Etiket arşivi: NECDET BULUZ

TERÖR /// NECDET BULUZ : Bugünlere nasıl geldik?..

NECDET BULUZ

Hükümetin IŞİD ve PKK’ya yönelik aldığı kararları doğru buluyoruz ve destekliyoruz. Devletin zirvesinden “Terörün her kesimi ile mücadele etmeye sonuna kadar kararlıyız” açıklamasını da önemsiyoruz. Ancak, yapılanlarda da geç kalındığının altını çizmek istiyoruz.

Ancak, “Keşke bugünlere gelmeden bu işi baştan çözebilseydik” demekten de kendimizi alamıyoruz. Çünkü AK Parti Hükümeti bir yandan terör örgütü PKK ile “çözüm süreci” adı altında masaya otururken, PKK ve yandaşları güçlendi, silahlandı, büyük kentlere indi.

IŞİD gibi kafa kesen, büyük terör estiren bir örgütle arasına gereken mesafeyi koyamadı.

Dikkat edilecek olursa bugün tehlikeli olan sadece Kandil ve dağdakiler değil, şehirlere inmiş olanlar da buna eklenmiştir.

Bizi takip eden okurlarımız anımsayacaklardır. Yıllardır konu ile ilgili yazdığımız yazılarda, PKK’nın şımartıldığını, güçlendiğini, şehirlerde örgütlendiğini yazmış ve ilgilileri de uyarmaya çalışmıştık. “Çözüm Süreci”nin bir gün çözüleceğini, başarı şansının olmadığını ve bugünleri yaşayabileceğimizi de bu uyarılar içinde vurgulamıştık.

Eğer, bugünlere geldiysek, bizi bugünlere sürüklemiş olanların hesap vermesi gerektiğini düşünüyoruz. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörün azdığı, PKK’nın şehirlerdeki kadrolarının harekete geçtiğini belirterek, konu ile ilgili olarak çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bahçeli “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, teröristlere övgüler düzen, şehitlerimizin kanına giren çürümüşleri kınamaktan dahi imtina eden ve terörle arasına mesafe koyamayan Kandil siyasetçileri hakkında hemen devreye girmeli, hukuku çalıştırmalıdır” diyerek ülkeyi bugünlere sürükleyenden hesap sorulması gerektiğini söyledi.

Bahçeli’nin konu ile ilgili açıklamalarına devam edelim:

“Türkiye bölücü, yıkıcı, ayırıcı, aynı zamanda silah ve şiddete sırtını yaslamış her türlü terör ve cinayet örgütünün hedefindedir. Bu gerçeği akıl ve vicdan sağlığı yerinde olan hiç kimse ihmal ve inkâr edemeyecektir. Bölgesel kaosun şarapnel parçaları, etnik ve mezhebi nitelikli kıvılcımlar ülkemizi beka düzeyinde risk ve tehditlere maruz bırakmaktadır. Bir yanda kafa kesen cani örgüt IŞİD, diğer yanda kafaya nişan alan kirli ve kiralık terör çetesi PKK, kanlı namlusunu aziz milletimize çevirmiştir. Türk milletine açıktan husumet besleyen küresel çevreler; mimarı oldukları vahşet projelerinin, yıkım planlarının kapsamına ülkemizi de dâhil etmenin zaman ve zemin şartlarını oluşturmaktadırlar. Milli huzur ve güvenliğimiz, sınır emniyet ve düzenimiz alçakça icra edilen saldırılara, sürekli tahkim edilen mütecaviz tahriklere maruz kalmaktadır. Nitekim tehlikelerin boyut ve yönü hiç olmadığı kadar yaygınlık ve etkinlik kazanmıştır. Irak ve Suriye’de hüküm süren belirsizliklerin, devamlı derinleşen çatışma ve gerilim atmosferinin çok vahim yankı ve sonuçları birer birer ortaya çıkmaktadır”
Aslında bugünlere adım adım gelmekte olduğumuzu hepimiz görüyorduk. Endişemiz de Türkiye’nin de günün birinde Ortadoğu batağından bir parça haline gelmesiydi. Bugün yaşananlar Türkiye için “Ortadoğu’ya hoş geldin” denilecek boyutlardadır.

Bu durum, ülkemizi güvensiz, endişe edilecek, yatırım yapılamaz, tatil gidilemez sınıfına sokacaktır. Daha çok başka riskler de vardır. Bir başka yazımızda bunlara geniş şekilde değinmeye çalışacağız.

Bahçeli’nin konu ile açıklamalarından bir bölümü daha sizlerle paylaşarak yazımızı sonlandırıyoruz:

“AKP hükümetinin teröre karşı gevşek tutumu, terör örgütleriyle şaibeli, sancılı diyalog ve ilişkileri Türkiye’nin elini zayıflatmakla kalmamış, korumasız, sahipsiz ve güvencesiz bir ülke haline gelmesine hizmet etmiştir. Çözülme süreciyle saldırganlığını takviye eden, moral depolayan, silahlanmasını hızlandırmanın yanında militan açığını da kapatan PKK, yine kan dökmeye, yine can almaya hız vermiştir. Her gün gelen saldırı ve şehit haberleri milli öfke ve infiali alabildiğine tırmandırmıştır. Artık dayanacak, sabredecek, sineye çekecek hal ve takat kalmamıştır. Adıyaman, Ceylanpınar, Kilis ve Diyarbakır’daki acı kayıplarımıza dün akşam saatlerinde yenileri eklenmiştir. Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askeri konvoyun geçişi esnasında daha önceden yerleştirilen bomba yüklü araç ile aynı noktada yere döşenmiş el yapımı patlayıcının militanlarca uzaktan patlatılması, arkasından açılan yoğun ateş sonucu iki Mehmetçik şehit olmuş, dördü de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Tüm itirazlarımıza rağmen, AKP’nin PKK’yla inatla yürüttüğü karanlık müzakereler sonunda ters tepmiş, Türkiye terörün kucağına atılmıştır. Bu kapsamda biriken, bilenen ve beslenen terörist emeller milletimize ağır fatura çıkarmıştır. Süreç ihaneti milli birlik ve kardeşliğimizin temellerine mayın döşemiş, geleceğimize tuzak kurmuştur”

necdetbuluz
http://www.facebook.com/ necdet.buluz

Reklamlar

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : Bir yanda PKK, diğer yanda IŞİD tehlikesi.

