojik Harp tekniğidir. Bu gazeteciler günümüzde iyice artmış durumdadır. 90’lı yıllarda bunların esamesi bile okunmazken, son zamanlarda birileri tarafından parlatılıp cilalatıldıktan sonra ortaya çıkarılmaya başlanmışlardır. Bu zavallı sözde gazetecilik yapan tetikçi tayfa, Terör olaylarında Pkk ve uzantıları hariç herkesi suçlu görüyorlar. Bunlar yalan haber yapma ve hedef göstermede ve de tetikçi gibi kalem oynatmakta epey maharetlidirler.

Bu Kripto gazeteciler bu aralar o kadar çok aktif hale geçirildi ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarının yıpratılıp pasifize edilmesi için operasyon düğmesine basanlar tarafından iyice kullanılmaya başlandılar. Bu savaşın adı CIA raporlarında da geçen ‘’Karanlık Savaş’’ adlı bir yıpratma savaşıdır. Devlet’in en önemli kurumu olan ve Devlet refleksini üstünde en iyi taşıyan kurum olan Ordu’da bu süreç başlatıldı. Psikolojik Harbi Ordu üzerinde piyon gazeteciler ile sürdürdüler. Şimdiler de ise Pkk’yı aklama paklama derdine düşüp, siyasi uzantısını da sözde barış güvercini gibi göstermeye çalışıyorlar ama yemezler!

Benim güvenlik kuvvetlerim Pkk ile mücadele ederken moral yerine, onları hedef gösterenler benim kardeşim veya Vatanperver olamaz… Bunlar Almanya’dan, ABD’den ve dahi Tel-Aviv’den emir alıp ülkemde milli olan ne varsa düşmanlık yapıyor.

Ayrıca özellikle baktığımız zaman muhalefette de bu konuda akıl tutulması yaşanıyor. Pkk ile mücadele eden askerlerimize ve polislerimize suç duyurusunda bulunacak kadar haysiyetsiz olan Milletvekillerini de Allah’a ve bu milletin vicdanına havale ediyorum. Yine bu da yetmezmiş gibi sosyal medyada emniyet kuvvetlerimizi zalim suçlu gibi gösterenler de kime hizmet ettiklerini belli ediyor. Kim hangi safta ortaya çıkıyor.

Bugünlerde yapılan operasyonlarda askerlerimizin ve emniyet kuvvetlerimizin göstermiş olduğu kahra- manlıkları ve başarıları dolayısı ile hepsini yürekten kutluyorum. Rabbim her daim yar ve yardımcıları olsun. Bölge halkı da artık Pkk’ya karşı net bir tavır alsın. Terör örgütünü Gerilla diye değil Pkk diye tanımlayarak bu tavır konusunda başlangıç yapabilir.

Ayrıca son olarak belirtmem gereken önemli bir husus daha var. Malum operasyonlar artarak devam ederken sosyal medya da asılsız paylaşımlar ve halkı kin ve nefrete yöneltecek kardeşliği zedeleyecek bilinçli eller tarafından bazı paylaşımlar ortaya çıkmaktadır. Bu konuda son derece dikkatli olmakta fayda vardır. Şuan yabancı istihbarat elemanlarının tam istediği bir ortam var. Böyle zamanlarda psikolojik istihbaratın kara propaganda ayağını devreye sokmak için uğraşırlar… Dikkat etmek lazım! Bölgedeki bazı cemaat ve tarikatlarında halkı Terör örgütüne karşı bilinçlendirmesi lazımdır. Doğu ve Güneydoğu illerimiz de çok önemli Tarikatlar bulunmaktadır. Bu tarikat önderleri bu konuda bir nevi sivil toplum örgütü gibi çalışıp Terör konusunda oradaki halkı bilinçlendirmelidir. Pkk konusunda uyarı yapmalıdır. Tam da böyle bir zamanda kendi kabuğuna çekilmemelidirler. Bu hususta umarım yazımız bir nebze de olsa gerekli yerlere gider…

Ve son söz: ”Sadece Terörist ile mücadele değil, Terör ile de mücadele etmeliyiz.”

ARAŞTIRMA DOSYASI /// KORAY KAMACI : Kripto Gazeteciler Ve Terör Olayları

Koray KAMACI

Günümüzde yaşanan olayları görüp, bunları yazan ve yorumlayan gazeteci müsvettelerine bakınca utanıyorum. Bir insan nasıl olur da bu kadar da Devlet ve Millet düşmanı olur anlamıyorum. Bu Ülkede bazı Kripto gazeteciler var. Menşei farklı olanlardan! ABD’de rotasyona alındıktan sonra birden yıldızları parlatılan ve onun bunun adamı olan gazetecilerden bahsediyorum. Bunlar dönem adamı bile olamaz. Çünkü Kıbleleri Washington’dur onların. Abdestlerini de Tel-Aviv’de alırlar. Bazıları hakkında öyle bilgiler var ki okudukça kahroluyorum. Bu gazeteci kisvelerine inanan insanları da anlamak mümkün değil. Yani ABD’ye gidip de dil veya sözde master yapma bahanesi ile orada CIA ve bazı düşünce kuruluşları ile irtibata geçip rotasyona alınan gazetecileri çok iyi biliyoruz. Bunlar orada birilerinden emir alıp Türkiye’ye gelerek, yeri geldiğinde Ordu düşmanlığı, yeri geldiğinde de Devlet düşmanlığı yaparak ortalığı karıştırmaya çalışan insanlardır. Bu sözde gazeteci tayfası, yalan konusunda da çok maharetlidirler. Bu arada bunların ABD’de aldığı en sağlam eğitim Psikolojik Harp tekniğidir. Bu gazeteciler günümüzde iyice artmış durumdadır. 90’lı yıllarda bunların esamesi bile okunmazken, son zamanlarda birileri tarafından parlatılıp cilalatıldıktan sonra ortaya çıkarılmaya başlanmışlardır. Bu zavallı sözde gazetecilik yapan tetikçi tayfa, Terör olaylarında Pkk ve uzantıları hariç herkesi suçlu görüyorlar. Bunlar yalan haber yapma ve hedef göstermede ve de tetikçi gibi kalem oynatmakta epey maharetlidirler.

Bu Kripto gazeteciler bu aralar o kadar çok aktif hale geçirildi ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarının yıpratılıp pasifize edilmesi için operasyon düğmesine basanlar tarafından iyice kullanılmaya başlandılar. Bu savaşın adı CIA raporlarında da geçen ‘’Karanlık Savaş’’ adlı bir yıpratma savaşıdır. Devlet’in en önemli kurumu olan ve Devlet refleksini üstünde en iyi taşıyan kurum olan Ordu’da bu süreç başlatıldı. Psikolojik Harbi Ordu üzerinde piyon gazeteciler ile sürdürdüler. Şimdiler de ise Pkk’yı aklama paklama derdine düşüp, siyasi uzantısını da sözde barış güvercini gibi göstermeye çalışıyorlar ama yemezler!

Benim güvenlik kuvvetlerim Pkk ile mücadele ederken moral yerine, onları hedef gösterenler benim kardeşim veya Vatanperver olamaz… Bunlar Almanya’dan, ABD’den ve dahi Tel-Aviv’den emir alıp ülkemde milli olan ne varsa düşmanlık yapıyor.

Ayrıca özellikle baktığımız zaman muhalefette de bu konuda akıl tutulması yaşanıyor. Pkk ile mücadele eden askerlerimize ve polislerimize suç duyurusunda bulunacak kadar haysiyetsiz olan Milletvekillerini de Allah’a ve bu milletin vicdanına havale ediyorum. Yine bu da yetmezmiş gibi sosyal medyada emniyet kuvvetlerimizi zalim suçlu gibi gösterenler de kime hizmet ettiklerini belli ediyor. Kim hangi safta ortaya çıkıyor.

Bugünlerde yapılan operasyonlarda askerlerimizin ve emniyet kuvvetlerimizin göstermiş olduğu kahra- manlıkları ve başarıları dolayısı ile hepsini yürekten kutluyorum. Rabbim her daim yar ve yardımcıları olsun. Bölge halkı da artık Pkk’ya karşı net bir tavır alsın. Terör örgütünü Gerilla diye değil Pkk diye tanımlayarak bu tavır konusunda başlangıç yapabilir.

Ayrıca son olarak belirtmem gereken önemli bir husus daha var. Malum operasyonlar artarak devam ederken sosyal medya da asılsız paylaşımlar ve halkı kin ve nefrete yöneltecek kardeşliği zedeleyecek bilinçli eller tarafından bazı paylaşımlar ortaya çıkmaktadır. Bu konuda son derece dikkatli olmakta fayda vardır. Şuan yabancı istihbarat elemanlarının tam istediği bir ortam var. Böyle zamanlarda psikolojik istihbaratın kara propaganda ayağını devreye sokmak için uğraşırlar… Dikkat etmek lazım! Bölgedeki bazı cemaat ve tarikatlarında halkı Terör örgütüne karşı bilinçlendirmesi lazımdır. Doğu ve Güneydoğu illerimiz de çok önemli Tarikatlar bulunmaktadır. Bu tarikat önderleri bu konuda bir nevi sivil toplum örgütü gibi çalışıp Terör konusunda oradaki halkı bilinçlendirmelidir. Pkk konusunda uyarı yapmalıdır. Tam da böyle bir zamanda kendi kabuğuna çekilmemelidirler. Bu hususta umarım yazımız bir nebze de olsa gerekli yerlere gider…

Ve son söz: ”Sadece Terörist ile mücadele değil, Terör ile de mücadele etmeliyiz.”