NECDET BULUZ

Günün birinde hem PKK terör örgütü, hem de aşırı İslamcı IŞİD’ın kıskacı altında kalacağımızı biliyorduk. Çünkü terör konusunda AK Parti Hükümeti’nden bugüne kadar beklenen adımlar atılmadı. Aksine, PKK şımartıldı, alan kazandı, tehdit boyutu genişledi.

PKK’nın bugünkü konumuna gelmesinde bizi yönetenlerin bugüne kadar takındığı tavır ve tutumlarının da etkili olduğunu söylemeliyiz. “Barış Süreci”nin bir aldatmaca ve uyutma politikalarından öteye gitmediğini ve gitmeyeceğini bugün yaşanan gelişmelerle daha iyi anlıyor ve görebiliyoruz.

Terör örgütü ile başlatılan “açılım” görüşmelerinde bugüne kadar hiçbir yol alınmadığı gibi PKK’nın güçlenmesine katkı sağlandı. Özellikle Güneydoğu’da hem elaman, hem silah yönünden güçlenen terör örgütü, Kuzey Irak’taki faaliyetleri ile de dış güçlerin kara ordusu haline geldi.

Hani silahlar gömülecek, PKK varlığı sınır dışına taşınacaktı ne oldu? Neden sonuç alınamadı? Başlatılan süreç içinde ana beklentilerden biri bu değil miydi?

“Açılım” ile başlayan süreçte dikkat edilecek olursa Türk bayrakları yakıldı, Atatürk heykelleri ve posterlerine saldırılarda bulunuldu, baraj ve yol yapımları engellendi, araç, yol ve kimlik kontrolleri yapıldı. PKK’nın gençlik yapılanması güvenlik güçleri ile çatıştı. Güneydoğu’da yasa dışı gösterilere müdahale edilmedi. İmralı canisi ile görüşmelerden gelen mesajlarla süreç yönetilmeye çalışıldı.

Şimdi PKK ne yapmaya çalışıyor? ABD’yi arkasına alan terör örgütü Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerle koalisyon görüşmelerinde kendi isteklerini ve gündemini dayatmaya çalışıyor. Bu da yetmiyor, Kuzey Suriye’deki “koridor plan”ın bozulmasına karşılık iç karışıklık yaratmayla tehdit ediyor.

Görüyor musunuz geldiğimiz noktayı.

Sonuca bakalım: Ortada halen tehdit unsuru PKK var. Bu PKK, halen Güneydoğu’da terör estiriyor. Yapılan açıklamalarda da devlet tehdit ediliyor. Çatışmaların yeniden başlayabileceği mesajları geliyor.

Biz, konu ile ilgili olarak sürekli yazdık, uyardık. PKK’nın silahlandığını, büyük kentlerde örgütlendiğini, beklenmedik anlarda beklenmedik büyük olaylara ve sabotajlara imza atabileceğini vurguladık. Geçen Ekim olaylarını anımsattık. 3 günde Türkiye’yi cehenneme çevirdiler. Halen bunun yineleneceği endişesini taşımıyor muyuz?

Şimdi Güneydoğu’da yeniden bir ayaklanma başlatılacağı haberleri geliyor. Tehlike yanı başımızda büyüyecek. Bu nedenle Güneydoğu’da askeri hareketlilik başladı. Son dönemlerin en büyük askeri sevkiyatları yapılıyor. “Kirpi” ve “akrep “adı verilen yaklaşık 100 zırhlı araç ve komandoların bulunduğu bir konvoy Şırnak’a gönderildi. Sevkiyatların devam edeceği belirtiliyor.

Ağrı Doğubayazıt’ta PKK mensuplarının bir TIR’ı daha ateşe vererek yakmaları ve yolları tamamen kontrolleri altına almaları bölgede gerilimi artırıyor. Kandil’den gelen açıklamalarda “Bunlar sadece birer uyarıdır. Beklentilerimize cevap gelmezse önce bölgeyi, daha sonra da bölge dışındaki büyük kentleri cehenneme çevireceğiz. Bunun için birliklerimiz hazır bekliyor” deniliyor.

Şimdi gelelim IŞİD tehlikesine:

Geçenlerde IŞİD terör örgütün http://www.darülhilafe.com adlı internet sitesinden Türkiye’ye bir tehdit haberi yayınlandı. Haberde “Baskı ve engellemeler sürerse Türkiye’ye karşı şiddet eylemlerine başlayacağız. Bu eylemler eskisi gibi olmayacak” deniliyor. Sanıyoruz bu tür tehditler bundan sonra da gelmeye devam edecek.

Bu açıklama iki yönden önemsenmelidir:

Demek ki, IŞİD terör örgütü daha önce Türkiye’de bazı eylemlerde bulunmuş. Bu konuda kamuoyuna doyurucu ve tatmin edici açıklamalar yapılmadı. Meydan gelen sabotajların kimlerce yapıldığına dair bilgilerimiz de olmadı.