İRAN DOSYASI /// KORAY KAMACI : İran’dan Türkiye’ye Terör Kozu

Koray KAMACI

Son günlerde Ortadoğu’da güçler savaşı iyice kızışmış durumdadır. Bu güçler savaşının da tam ortasında şüphesiz Türkiye bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin Ortadoğu’daki önemli hamlelerinin karşısında ise sürekli İran vardır. Çünkü İran Ortadoğu’da kendi gücünü asla düşürmeme ve Türkiye’nin Ortadoğu’da güçlenmesini istememektedir. Her ne kadar pek çok konuda İran ile işbirliği konusunda önemli adımlar atılsa da, aslında İran ile Türkiye ilişkileri İran yönünde hep bir soru işareti barındırmıştır.

Özellikle son dönem Suriye olaylarında İran bölgede aktif rol alarak bu konuda Türkiye’nin müdahalesini en aza indirmek için yine terör kartını oynamaya başlamıştır. İran”ın PKK yaklaşımında Türkiye”yi rahatsız edici gelişmeler söz konusudur. İran’ın PYD’ye silah yardımı yaptığı ve Suriye’de PYD’ye İran’dan silah yardımı yapılmaya başlandığı iddiaları son dönemde iyice belirginleşmiştir. PYD geçen günlerde Şam’da irtibat bürosu açtı. İran büronun açılmasında aracı oldu. Özellikle Haseke’de PYD’nin silahlı gücü YPG’ye İran’dan silah yardımı yapıldığı da son günlerde ortaya çıkmıştır.

Haziran ayında Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde yapılan görüşmede KYB’nin Suriye’deki uzantısı KYB-Suriye ile YPG temsilcileri bir araya geldi. Suriye’nin kuzeyinin geleceği ile YPG-İran arasında iletişim kanalları açılması ele alındı. Bu son derece önemli bir hamledir. İran bölgede kendi etkinliğini bir hayli arttırmaya çalışırken, Türkiye’nin de aleyhine bazı uygulamalara girişmiştir. Hal böyle iken yukarıda da behsettiğimiz gibi Türkiye’nin bölgede yaptığı önemli hamleler de İran terör kartını oynamaktan vazgeçmiyor.

Özellikle son dönemde Türkiye’nin Pkk konusunda yaptığı operasyonları dahi eleştiren ve bu konuda yine Pkk kartını oynayan İran, Ortadoğu’da ‘’Büyük İran Hayali’’ adı altında gücünü arttırmak için sahada çalışmalarına devam etmektedir. Özellikle General Kasım Süleymani sahadaki en önemli komutanlarındandır. Psikolojik olarak da yıpratma taktikleri uygulamaktadır. İran Ortadoğu’daki mücadelesinde her ne hikmetse mezhepsel (Şiilik) kartını oynarken, Kafkasya ve Orta Asya’da ise Farisilik (Milliyeçilik) kartını oynamaktadır.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 26 Temmuz 2015 günü sözde İran Kürdistanı’nı ziyaret etti ve şöyle dedi: “Orta Doğu’nun bütün Kürtler’ini IŞİD ve EL Kaide’ye karşı korumaya kararlıyız.” Ruhanin bu açıklaması gayet önemlidir. Bölgede Türkiye’nin aleyhine her oluşuma açıktan veya kapalı olarak destek vermektedir. Türkiye bu konuda son derece uyanık olmalıdır. Peki ama Pkk’nın İran kolu PJAK’a karşı son derece amansız operasyonlar yapan İran, ne oldu da şimdi PJAK ile ve Pkk’nın diğer unsurları ile anlaşma içine girmiştir. Artık açıkça görülmüştür ki Batı ve ABD ile yapılan Nükleer Anlaşma ile İran eksenli köklü bir değişme gidilmektedir. İran-Batı anlaşmasıyla Şii İran’ın yerini Fars İran almıştır… Derin Dünya Yöneticileri, bölgede İran eksenli köklü bir değişime hazırlanıyor…