İkincisi de PKK’nın yanı sıra şimdi IŞİD terör örgütü ile de sıkıntı yaşayacağız demektir. Yıllardır IŞİD tehlikesinin bir gün bizim de kapımızı çalacağından hep endişe etmiyor muyduk?
IŞİD ile ilgili daha önce yazdığımız yazılarda da aynen PKK terör örgütünde olduğu gibi bazı uyarılarda bulunmuş ve “IŞİD’ın uyuyan Hücreleri”nin her an harekete geçebileceğini vurgulamıştık. Özellikle Güneydoğu’da IŞİD’a sempati duyan ve IŞID bünyesinde savaşanların var olduğunun bilindiğini de yazmıştık.

Suriye sınırından IŞİD’cıların geçişlerine göz yumulduğu, bazı IŞİD militanlarının Türkiye’de tedavi edildiği iddiaları vardı. Daha sonra bu örgüte karşı başlatılan “kıskaç hareketi”, örgütün varlığına zarar vermeye başlayınca tehditler de gelmeye başlamış oldu. Böyle bir durumla karşı karşıya kalacağımız belliydi ve bekleniyordu, bizim için de sürpriz olmadı.

Şimdi, bu tehlike ile de karşı karşıyayız.

Zaten iç ve dışta sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Terör örgütleri ile yine baş başa kalacağız ve artık bize hiç kimse destek olmayacak. Belki de dış güçler bizim bu hale gelmemizi istiyor. Bölgedeki hedeflerini rahatlıkla oluşturabilmek için önümüze bu tehdit ve tehlikeleri koyuyorlar. PKK ve IŞİD tehditleri ile bir süre daha bizi oyalayacak gibi bir izlenim edindik.

necdetbuluz
necdetes

SİYASİ DOSYA /// NECDET BULUZ : Muhalefeti küçümsemek.

NECDET BULUZ

Yeni bir koalisyon hükümeti kurulması yolunda görevi alan Davutoğlu Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerle turlara başladı. Biz, 7 Haziran seçimlerinden çıkan sonuçlara göre partilerin bir uyum içinde koalisyon hükümeti kurulmasından yanayız. Daha da açıkçası yeni bir seçimin taraftarı değiliz.

Çünkü seçim sonuçları tek parti iktidarını istemedi. Muhalefete de bir sorumluluk yükledi. “Anlaşın, uzlaşın ve bir hükümet kurun” dedi. Ortada birçok hükümet alternatifi varken, ülkenin yeni bir seçime sürüklenmesi siyasi ve ekonomik açıdan yıkım demektir.

Herkesin, bu sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi gerekiyor.

Ancak, bakıyoruz özellikle AK Parti cephesinden daha koalisyon çalışmaları başlamadan yeni bir hükümet kurulmasına karşı çıkanlar ve “Yeni bir seçim”den söz edenlerin çoğaldığını görüyoruz.

Cumhurbaşkanı, uzlaşmacı olmak, partiler arası çalışmalarda destek olmak yerine sürekli yeni bir seçimi dillendiriyor. “Siyaset çözemezse millet çözer” diyor. Sanıyoruz, milletin 7 Haziran seçiminde verdiği mesajlar iyi okunamıyor. Millet, gereken yanıtı zaten vermiş, yeni bir seçim neyi değiştirecek? Bunun getireceği yükün ağırlığını hesaplayamıyor muyuz?

Yine Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarından da aynı görüşlerin ortaya atılması kurulmasına çalışılan koalisyon hükümetinin önünün tıkanmaya çalışılması anlamına gelmiyor mu?

Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun ilk gün görüşmelere başladı günde Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müzezzinoğlu’nun konu ile ilgili yaptığı açıklamaları çok büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. Müzezzinoğlu, 7 Haziran genel seçimlerinden sonra milletin 5 haftada her şeyi gördüğünü belirterek “Millet gördü ki bunlardan bir cacık olmaz. Ve şimdi milletimiz diyor ki yeni bir seçim daha iyi olacak.” Demiştir.

Müzezzinoğlu, açıklamalarını bu kadarla da sınırlı tutmamış daha sonra iyice coşmuş ve “7 Haziran seçiminin ilk akşamında yüzde 60 blok dediniz ama kimse o yüzde 60’lık bloğu görmedi. Hatta o yüzde 60 bloğun yan yana gösterilmesinden gerçi öyle yüzde 60 blok da yok ama büyütmek için öyle yaptılar. Balon şişiriyorlar ya devamlı balon o da üç gün sürmedi patladı” demiş.

Muhalefeti bir işe yaramayan cacık olarak değerlendirmek, seçimden yüzde 60 oy alan muhalefete ve bu partilere oy veren seçmene hakarettir. Yüzde 60 oy veren seçmeni küçümsemektir, verilen oyları yok saymayı, balon olarak değerlendirmeyi Sağlık Bakanlığı gibi bir makamda oturan bir Bakana bunları söylemeyi yakıştıramadık.

Sağlık sektörü cacığa dönmüş. Bakan, işine bakmalı, sektöre eğilmeli, sağlıktaki sıkıntıların giderilmesi için çaba göstermelidir.

AK Parti, tek başına iktidar olamamanın sıkıntısı çekiyor. Yapılan açıklamalarda da bunu açık biçimde görüyoruz. Millet, artık AK Parti iktidarının tek başına hükümet olmasını istemedi ve seçimde de bu eğilim içinde olduğunu gösterdi. Mutlaka AK Parti tek başına iktidar olacak diye yeni bir seçime gitmenin doğru bir yol ve karar olmayacağı görüşümüzün altını kalınca çizmek istiyoruz.

Bugünkü tablodan birkaç hükümet alternatifi çıkabiliyor. Bu koşullar zorlanmalı ve yeni bir seçim düşünülmeden milletin istediği doğrultuda bir hükümet modeli yapılandırması ortaya çıkarılmalıdır. Bu konuda Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, çalışmaları ve desteği önemlidir. Hükümet çalışmalarına hiç kimse çomak sokmaya çalışmamalıdır.