Evet sevgili dostlar açıkça görülmektedir ki birileri Türkiye üzerine karanlık planlar kurarken, Türkiye kendi içinde kan kaybederken, İran bölgede kendi gücünü pekiştirmeye devam ediyor. Ne hazindir ki bizde de hala İrancı anlayışta olan ve İran-Türkiye ilişkilerinde her daim İran’ın yanında olan bazı gruplar ve kişiler vardır. Bunlar İran’ın içimizdeki ajanlarıdır. İran ile Türkiye savaşa girse İran’ın yanında yer alırım diyenler unutmasın ki, Türkiye’siz ne İran kalır ne de bölgede huzur ve güven kalır. Bu bağlamda Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını ”yaşanmaz”laştıranlardır…

Kısacası açıkça görülmektedir ki: (Burası çok önemli) ‘’İran, Türkiye’nin anti-IŞİD operasyonlarını önlemek veya geciktirmek için Kandil üzerinden düğmeye basarak, Türkiye’nin sınırlarının içinde kalmasını sağlamaya çalıştı.’’ Türkiye’nin kendi liderliği bünyesinde attığı her adım bölgede İran’ın savunma mekanizmasını ön plana çıkarmasına neden oluyor. Çünkü açık ve net İran bu bölgede kendi etkinliğini ve kendi bünyesinde oluşturduğu liderliğini arttırmak ve korumak için her yolu denemektedir. Bu husus için de geçmişte de olduğu gibi Türkiye’yi kendine tehdit olarak görmektedir. Küresel kaoscuların ve Derin Dünya Devletinin Yöneticileri de İran kartını sürekli diri tutmaktadır. Tıpkı İran’ın bize karşı tuttuğu Terör yani Pkk kartında olduğu gibi…

Ve son söz: ‘’Bu toprakların yegâne unsuru umuttur. O umut ise geçmişte de olduğu gibi Türkiye’dir.’’

KÜRESELLEŞME DOSYASI /// KORAY KAMACI : Küreselleşme İmtihanında Türkiye

Koray KAMACI

Evet sevgili dostlar, İslam Ülkelerinde şiddet, gözyaşı ve kan hat safhada. Tam da böyle bir zamanda Bölgedeki kilit ülke Türkiye üzerinde oyunlar oynanmaya devam ediliyor. Bu kilidi açmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar. İslam Dünyasında ise kapatılan kilidi açacak tek anahtar ise, geçmişte olduğu gibi şimdi de Türkiye’dir. Bu bağlamda bölgemizde çeşitli senaryolar üretilmekte ve bu senaryoların göbeğinde de hiç şüphesiz Türkiye bulunmaktadır.

Son dönemde artan Pkk Terörünün de tam da bu zamanda olmasını iyi analiz etmek lazımdır. En önemlisi de ülke de neredeyse her gün şehit haberleri gelirken, medyadaki ikiyüzlü alçak ve liberal demokrat kisvesi altında açıktan HDP’yi öven gazeteci müsveddelerini de Milletimin iyi görmesi lazımdır. Üstelik bazı kesim ısrarla politikacısı, sözde aydını ile vs. utanmadan HDP propagandası yaparak Türk Milletinin gözünün içine baka baka barış güvercini taklidi yapmaktadırlar. Ama farkında değiller ki bu şekilde hem kelamlarından, hem de kalemlerinden kan akıyor…

Bu arada sözde Kürdistan projesi kapsamında Iğdır’da korkunç bir psikolojik savaş var. Iğdır’da bu konuda kilit noktadadır. Iğdır sadece bugünün konusu değil yarının da konusudur. Bölgede ele geçirmeye çalıştıkları (geçiremeyecekleri) en önemli sınır hattı Iğdır’dır. Iğdır düşerse Türkiye’nin doğudaki kalesi, savunma gücü ve her şeyden önce sınırdaki en önemli merkezi düşer… Bu gerçeği unutmamak lazımdır. Iğdır’da şu an en aşağı 50 tır yakılmıştır. Evet 50 tır. Bölgede Iğdır’lı tırcılardan aldığım bilgilerdir bunlar. Ama medyada ne görüyoruz? 3-5 tır yakılmış gibi değil mi? Bu ne demektir? Soruyorum siz bu ne demektir? Iğdır’ın dışında bile olsa, Iğdır plâkalı bir tır gördükleri anda durduruyorlar ve kendi adamları değilse, yani Azeri Türklerinin tırlarıysa hemen yakıyorlar. Oyun açık değil midir? Iğdır’lı Türkleri Iğdır’dan sürmek istiyorlar. İkinci bir Kerkük yaratmak istiyorlar. 2011’deki Iğdır’da oy kullanan seçmen sayısı 80.000 civarındaydı. 2015’te ise 97.000 civarında. Bu 17.000 oyun hepsi Hdp seçmenidir ve Iğdır’ın yerlileri değildir inanın. Hatta Iğdır’dan sürülen 2000 bin civarındaki Azeri Türkü kamu personelini de düşünürseniz Hdp 4 senede Iğdır’a, Iğdır dışında 20.000 civarı seçmen taşımıştır. Devlet bunu görmüyor mu? Bu stratejik noktayı kurtarmak için niye girişimde bulunmuyor? Ayrıca bölgede halkın doğal lideri olan İsa Yaşar Tezel Iğdır’ı Iğdırlılar ile beraber kurtarmak için olanca gücüyle çalışıyor ama devlet görmüyor ne yazık! Iğdır’ı ancak İsa Yaşar Tezel gibi candan, içten ve yüreğiyle çalışan bir vekil kurtarabilir. Bunun için Iğdırlıların ve Iğdır’ın İsa Yaşar Tezel’e sonuna kadar destek olması lazımdır.

Hal böyle iken Devletin bütün imkânlarını kullanarak taşeron örgüt olan Pkk’ya destek olan HDP Milletvekilleri için de hala hiçbir şekilde bırakın soruşturmayı bir uyarı dahi gelmemesi de tam bir akıl tutulmasıdır. Sahi bize ne oluyor? Biz bu kadar duyarsız olamayız olmamalıyız… Cennet ülke Türkiye’yi kana bulayan Pkk ve onun işbirlikçilerini lanetliyorum. Ayrıca benim vergilerimden maaş alan ve Terör örgütü Pkk’ya destek olan yardım, yataklık yapanlara da hakkımı helal etmiyorum.
Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini en aza indirmek için çalışan Derin Dünya Yöneticileri en kritik ve en olmadık zamanda Pkk kartını açıktan oynamaya başladı. Bu bağlamda Derin Dünya Yöneticilerinin bölgede yaptıkları her hamlenin merkezinde hiç şüphesiz Türkiye var… Türkiye’yi Ortadoğu’da hiç olmadığı kadar önemli bir sınav beklemektedir. Bu gerçek noktasında unutmamamız gereken en önemli şey ise birlik ve beraberlik içinde olmamızdır.

Bugün artan Pkk Terörünün arkasında başta Küresel Kaoscular yani Derin Amerika ve gözünü hem Ulusalcılara hem de Küreselcilere kırpan İran var! İran-Batı anlaşması sonucunda İran’ın ‘’Büyük İran Hayali’’ artmış durumdadır. Daha önce de dediğim gibi yazılarımda da belirttiğim gibi Türkiye’nin bölgesel güç olması İran’ın bütün planlarını ve çıkarlarını zedelemektedir. Olaya bu bağlamda geniş perspektifli bakmakta yarar var. Bölgede artık köklü değişimler var. İran-Batı anlaşması bu zamanda tesadüf değildir…

Düğmeye tam olarak basıldı. Kaos Düzenin Mimarları artık geri dönüşü olmayan kararlar aldılar. Bu bağlamda psikolojik savaşlara dikkat! İkiyüzlü Batılı Devletler üç maymunu oynamaya devam ederken, mazlumların umudu Türkiye’nin yeniden dirilişine ve ayağa kalkmasına çok ihtiyaç vardır. Bu karanlık ve Derin operasyon karşısında sağlam ve tutarlı karşıt hamleler geliştirmeliyiz. Türkiye çok hassas ve önemli bir süreçten geçiyor.Bu süreçte topyekün Devlet kurumları da dahil birlik ve beraberlik içinde olmamız lazımdır.

Artık Misak-ı Milli sınırları içinde düşündüğümüz yeter! Artık Küresel düşünüp, küresel hamleler yapmanın zamanı geldi… Türkiye’nin küresel bakış açısı ve küresel düşünme yetisinin artması lazımdır. Eğer Millet olarak büyük ve güçlü Türkiye’yi ve yeniden dirilişi yeniden şaha kalkmayı istiyorsak buna mecburuz. Kurumlarımız Sevr Sendromundan çıkmaya başlayıp, savunmaya yönelik hamleler değil taarruza yönelik hamleler yapmalıdır. Bu manada küresel güç olmanın en önemli hususlarından biri de, küresel lobi faaliyetlerinde etkin olmaktır. Lobicilik konusu gayet önem arz etmektedir.