Millet yeni bir hükümet bekliyor. İş dünyası yeni bir seçimden yana değil. Milletin de yeni bir seçime sıcak bakmadığını yapılan çeşitli kamuoyu araştırmaları sonuçlarından görmekteyiz.
İç ve dış sorunlar yumağı giderek büyüyor. Hükümet kurma çalışmaları ne kadar gecikirse, yeni bir seçim söylemi ne kadar etkili olmaya başlarsa sıkıntıların da o derece artacağı görülecektir. Bu nedenle herkes bu süreç içinde sorumlu davranmaya ve hareket etmeye mecburdur.

Ülkemizin geleceği, her şeyin önünde olmalıdır.

7 Haziran seçimlerinden sonra sürekli olarak muhalefeti suçlamak, küçümsemek ve millet iradesini yok saymak büyük bir yanlıgıdır.

AK Parti kurmaylarının ve Cumhurbaşkanı’nın yeni bir seçimden yana tavır içinde olmaları, bugünkü tabloyu beğenmemelerinden kaynaklanıyor. Kısacası yüzde 60 oyu kabullenemiyorlar. Yeni bir seçimle AK Parti’nin tek başına hükümet kurabileceği sayıya kavuşabileceğinin hesapları yapılıyor. Çünkü zaten kaybetmişler, bundan sonra da kaybedecek bir şeylerinin düşünüyorlar.

Yeni bir seçim macera olur, ekonomik açıdan yıkım olur. Bunun hesaplarının iyi yapılması gerekiyor. Kaldı ki, millet yeniden önüne konulacak sandıkta bugünkü tabloyu nasıl değiştirecek bunu görmek de mümkün değildir.

Bize göre yeni bir seçime gitmek, millet iradesine saygısızlık olacaktır. Seçmen eğer bunu bizim düşündüğümüz gibi değerlendirirse, yeni bir seçimin sonuçlarının çok daha değişik çıkabileceğini de görmek gerekiyor.

Bu arada hemen şunu da söylemeliyiz:

Konu sadece AK Parti konusu değildir. Muhalefet partileri de seçmenlerinin verdiği karar doğrultusunda hareket etmek, beklentilere yanıt vermek durumunda olduklarını unutmamalıdır. Sorumluluk herkes ve her parti için geçerlidir.

necdetbuluz
necdetes

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : Amerika’nın IŞİD ile mücadele aldatmacası.

11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir iftar programında yaptığı konuşmada bölgemizdeki tehlikeler değinerek “Türkiye artık Ortadoğu politikalarını gözden geçirmek durumunda” diyerek olası gelişmelere dikkat çekmiştir. Özellikle çok sürpriz gelişmelerin de olabileceğini belirten Gül’ün şu sözlerinin altını çizmek istiyoruz:

“Açıkçası Ortadoğu Arap politikalarımızı daha gerçekçi bir şekilde gözden geçirmenin faydalı olacağı kanaatindeyim. Bölgede çok başka bir gelişme de söz konusu. Büyük bir kaos ortaya çıkınca, bu kaosun içerisinden hiç tahmin etmediğimiz sürprizlerle karşı karşıyayız. Görüyorsunuz terör örgütleri, terör olayları önü alınamayacak şekilde gelişmeye başladı.

Bunların bir kısımları maalesef İslami başlıklar taşıması, İslami motiflerle anılması bütün dünya için ve özellikle de Müslümanlar için çok büyük tehlikeler arz etmekte…”

Bu sözlerin ardında saklı olan gerçeklerin var olduğunu sanıyoruz. Çünkü bölgede İslamiyet adına yapılan cinayetler, Müslümanların birbiri ile çatıştırılması ve önü alınamayan terör olayları Türkiye’nin etrafını çepeçevre çevirmiş durumda bulunuyor.

IŞİD’ın bir Amerikan politikası olduğunu artık bilmeyen kalmadı. IŞİD bahanesi ile bölgeyi bir yangın yerine çeviren Amerika ve dış güçler özellikle Arap-Kürt çatışmalarını destekliyor.
Amerika, dikkat edilecek olursa bölgedeki her türlü askeri harekâtı IŞİD’i bahane ederek gerçekleştiriyor. Ama görüldüğü gibi IŞİD halen ayakta ve istediği gibi hareket edebiliyor.

Şunu da vurgulayalım:

Amerika’nın derdi IŞİD değil, bölgede PYD’nin Kuzey Suriye’de koridor oluşturmasıdır. Savaşın da Arap-Kürt çatışmasına dönüp dönmeyeceğidir. IŞİD’ın görevi bölgeyi karıştırmak, Türkiye’yi de tehdit altında bulundurmaktır. Bu örgüt, bu desteği nereden alıyor? Bu kadar gücü var mı? Amerika gibi süper bir güç, IŞİD’ı istediği anda bitiremez mi?

İşte bütün mesele, IŞİD ile mücadele altında Amerika’nın bölgedeki hedeflerine ulaşması meselesidir. IŞİD’ı bizim için de tehlike gösteriyorlar. Bu örgüt ile mücadeleyi etkinleştirmek için de İncirlik ve Diyarbakır üslerini kullanmaları gerektiğini belirtiyorlar.

11.Cumhurbaşkanı Gül’ü seversiniz veya sevmezsiniz bu başka şey. Ancak, Gül, etrafımızda dönenleri çok iyi analiz edebiliyor. Bazı kokuları aldığını da sanıyoruz. “Ortadoğu ve Arap politikalarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Hiç tahmin etmediğimiz sürprizlerle karşı karşıyayız” derken, önemli bir uyarıda bulunuyor.

Gül’ün konuşmasından şu notları da sizlerle paylaşalım:

“Türkiye’nin etrafında olup bitenler, bunların hepsinin neticeleri bizi de yakından etkilendirecek olaylardır. Her şeyden önce İslam ülkelerinin, kardeş ülkelerin, Ortadoğu ülkelerinin, komşu ülkelerin içinde bulundukları acı hepimizin acısıdır. Üzülerek görüyorum ki, maalesef birçok Müslüman ülkenin bel kemikleri adeta kırılmış vaziyettedir. Irak’ın, Suriye’nin…

Bunlar şüphesiz ki çok acı vericidir. Milyonlarca insan acı çekmektedir, milyonlara insan kendi yerinden, yurdundan göçmen haline gelmiştir. Sadece Türkiye’de 2 milyon insanın olduğunu düşünürseniz, bunun ne büyük bir acı olduğunu hepimiz yakından idrak ederiz. Tabi ki müteşekkiriz hükümetimize. Ama şu bir gerçek ki; hiç kimse kendi yurdunda, evinde duyduğu hazzı ve huzuru başka bir yerde duyamaz. Etrafımızdaki yangın, ateş ister istemez bizi de ısıtmakta. Bunun için hepimizin çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Rejimler, hükümetler, siyasetçiler bunlar gelir geçer. Ama eğer devlet parçalanırsa, eğer ülkelerin bütünlüğü giderse esas tehlike buradadır. Maalesef komşumuzda da olanlar budur. Henüz Filistin meselesi çözülmemişken, henüz Ortadoğu’da kalıcı barış sağlanmamışken bu İslam ülkelerinin kendi kendilerini tüketiyor olması çok büyük bir acıdır. Bu bakımdan inanıyorum ki Türkiye olarak bu ülkelere yardımcı olmak durumundayız”

Hükümetin Suriye politikalarındaki yanlışlığı Gül’ün Cumhurbaşkanlığı dönemindeydi. Bu politikaların uygulanmasında Gül’ün hiç mi katkısı olmadı? En azından frenleyici bir tutum izleyebilirdi. Yine de bugün bunun yanlışlığının görülmüş olması da önemlidir. Gül, bu yanlış politikaları görmüş, etrafımızda oynanan oyunların farkına varmış ve bu uyarılar da yapmak durumunda kalmıştır.

Dikkat edilecek olursa, Gül açıklamalarında doğrudan Amerika’yı hedef almıyor. Ancak “İslam ülkeleri kendi kendilerini tüketiyor” diyor. İslam ülkelerinin kendi kendilerini tüketmesini kim istiyor, kim körüklüyor? Bunun adresi ve adı bellidir.

Konu ile ilgili bir not daha düşelim:

Özgür Suriye ordusu (ÖSO)’nun eğit-donat çalışmaları başladı. Eğitilenler IŞİD ile mücadele için Suriye’ye gönderilecek. Türkiye, bunların Esad’ın devrilmesinde de kullanılmasını istedi ama Amerika reddetti.

İşin ilginç yönü de Amerikan ordusunun eğitime katılmak için müracaat eden 7 bin Suriyeliden sadece 60 tanesini eğitime almış olmasıdır. Bu da Amerika’nın IŞİD ile bir mücadele derdinin olmadığını eğit/donat ile de dünya kamuoyunun gözünü boyamak istediği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Bütün bu gelişmeleri alt alta koyduğumuz zaman 11.Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamalarının önemli olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü etrafımızdaki yangın giderek büyüyor ve bizi de hızla içine çekmek üzeredir.

necdetbuluz
necdetes

SİYASİ DOSYA /// NECDET BULUZ : Bu koşullarda Hükümet kurulabilir mi ?..

NECDET BULUZ

Cumhurbaşkanı’ndan Hükümeti kurmakla görevlendirilen Davutoğlu, şimdi turlara başlayacak. Özellikle CHP ya da MHP ile bir koalisyon Hükümeti kurmayı hedeflediklerini söyleyen Davutoğlu “Her iki partiye de eşit mesafedeyiz” diyor.

Ancak, muhalefet cephesine baktığımızda her iki partinin de bazı isteklerde ısrarcı olduğunu görüyoruz. Ortaya konulan koşullar, kurulması hedeflenen hükümet için bir engel oluşturur mu buna bakacağız.

Öncelikle söylemek istediğimiz şudur:

Davutoğlu, samimi olmak, muhalefetin istekleri karşısında fazla bir direnç göstermemek durumundadır. Çünkü muhalefetin istekleri öylesine kabul edilemeyecek kadar engel oluşturmayacak istekler olarak görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasal çizgiler içine çekilmesi, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının araştırılması, “Çözüm Süreci”nin sonlandırılması (Bu konuda MHP ısrarcı) muhalefet cephesinin istekleri içinde yer alıyor. Bunlar, yerine getirilemeyecek istekler mi? Kaldı ki, seçmen 7 Haziran’da oyunu verirken, bu konuların da gündeme getirilmesini istemiştir.

Millet 7 Haziran seçiminde “tek adamlık ve diktatörlüğe” izin vermemiştir. Bunun anlamı Cumhurbaşkanı’nın Anayasal sınırlarına çekilmesi demektir. Muhalefet de millet adına şimdi bunu istiyorsa burada bir yanlışlık mı var?

Hükümeti kurmakla görevlendirilen Davutoğlu, şimdi kalkıyor hem “Ülke hükümetsiz kalmasın, bir koalisyon Hükümeti kuralım” diyor. Hem de temaslara başlamadan muhalefete kapıları kapatıyor.

Ne diyor Davutoğlu:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan her şey bizi de hedef almış demektir. Erdoğan’a asla dokundurtmayız. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları konusu kapanmıştır. Geçmişin hesapları geçmişte kalmıştır asla yeniden açılmaz. “Çözüm süreci” devam edecektir.”

Hükümeti kurmakla görevlendirilen Davutoğlu bu açıklamaları ile hem muhalefet üzerinde baskı kurmaya çalışıyor, hem de bir hükümet kurma koşullarını ortadan baştan kaldırıyor. Görebildiğimiz kadarı ile Davutoğlu halen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gölgesinden kurtulamamıştır.