Küresel Türkiye’nin en büyük küresel sorunu olan Pkk Terörünü artık yerin dibine gömme vakti gelmiştir. Bu bağlamda Teröristle mücadele ederken en önemlisi Terörle mücadele etmeliyiz. Yani Teröre psikolojik veya lojistik kim destek veriyorsa mücadeleye bu şekilde de devam etmeliyiz. Bu ister Milletvekili olsun ister bürokrat, isterse de gazeteci veya iş adamı her kim olursa olsun ama hem kanunlar önünde hem de Milletin vicdani takdiri ile cezası verilsin.

Artık açıkça görülmektedir ki kişilerin, çıkarlarını bahane ederek birbirlerinin kuyusunu kazarken çıkardıkları topraklar, maatteessüf ülkemizin istikbalinin üzerini örtmektedir.

Ve son söz: ‘’Derin Milletin derin sessizliğinden korkun. Bu halk belli olmaz, otuz sene susar da bir gün gelir bağıracağı tutuverir’

DERİN DEVLET DOSYASI /// KORAY KAMACI : 6-7 Eylül Olayları

Koray KAMACI

6-7 olayları Türk Siyasi tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Olaylar sadece Türkiye’de değil diğer Ülkelerde de yankı uyandırmıştır. ABD’nin Akdeniz’de yerleşme planları, müttefiki İngiltere engeline takılır. Türk basınında yazar çizer takımına büyük para akıtan CIA, İstanbul bürosunun talimatı ile ‘’Kıbrıs’’ konusunu gündeme alır.

Kıbrıs’taki solcu hareketler, ABD’nin ve batı dünyasının çıkarlarını tehdit etmektedir. ABD’nin maaşlı basın yazarları, kısa sürede Türk insanını patlamaya hazır bomba haline getirir. İstanbullular Eylül ayı başında gazetelerde gördükleri manşetlerle patlama noktasına gelirler. Gazetelerin tümü, Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığını yazarlar. Bu haberleri, Kıbrıs Türktür Cemiyeti Genel Sekreteri Kamil Önal ve İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği Başkanı Bahaddin Erton’un demeçleri izler: ‘’ Bu bomba, bardağı taşıran son damla olabilir.’’ , ‘’Mukaddesata el uzatanlara bunu pahalıya ödeteceğiz.’’ derler.

6-7 Eylül 1955 olayları böylece yavaş yavaş başlar. Rum ve diğer gayrimüslim vatandaşların yoğun olarak yaşadığı Beyoğlu, Karaköy, Tünel, Kurtuluş, Adalar ve Kumkapı’da başlayan eylemler genel bir tahrip ve yağmaya dönüşür. Bilanço oldukça ağırdır:

O dönemde adı MAH(Milli Amele Hizmet) olan istihbarat örgütünün kontrolünde bulunan Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği gibi örgütler, Polis destekli eylemlerde fiilen önderlik yaparlar. Eylemler son derece planlı bir biçimde gerçekleştirilir ve 52 yerde aynı anda yangın çıkarılır.

Tarih ve Toplum Dergisi’nde (DP Milletvekili, Bakan) Fuat Köprülü bir röportajın da derki; ‘’Kanaatim odur ki, bombalama hadisesi de tertiptir ve bizzat tertipçisi Menderes’tir. 1957’de DP’den istifa etmeden önce, benimle görüşmek isteyen Celal Bayar’a, 6-7 Eylül hadiselerinden de bahsettiğim zaman, bana şu cevabı vermişti’’: ‘’Mamafih bu hadiselerin çıkışı iyi oldu. Arkadaşlarda aynı fikirde.’’ Köprülü 6-7 Eylül’deki yabancı parmağına da dikkat çekiyor: ‘’Milli Emniyet Başkanı General Behçet Türkmen, bana o sırada İstanbul’da bulunan Amerikan İstihbarat şefi (CIA Başkanı Ailen Dulles), eski Hariciye Nazırı’nın (John Foster Dulles) kardeşinin gördüğü vaziyet, tahribat şekillerinin tamamıyle komünist tekniği ve usullerine uygun olduğunu ifade etmiştir.’’

Yassıada duruşmalarında, olaylardan sorumlu görülerek yargılanan İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, İzmir Valisi Kemal Hadımlı, verdikleri ifadelerde: ‘’ Atatürk’ün Selanik’teki evini bombalayan Hasan Uçar, Mehmet Ali Balin ( Başkonsolos), Mehmet Ali Tekinalp (Konsolos Yardımcısı) ve Oktay Engin’’ olduğunu söylerler. Bombaları Türkiye’den Selanik Başkonsolos Yardımcısı Mehmet Ali Tekinalp 15 Temmuz 1955’te getirmiş; Başkonsolos Mehmet Ali Balin’in talimatı ve Selanik Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Yunan uyruklu, TC. burslu Oktay Engin’in azmettirmesi ile Yunan uyruklu Gümülcine Türklerinden Kavas Hasan Uçar atar. TC Hükümetinin başvurusu ile Diplomatik dokunulmazlıkları olduğu için Konsoloslar kovuşturulamaz.