Bu düşünce ve görüşün altında yatan “Yeni bir seçim”in önünün açılması olayıdır. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Davutoğlu’nun Erdoğan’ın çizgisinden kurtulamadığı ve Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi yeni bir seçime götürme çalışmalarında yanında yer alacağını gösteriyor.

Seçmen, muhalefete görev vermiştir. AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının önünü tıkamıştır. Muhalefet, seçmenin kendilerinden beklentilerine kurulacak bir hükümetle yanıt vermek durumundadır. Bugün, ortaya konulan koşullar aslında milletin de beklentileri olarak değerlendirilmelidir.

Süreci muhalefet partileri iyi yönetebilirlerse koalisyon hükümeti kurulsun veya kurulmasın ortaya çıkacak tablonun sorumlusunun Cumhurbaşkanı ve hali ile AK Parti olduğunu millete anlatabilirler. Aksi durum, muhalefetin yıpranmasına neden olacak gibi görünüyor.

Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı açıklamada “Temennim, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartların hassasiyetine uygun şekilde yeni hükümetin bir an önce kurulmasıdır. Bu konuda bütün partilere sorumluluk düşüyor. Bugün Türkiye’nin geçmişini tartışan değil, mevcut sorunların çözümü ve geleceğin inşası konusunda irade ortaya koyacak bir koalisyon hükümetine ihtiyaç vardır” diyerek muhalefetin eski defterleri karıştırmaması gerektiğini anımsatıyor.

Zaten, kamu araştırma gruplarının ard arda yaptıkları anketlerden çıkan sonuçlar da bu söylediklerimizi doğruluyor.

Muhalefet partileri seçim meydanlarında seçmenlere çeşitli vaatlerde bulundular. “Kırmızıçizgiler” olarak yukarıda değindiğimiz konular bunlardan bir kısmıdır. Bunun dışında verilen bazı sözler daha var. Bunların gerçekleşmesi gerekiyor. Olmadığı takdirde, ya da muhalefetin AK Parti’nin istekleri doğrultusunda hareket etmesinin faturası ağır olur ve bunların cezası da ilk seçimde muhalefete kesilir.

Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının önü açılmayacaksa, “Çözüm Süreci” adı altında ülke bölünmenin eşiğine getirilecekse, Cumhurbaşkanı halen Anayasa’nın kendisi için çizdiği sınırlar içine çekilmeyecekse, kurulacak hükümet eski AK Parti’den farklı mı olacak? “Koalisyon” adı altında yeni bir AK Parti iktidarı iş başına getirilmiş olmayacak mı?

7 Haziran seçim sonuçlarını iyi analiz edecek olursak seçmenin böyle bir şey istemediğini de açık biçimde görmüş oluruz.

Bu koşullar altında muhalefet partileri bir koalisyon hükümeti içinde yer alır mı? Hiç kuşkusuz almayacaklardır. Almadıkları takdirde Cumhurbaşkanı ve Davutoğlu muhalefeti suçlayıcı açıklamalar yapacak, muhalefeti “oyun bozanlık” yapmakla millete şikâyet edecektir.

Muhalefetin bu tuzağa düşmemesi gerekiyor.

Ülkenin sorunları çok. Hem iç, hem dış sorunlar yumağı giderek artıyor. Yeni bir seçim demek, ekonomimizi daha da sıkıntıya sokacak adımın atılması demek olacaktır. Milletin beklentileri var ve bunlar çözüm bekliyor. Yanı başımızda Suriye gerçeği ve sığınmacı sorunu giderek endişeleri artırıyor.

necdetbuluz
necdetes

IŞİD DOSYASI /// NECDET BULUZ : IŞİD konusunda daha kararlı adımlar atılmalıdır.

NECDET BULUZ

IŞİD’a karşı başlatılan mücadelede en çok zararı görecek ülkelerden birisinin Türkiye olacağı hesaplanıyor. Çünkü bunun birçok nedeni var. Güneydoğu’da IŞİD’a sempati duyan, hatta katılanların sayısı azımsanmayacak kadar büyük. Hatta konu ile ilgili yapılan açıklamalarda “Özellikle Güneydoğu’da IŞİD’ın uyuyan hücreleri var” deniliyor. Bu hücrelerin de her an harekete geçebileceğine dikkat çekiliyor.

Suriye sınır boylarımızda güvenliğin tam olarak sağlanamaması da başta IŞİD olmak üzere, birçok terör örgütü üyelerinin rahatlıkla Suriye’ye geçiş yapabilmesine neden oluyor. Bu konuda birçok iddia da var. Suriye’de yaralanan birçok IŞİD miltanının Türkiye’de tedavi edildiği, bazı IŞİD militanlarının kaçarak Türkiye’ye sığındığı da aynı iddialar arasında yer alıyor.
Geçenlerde IŞİD’a karşı bir ihbarı değerlendiren terörle mücadele ekipleri 21 kişinin gözaltına alındığı bir operasyon yaptılar. Operasyon sonunda yapılan açıklamada eli kanlı örgütün eylem taktiklerinin ele geçirildiği belirtildi.

Önce operasyon olayına bir göz atalım:

“İstanbul Polisi, dünyanın dört bir yanında vahşetlere imza atan ve milyonlarca insanı evsiz bırakan tekfirci IŞİD’e yönelik 4 ilde operasyon düzenledi. Hedef adreslerde, bayraklar, pompalı silah ve bol miktarda mermi ele geçirildi. Selefi (Vahabi) inanca göre dünyanın birçok ülkesinde yapılanan ve kısa adı IŞİD olan Irak Şam İslam Devleti adlı örgüte yönelik operasyonu İstanbul Emniyeti’ne bağlı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekipleri, gerçekleştirdi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden elde edilen bilgileri değerlendiren TEM timleri, şafak vakti harekete geçti. İstanbul merkezli Kocaeli, Şanlıurfa ve Mersin’de “eş zamanlı” baskınlar düzenleyen TEM Özel Tim, 21 kişiyi gözaltına aldı. IŞİD’e lojistik destek veren hücrelerde arama yapan dedektifler, örgüte ait bayraklar, bol miktarda mermi, pasaportlar, pompalı tüfekler ele geçirdi. Hücrelerde “eylem taktikleri” içeren dokumanlar da bulundu. Özel Harekât, Çevik Kuvvet, Havacılık Şube’de görevli 730 polisin destek verdiği baskınların İstanbul ayağında, Sultangazi, Pendik, Tuzla. Ümraniye, Bağcılar ve Gaziosmanpaşa’nın da bulunduğu 13 ilçe yer aldı. Militanlarının beynini, “Türkiye’de bir avuç Müslüman var” felsefesiyle yıkayan IŞİD’e bir ayda ikinci operasyonu düzenleyen TEM ekipleri, adreslerde bulunamayan 5 militanın peşine düştü. Gözaltına alınan şüphelilerin örgüte katılmak için çeşitli Avrupa ilçelerinden Türkiye’ye gelen gönüllüleri, aşama aşama Suriye’ye geçirdikleri belirlendi. Ummadıkları bir anda kasklı, yeşil yelekli timleri karşılarında bulan radikal dinci örgüt yandaşları, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan sağlık kontrollerinin ardından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguya alındı. Baskınların ara vermeden devam edeceği öğrenildi. ”
Bu operasyon, Türkiye topraklarında IŞİD tehlikesinin var olduğunu, her an her yerde beklenmedik bir takım kanlı olayların olabileceğini gösteriyor.

Demek ki, IŞİD bizim için çok büyük bir tehlikedir ve bu konunun hafide alınacak tarafı da yoktur. Bu konuda başta ABD istihbarat örgütleri olmak üzere, birçok yerden Türkiye’ye uyarı geldiğini biliyoruz. Özellikle de Suriye sınırlarında önlem alınması istenmiş, IŞİD’ın sınırı rahatlıkla kullandığına dikkat çekilmişti.

Suriye ve Irak’taki IŞİD militanlarına karşı başlatılan mücadelede Türkiye’nin koalisyon içinde yer alması doğru bir karardır. Ancak, bu kararla birlikte, içeride de sıkı önlemlerin alınması, IŞİD militanlarının toplanması, bu örgüte yardım ve yataklık edenlerin tespit edilip, uyuyan hücrelere baskın yapılması kaçınılmazdır.

Şunu söylemek istiyoruz:

Bir yandan sınır dışında IŞİD’a karşı mücadele içinde yer alıp, iddia edildiği gibi sınır içinde IŞİD’ı koruyup kollamak bize daha çok zarar verir. Daha önce CHP’li milletvekilleri Hatay ve Güneydoğu’da konu ile ilgili çalışmalar yapmış, AK Parti Hükümeti’ni IŞİD militanlarına yardım yapmakla suçlamışlardı. Hatta aynı açıklamalar içinde bölgedeki hastanelerde IŞİD militanlarının tedavi edildiği iddiaları da ortaya atılmıştı. Bir başka iddia da Suriye’ye gönderilen bazı malzemelerin dolaylı olarak IŞİD’ın eline geçmiş olmasıydı.

IŞİD düşmansa ve tehlikeliyse sonuna kadar bu örgüt ile mücadele edilmelidir. Bunun orta yolu da yoktur. Bir yandan IŞİD için “Bir Amerikan projesi” diyip, öte yandan bu projeye ilgisiz ve duyarsız kalmamak gerekiyor. Endişemiz, bir gün bu örgütü birilerinin bizim de başımıza bela etmesidir.

Nitekim son yapılan operasyonda ele geçen silahlar, bilgi ve belgeler IŞİD tehlikesinin boyutunu zaten gözler önüne seriyor. Bu örgütün gerektiği zaman nasıl bir tehlike olduğunu gösteriyor. Daha önce Hatay ve bazı bölgelerdeki bombalama olaylarının da bu örgütçe planlandığı da iddia edilmişti.

Sanıyoruz, bundan sonra yeni operasyonlar başlayacaktır. IŞİD ile ilgili içten ve dıştan birçok kanaldan ihbar ve uyarıların geldiği söyleniyor. Biz, IŞİD konusunda daha kararlı adımların atılması gerektiği görüşündeyiz. Özellikle Türkiye’ye sızan militanların çok daha tehlikeli olabilecek eylemlere imza atmasından endişe ettiğimizin altını çizelim.

İstanbul Polisi’nin terör örgütüne yönelik ilk operasyonu ise 27 Haziran tarihinde gerçekleşti. Pendik, Bağcılar, Esenler, Sultanbeyli, Esenyurt ve Sultangazi ilçelerinde önceden belirlenen çok sayıda adrese “eş zamanlı” olarak giren TEM ÖZEL TİM, eyleme hazırlanan 5 şüpheliyi gözaltına almıştı. Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dokuman ile elektronik veriye el konulmuştu.

necdetbuluz
necdetes

AK PARTİ DOSYASI /// NECDET BULUZ : İşte “Teslimiyetçi politika” dediğimiz budur.

NECDET BULUZ

Çoğu zaman AK Parti Hükümeti’ni “Teslimiyetçi politika” uygulamakla eleştirmişizdir. Bugün, özellikle bölgemizde geldiğimiz noktaya baktığımızda bu eleştirilerdeki haklılığımız bir kez daha görülecektir.