Hasan Uçar, 2 yıl hapse mahkum olup cezasını çeker, Oktay Engin ise bir süre tutuklu kaldıktan sonra 20-21 Eylül 1956’da Türkiye’ye sığınır. Mahkum olduğu 3 yıl 6 aylık hapis cezasının geri kalan 2 yıl 9 ayını yatmak üzere Yunanistan’a iadesi istenir. Fakat bu istek, Türkiye tarafından reddedilir. Oktay Engin, kısa bir süre sonra Türk Vatadandaşlığına kabul edilir ve kendisi ile ailesine hükümet tarafından çeşitli yardımlarda bulunulur. Bu kişi, 8 Şubat 1992 günü, Emniyet Genel Müdürlüğündeki görevinden Nevşehir Valiliğine tayin edilir.

Yıllar sonra bir dergiye açıklamalarda bulunan General Sabri Yirmibeşoğlu, olaylarla ilgili şunları söyler: ‘’6-7 Eylül olayları da Özel Harp Dairesinin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.’’

Evet, sevgili dostlar Türk Siyasi Tarihinde önemli bir yer tutan 6-7 Eylül olayları kendi gizemi ile birlikte Tarihin derinliklerinde kendine yer bulmuştur. Netice itibari ile yaşanan olaylarda ‘’Psikolojik Savaş’’ son derece etkili bir biçimde oluşturulmuştur. Türkiye’de yaşanan bu ve benzeri olaylarda Dış güçlerin içteki yapılanmaları maalesef düzgün bir şekilde deşifre edilememektedir. Ülkemizde çıkan iç çatışmalar ve benzeri olaylarda olayı yapanlardan çok azmettirenleri iyi analiz etmek gerekir. Türkiye kendi içindeki bu karanlık odaklara ve bunların yerli işbirlikçilerini mutlaka deşifre etmelidir. Türkiye’nin üstünde oynanan olaylar ve yapılan planlar asla bitmez lakin bunlara karşı Ülke olarak kurumlar olarak uyanık ve tetikte olmalıyız. Önümüzdeki dönemlerde de yeni oyunlar sergilenecektir şüphesiz! Bu minvalde karşıt hamle geliştirip, Psikolojik Savaşı dış güçlerden daha önde ve etkili yapmalıyız. Bu arada kulağıma gelen IŞİD ile ilgili önemli bilgiler var. IŞİD’in Türkiye’deki bazı hücre evlerinde Türkiye’ye karşı eylem için hazırlıklar yapılıyor. Türkiye bu aralar özellikle sınır karakolları ve sınır kentlerinde iyi önlemler almalıdır. Hiç şüphesiz önümüzdeki dönem İstihbarat savaşlarının yoğun olarak yaşandığı dönem olacaktır.

Ve son söz: ‘’Bu bölgede İstihbaratı kuvvetli olan Devlet söz sahibi olur’’

İRAN DOSYASI /// KORAY KAMACI : İran’dan Türkiye’ye Terör Kozu

Koray KAMACI

Son günlerde Ortadoğu’da güçler savaşı iyice kızışmış durumdadır. Bu güçler savaşının da tam ortasında şüphesiz Türkiye bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin Ortadoğu’daki önemli hamlelerinin karşısında ise sürekli İran vardır. Çünkü İran Ortadoğu’da kendi gücünü asla düşürmeme ve Türkiye’nin Ortadoğu’da güçlenmesini istememektedir. Her ne kadar pek çok konuda İran ile işbirliği konusunda önemli adımlar atılsa da, aslında İran ile Türkiye ilişkileri İran yönünde hep bir soru işareti barındırmıştır.

Özellikle son dönem Suriye olaylarında İran bölgede aktif rol alarak bu konuda Türkiye’nin müdahalesini en aza indirmek için yine terör kartını oynamaya başlamıştır. İran”ın PKK yaklaşımında Türkiye”yi rahatsız edici gelişmeler söz konusudur. İran’ın PYD’ye silah yardımı yaptığı ve Suriye’de PYD’ye İran’dan silah yardımı yapılmaya başlandığı iddiaları son dönemde iyice belirginleşmiştir. PYD geçen günlerde Şam’da irtibat bürosu açtı. İran büronun açılmasında aracı oldu. Özellikle Haseke’de PYD’nin silahlı gücü YPG’ye İran’dan silah yardımı yapıldığı da son günlerde ortaya çıkmıştır.

Haziran ayında Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde yapılan görüşmede KYB’nin Suriye’deki uzantısı KYB-Suriye ile YPG temsilcileri bir araya geldi. Suriye’nin kuzeyinin geleceği ile YPG-İran arasında iletişim kanalları açılması ele alındı. Bu son derece önemli bir hamledir. İran bölgede kendi etkinliğini bir hayli arttırmaya çalışırken, Türkiye’nin de aleyhine bazı uygulamalara girişmiştir. Hal böyle iken yukarıda da behsettiğimiz gibi Türkiye’nin bölgede yaptığı önemli hamleler de İran terör kartını oynamaktan vazgeçmiyor.

Özellikle son dönemde Türkiye’nin Pkk konusunda yaptığı operasyonları dahi eleştiren ve bu konuda yine Pkk kartını oynayan İran, Ortadoğu’da ‘’Büyük İran Hayali’’ adı altında gücünü arttırmak için sahada çalışmalarına devam etmektedir. Özellikle General Kasım Süleymani sahadaki en önemli komutanlarındandır. Psikolojik olarak da yıpratma taktikleri uygulamaktadır. İran Ortadoğu’daki mücadelesinde her ne hikmetse mezhepsel (Şiilik) kartını oynarken, Kafkasya ve Orta Asya’da ise Farisilik (Milliyeçilik) kartını oynamaktadır.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 26 Temmuz 2015 günü sözde İran Kürdistanı’nı ziyaret etti ve şöyle dedi: “Orta Doğu’nun bütün Kürtler’ini IŞİD ve EL Kaide’ye karşı korumaya kararlıyız.” Ruhanin bu açıklaması gayet önemlidir. Bölgede Türkiye’nin aleyhine her oluşuma açıktan veya kapalı olarak destek vermektedir. Türkiye bu konuda son derece uyanık olmalıdır. Peki ama Pkk’nın İran kolu PJAK’a karşı son derece amansız operasyonlar yapan İran, ne oldu da şimdi PJAK ile ve Pkk’nın diğer unsurları ile anlaşma içine girmiştir. Artık açıkça görülmüştür ki Batı ve ABD ile yapılan Nükleer Anlaşma ile İran eksenli köklü bir değişme gidilmektedir. İran-Batı anlaşmasıyla Şii İran’ın yerini Fars İran almıştır… Derin Dünya Yöneticileri, bölgede İran eksenli köklü bir değişime hazırlanıyor…

Evet sevgili dostlar açıkça görülmektedir ki birileri Türkiye üzerine karanlık planlar kurarken, Türkiye kendi içinde kan kaybederken, İran bölgede kendi gücünü pekiştirmeye devam ediyor. Ne hazindir ki bizde de hala İrancı anlayışta olan ve İran-Türkiye ilişkilerinde her daim İran’ın yanında olan bazı gruplar ve kişiler vardır. Bunlar İran’ın içimizdeki ajanlarıdır. İran ile Türkiye savaşa girse İran’ın yanında yer alırım diyenler unutmasın ki, Türkiye’siz ne İran kalır ne de bölgede huzur ve güven kalır. Bu bağlamda Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını ”yaşanmaz”laştıranlardır…

Kısacası açıkça görülmektedir ki: (Burası çok önemli) ‘’İran, Türkiye’nin anti-IŞİD operasyonlarını önlemek veya geciktirmek için Kandil üzerinden düğmeye basarak, Türkiye’nin sınırlarının içinde kalmasını sağlamaya çalıştı.’’ Türkiye’nin kendi liderliği bünyesinde attığı her adım bölgede İran’ın savunma mekanizmasını ön plana çıkarmasına neden oluyor. Çünkü açık ve net İran bu bölgede kendi etkinliğini ve kendi bünyesinde oluşturduğu liderliğini arttırmak ve korumak için her yolu denemektedir. Bu husus için de geçmişte de olduğu gibi Türkiye’yi kendine tehdit olarak görmektedir. Küresel kaoscuların ve Derin Dünya Devletinin Yöneticileri de İran kartını sürekli diri tutmaktadır. Tıpkı İran’ın bize karşı tuttuğu Terör yani Pkk kartında olduğu gibi…

Ve son söz: ‘’Bu toprakların yegâne unsuru umuttur. O umut ise geçmişte de olduğu gibi Türkiye’dir.’’