Uzaklara gitmeye ve konuyu dağıtmaya gerek yok. Bölgemizdeki gelişmelerde sadece Amerika’nın isteklerini yerine getirmekle yetindik, ama bizim “kırmızı çizgimiz” olarak değerlendirdiğimiz hiçbir isteğimiz kabul ettiremedik.

Şimdi bunlara göz atalım:

Suriye’deki iç çatışmaların boyutu büyüdüğünde 2 milyonu aşkın sığınmacı Türkiye’ye sınırlarını zorladığında müttefikimiz Amerika’dan şu istekte bulunmuştuk:

“Suriye sınırı içlerinde güvenli bir bölge oluşturalım. Burada oluşturulacak kamplarda sığınmacılar kalsın. Bölgenin güvenliğini de birlikte sağlayalım. Uluslar arası yardım kuruluşlarından gelecek yiyecek, içecek ve ilaçlar da insani yardım kuruluşlarınca buradaki sığınmacılara dağıtılsın. Aynı zamanda bu bölge “uçuşa yasak” bölge olarak da ilan edilsin.”

İkinci istediğimize gelince:

“IŞİD ile mücadele edilirken Esad’ın devrilmesi için de Özgür Suriye Ordusu’na olan desteğimiz artsın. Bölgenin, bazı grupların eline geçmesinin de önü böylece tıkanmış olur. “
Bizim için iki önemli nokta vardı. Bunlardan biri sığınmacılara karşı önlem, Esad’ın devrilmesi. Dikkat edilecek olursa her iki konuda da kapılar yüzümüze kapatıldı.

Yine Amerika’nin peşine takıldık, yine Amerika ne istediyse yaptık. PYD’nin IŞİD ile çatışmasında Amerika Kobani’nin düşmesini istemedi, bu istekler doğrultusunda kapılarımızı peşmergelere açıp, Kobani’ye peşmergelerin geçişini sağladık.

Dikkat ediniz, bu bölgede Kuzey Irak modeli bir Kürt bölgesinin oluşmasına destek verdik Şimdi kalkıp, “Bu bizim kırmızı çizgimizdir, yanı başımızda bir devletin kurulmasına izin vermeyiz” diyoruz. Tam bir çelişki ve pişmanlık içindeyiz. İşin ilginç tarafı, bu yanlış politikaları da bir türlü kabul edip, yeni politikalar üretmiyoruz. Daha çok sorunlarla boğuşuyoruz.

Söylemek istediğimiz şudur:

Pazarlık masasına oturduğumuzda her şeyi veriyoruz ama çıkarlarımız doğrultusunda hiçbir isteğimizi kabul ettiremiyoruz. Bunun adı “teslimiyetçi politika” değil de nedir?

ABD Başkanı Obama’nın IŞİD Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral John Allen Başkanlığındaki bir heyet Ankara’da iki günlük bir mesai yaptı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Başkanlığındaki Türk heyeti ile de Suriye’deki gelişmeler masaya yatırıldı. Bu görüşmelerde Amerika İncirlik Üssü’nün kullanılmasını istedi.

Bizim isteklerimiz belli, yukarıda bunlara değindik. Türk heyeti bu istekleri yineledi, bizi dinlediler ama “Siz haklısınız, isteklerinizin yerine getirilmesi gerekiyor” demediler. Her zaman olduğu gibi sadece dinlemekle yetindiler.

Düşündüğümüzü ve olabilecekleri de söyleyelim:

İncirlik Üssü’nü kullanacaklar. Bizim isteklerimizin hiç birini yerine getirmeyecekler. İçinde bulunduğumuz şu ortamda Amerika’ya “hayır” diyebilecek durumda değiliz. Biz buna “Teslimiyetçi politika” diyorsak yanlış bir şey mi söylüyoruz.

Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne:

Amerika, bölgede kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Bizi dinlediği filan yok. Daha öncesine de gidecek olursak, Kobani’ye silah yardımını biz “hayır” dememize rağmen yaptı mı yapmadı mı? Kuzey Suriye’de Kuzey Irak modeli bir Kürt Bölgesinin oluşmasını biz “hayır” dememize rağmen inşa ediyor mu etmiyor mu? Bize de bizden istediği her şeyi yerine getirtiyor mu getirtmiyor mu?

İşte biz de bunları değerlendirip “Teslimiyetçi politika” diyoruz. Keşke isteklerimizi yerine getirtebilsek. Keşke “Teslimiyetçi politika” sözcüğünü ağzımıza almasak. Beklentimiz ülkemizin çıkarlarının ön planda olması ve uygulanan politikaların başarıya ulaşmasıdır.

Suriye politikalarında hangi “kırmızı çizgimizi” koruyabildik? Hangi isteğimizi yerine getirebildik? Ya da Amerika’nın hangi isteğine “hayır” diyerek kesip atabildik? Bir tek örnek var mı?

Obama’nın IŞİD Özel Temsilcisi John Allen’in Ankara’daki görüşmelerini değerlendiren Washington Post “Amerika, Suriye konusunda Türkiye’ye isteklerini kabul ettirdi, masaya getirdiği her şeyi aldı” yorumunu yapıyor. Bunun anlamı İncirlik Üssü’nün kullanımında bir sorun olmadığıdır. Başka hangi konularda anlaşmalar yapıldı bunları bilemiyoruz.

Amerika memnun ama bizim memnun olduğumuzu söylememiz mümkün değil. En azından sayıları 2 milyonu aşan sığınmacılar sorunu nasıl çözülecek? Yeni gelebilecek sığınmacılar için nasıl önlem alınacak? Esad ile olan sorunlar hangi noktaya gidecek? Kuzey Suriye’deki gelişmelerde bizi nasıl bir tehdit ve sorunlar yumağı bekliyor? Bölge nereye sürükleniyor?

Daha açık söyleyelim:

Bölgede yalnız kaldık. İçine düştüğümüz çıkmaz da giderek derinleşiyor.

necdetbuluz
necdetes